KESFET

Knossos: Mitolojinin Tarih İle Buluştuğu Yer

Knossos arkeolojik bölgesi, Ege’de bulunan Girit adasının bugünkü başkenti Kandiye şehrinin güneydoğusundaki bir tepede bulunur. Knossos Tunç Çağı’nda, adını efsanevi Girit kralı Minos’tan alan Minos Uygarlığı tarafından kurulmuştur.

Minos uygar­lığı adada 1500 yıl kadar (MÖ 2600-1100) hüküm sür­müş ve MÖ 18. ve 16. yüzyıllar arasında en parlak dö­nemini yaşamıştır. Knossos, özgün mimarisi, çözülemeyen yazı sistemi ve efsaneleriyle tarihin sayfaları arasında kalmış ancak unutulmamış bir medeniyettir. Antik Yunan’ın en eski medeniyeti ve en eski şehri olan Knossos’un hikayesi tüm şehir yaşamını kontrolü altında tutan bir canavarın hikayesi ile başlar.

Knossos Efsanesi Nedir?

Efsaneye göre Girit Kralı Minos, deniz tanrısı Poseidon’dan bir boğa diler. Poseidon kurban edilmek üzere çok güzel, beyaz bir hayvan yollar. Ancak Minos hayvanı kurban etmek yerine onu kendine saklar ve mandırasındaki hayvanlarla çiftleştirerek damızlık olarak kullanmaya başlar. Minos’un bu davranışı Poseidon’u öfkelendirir. Güzel boğayı sinirli ve saldırgan bir yaratığa dönüştürür. Kralın karısı Pasiphae’yi de boğaya aşık eder. Bu tuhaf beraberlikten, ismi Girit Kralı Minos ile boğa anlamına gelen tauro kelimelerinin birleşmesinden türetilen Girit canavarı olan Minotor doğar.

Knossos’ta boğaya benzer bir tanrıya büyük saygı duyuluyordu.  Öyle ki boğa boynuzları şehrin amblemi haline gelmişti.

Minos barışı korumak için onu Knossos Sarayı’na kapatmaya karar verir. Bu yüzden yetenekli mimarlarından çıkılması imkansız bir labirent inşa etmesini ister. Ancak Minos’un şanssızlıkları bu kadarla bitmez.

Oğlu oyunlara katılmak için gittiği Atina’da öldürülür. Kral, oğlunun öcünü almak için, Atinalılardan her dokuz senede bir, Minotor’a kurban edilecek yedi çocuk ve yedi bakire yollamasını ister. 18 yıl ardından kahraman Theseus bu cezaya son vermeye karar verir. Girit’e gelir ve canavarı öldürmeye kararlı bir şekilde labirente girer. Zorlu bir dövüş sonrasında Minotor’u öldürmeyi başarır.

Minotor ve labirent Roma İmparatorluğu döneminde de popüler­liğini korudu ve bu dönemde de birçok mozaiğin üzerin­
de Knossos labirentinin resmi vardı

Minos’un güzel kızı Ariadne’nin kendisine verdiği kırmızı ipi takip ederek labirentten çıkar. Theseus’un zorlu labirentte yolunu bulması, insanlığın mükemmeliyet yolundaki zorlu yürüyüşünü sembolize eder.

Bu efsanesi. Peki ama Girit ve halkı Minoslular hakkında gerçekten bildiklerimiz nelerdir?

Minoslular çiftçi ve sanatçı; hepsinden önemlisi iyi denizci ve tüccardılar. Denizi bir engelden ziyade bir takas fırsatı olarak görürlerdi. Barışsever insanlardı, toplumları teknolojik olarak gelişmiş ve oldukça yaratıcıydı. Minoslular artlarında birçok yazılı bilgi bıraktılar ama daha çok bilgi için ne yazık ki yazılanın deşifre edilmesini beklememiz gerekmekte. Bu yazılı eserleri okumayı başardığımızda bu medeniyet hakkında daha çok bilgi sahibi olacağız.

Girit’de buluna 4000 yıllık Phaistos Diski bulunduğundan bu yana bilim insanları tarafından anlaşılmaya çalışılıyor.

Halen İtalyan arkeologların koruması altında olan Festos arkeolojik sitesini ziyaret edenler, antik şehirden kalanları görme şansına sahip olurlar. Bölgedeki kalıntılardan anlaşılan, burada ileri derecede gelişmiş, zevkli ve cesur bir mimariye sahip bir uygarlığın yaşadığı.

Girit’in kuzey sahilinde bulunan Knossos Sarayı, Minoslular tarafından inşa edilen 4 muhteşem saraydan en büyüğü. Yaklaşık olarak MÖ 1.700’de inşa edilen bu saraylar, Girit’in 4 küçük krallığının merkezleriydi. 5 katlı bir yapıya sahip olan Knossos Sarayı, hepsi merkezdeki iç avlu etrafına dizilmiş ya­şam alanları, ibadet ve eğlence yerleri, atölyeler ve depolardan oluşan 1.300 odalı bir labirentti.

Knossos’taki sıradışı bölgenin en önemli kısmı, odaları, salonları ve bahçeleriyle 62 500 metrekarelik bir alana yayılan devasa yapı Büyük Sa­ray’dır.

Knossos, Malya, Festos ve Kaktos dahil tüm Girit sarayları, Minosluların Akdeniz çapında gerçekleştirdikleri zeytinyağı, şarap ve kumaş ticaretinden elde edilen gelirle inşa edilmiştir. MÖ 3.000 yıllarında ortaya çıkan Minoslular, Avrupa’daki ilk medeniyeti yaratmış ve geriye sadece büyük saraylar değil, ka­liteli çömlekçilik ve metal işleme yöntemleri de bırakmışlardır. 

Minos uygarlığının MÖ 1.450 yılı civarında çökmesi, Mikenlerin Yunanistan anakarasından ilerleyerek Girit’i ve Mi­nos deniz ticaretini ele geçirmelerine fırsat vermiştir. Bu uygarlığın gerek mimari, gerek sanatsal ve ticari alanlardaki gelişmişliği akıllara bir soru getiriyor: 1500 yıl boyunca Ege’yi egemenliği altına alan bir uygarlık nasıl bir anda ortadan yok olmuştu?

Minos Medeniyeti Uygarlığı Neden Yok Oldu?

Belki de labirente benzeyen çok karmaşık bir yerle­şim planı olduğundan, Minos Sarayı kimi çevrelerce Theseus ve Minotor hikayesinin kaynağı olarak görü­lür.

MÖ 1700-1500 yıllarında Minos medeniyeti en par­lak dönemini yaşıyordu. O zamanlar Knossos ve çevre­sindeki bölge 100 000 kadar bir nüfusa sahipti. Bu dö­nemde Minos yapıları iki önemli büyüklükte deprem at­lattı. Bu depremlerin daha şiddetli olanı tahminen MÖ 17. yüzyılın ortalarında, (ancak bazı tarihçiler MÖ 1450’de olduğunu söylerler), Girit’e yakın Kiklad Adaları’ndan Thera’da meydana gelen büyük bir volkanik patlama sonucu meydana geldi. Bu patlama­nın yarattığı sarsıntı, Hiroşima’ya atılan atom bomba­sından bile daha şiddetliydi ve Thera Adası’nı üç parça­ya ayırdı.

Nihayet MÖ 15. yüzyılın ortalarında, dep­remden kaynaklanan zararlar, Yunan anakarası tara­fından sürekli tekrarlanan işgaller ve ticari ağlarının çökmesinin etkisiyle Minos uygarlığı gerileme dönemi­ne girdi. Minos sistemi çökmüş, onun yerinde Rodos’ta, Kıbrıs’ta ve Anadolu’nun güneybatı kıyılarında koloniler ku­ran Mikenler ortaya çıkmıştır. Minoslulardan 1500 yıl gibi uzun bir süre barış içinde yaşamayı başaran, parlak bir uygarlığın hatırası kaldı. Bu dönem, sanat ve insanlık tarihinde son derece mutlu bir dönem olarak anılır.


Göz atmak isterseniz


Kaynaklar ve ileri okumalar

YolveMacera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu