İlginç Yerler

Truva Savaşı Gerçek miydi? Kayıp Şehrin Ardındaki Efsane

Homeros’un destanlarında anlatılan Truva uzun süre yalnızca bir efsane sanıldı. Ancak Hisarlık’ta yapılan kazılar, bu hikâyenin bütünüyle hayal ürünü olmadığını gösterdi.

Çanakkale Boğazı’na yalnızca birkaç kilometre uzaklıkta, boğazın Anadolu yakasında Hisarlık adıyla bilinen küçük bir tepe yükselir. Antik kaynaklara göre burası Truva’ydı; arkeoloji literatüründe daha sık kullanılan adıyla Troya.

Klasik Yunanlar, Homeros’un Truva’yı gerçekten görüp görmediğinden emin değildi. Ancak onun anlattığı savaşların yaşandığından kuşku duymuyorlardı. Üstelik bu savaşların Hisarlık’ta ve çevresinde gerçekleştiğine inanıyorlardı.

Mitolojiye göre Truva, insanların tanrılara, tanrıların ise insanlara fazlasıyla benzediği bir dünyanın sahnesiydi. Truva Kralı Priamos’un oğlu Paris, dünyanın en güzel kadını sayılan Helena’yı Yunan yurdundan kaçırıp buraya getirmişti. Yunan kralı Agamemnon da onu geri almak için ordusunu Truva’ya sürmüştü.

Kralın oğlu Paris’le kaçan Helen, Truva’nın kuşatılmasına neden oluyor

Savaşın en büyük kahramanlarından Aşil, Paris’in kardeşi Hektor’u burada öldürdü. İlyada’nın sonunda Priamos, oğlunun bedenini geri almak için Aşil’in karşısına çıkar.

Ancak 18. yüzyıldan itibaren bilim insanları bu hikâyeye daha kuşkuyla yaklaşmaya başladı. Bazıları Truva Savaşı’nın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını sorguladı. Çünkü Herodot ile Homeros arasında yüzlerce yıl vardı. Homeros ile onun anlattığı çağ arasında ise daha da uzun bir zaman vardı..

19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde, İlyada ve Odysseia’nın gerçek olaylara dayandığını düşünen bilim insanları azınlıkta kalmıştı. Çoğu araştırmacı için Homeros destanları artık tarihsel bir kayıt değil, büyük edebiyat eserleriydi.

Truva Savaşı Gerçek miydi?

Truva’nın gerçekten var olduğuna inanmaya devam edenlerden biri Frank Calvert’ti. Bölgedeki ABD konsolosu olan Calvert, aynı zamanda amatör bir arkeologdu. 1860’ların ortasında Hisarlık’ta birkaç ön kazı yaptı. Bu kazılarda klasik döneme ait bir tapınağın kalıntılarını ve Büyük İskender döneminden kalma bir duvarı ortaya çıkardı.

Bu bulgular umut vericiydi. Fakat Calvert’i başka bir şeye daha ikna etti: Hisarlık’ın altında tarihin birçok katmanı vardı ve bunları ortaya çıkarmak için yapılması gereken kazı, onun maddi imkânlarını aşıyordu.

1868’de Calvert, Homeros’a büyük bir tutkuyla bağlı olan Alman milyoner Heinrich Schliemann’ı yemeğe davet etti. Schliemann da kısa sürede Hisarlık’ın Truva olduğuna ikna oldu. Üstelik Calvert’ten farklı olarak, bu inancı kazıya dönüştürecek paraya sahipti.

1870’te Schliemann ve ekibi Hisarlık’ta kazıya başladı. Schliemann’a göre Homeros’un Truva’sı çok eski olmalıydı. Bu yüzden kenti bulmak için tepenin derinlerine inmesi gerektiğine inanıyordu. Hisarlık’ın büyük bir bölümünü açtı ve ana kayaya kadar kazdı.

Ancak kazı ilerledikçe kafası karıştı. Çünkü karşısına Taş Devri’ne ait nesneler çıkıyordu. Oysa bunların, Homeros’un anlattığı Tunç ya da Demir Çağı kentinin altında bulunması gerekirdi. Schliemann, Mayıs 1872’de günlüğüne “şaşkın” olduğunu yazdı. Yine de kazmayı bırakmadı.

Mayıs 1873’te ise aradığı şeye ulaştığını düşündü. Gerçekten de altın bulmuştu. Sonradan anlattığına göre, işçilerin altınları görünce nasıl tepki vereceğinden korktu. Onlara o günün doğum günü olduğunu yeni hatırladığını söyleyerek ara vermelerini istedi. Ardından eşi Sophia’yı çağırdı. Sophia, altınları şalının içine saklayarak alandan uzaklaştırdı.

Truva Kazıları Nasıl Gerçekleşti?

Priam’ın hazinesinden bir bölüm

Çift daha sonra hazineyi incelediğinde, bulduklarının Schliemann’ın hayallerini bile aştığını gördü. Altın ve bakırdan yapılmış çok sayıda parça vardı. Schliemann’a göre bu hazine, Kral Priamos’un hazinesiydi. Hatta içindeki takıların Helena’ya ait olabileceğini düşündü. Daha sonra, Yunanlar kenti yağmalarken kraliyet ailesinden birinin hazine sandığını alıp kaçmaya çalışmış olabileceğini öne sürdü,

Hazineyi güvende tutmak isteyen Schliemann, onu gizlice Osmanlı topraklarından çıkarıp Yunanistan’a götürdü. Bu durum Osmanlı yetkililerini öfkelendirdi ve Schliemann mahkemeye verildi. 1875’te Schliemann, Osmanlı hükümetine elli bin frank ödemeyi kabul etti. Buna karşılık Osmanlılar, hazinenin artık ona ait olduğunu kabul etti.

Peki bu gerçekten Priamos’un hazinesi miydi?

Schliemann ona hemen bu adı vermişti, fakat özel olarak bazı kuşkuları vardı. Hazine ne kadar görkemli olursa olsun, Hisarlık’ın Homeros’un Truva’sı olduğunu gösteren başka işaretler hâlâ eksikti. Schliemann küçük bir tarih öncesi yerleşimin kalıntılarını bulmuştu. Ancak destanların anlattığı geniş caddeler, kuleler ve büyük kapılar ortada yoktu.

Schliemann kazıya devam etmek istiyordu. Fakat hazineyi ülkeden kaçırdığı için Osmanlı yetkilileri ona yeni bir kazı izni vermedi. Yerinde durmayı sevmeyen Schliemann ise Truva Savaşı’nın izlerini bu kez başka bir yerde aramaya karar verdi.

Schliemann, Priamos’un krallığına ulaşamıyorsa Agamemnon’un krallığına gidecekti. Bu kez klasik yazarlar onu Yunanistan’daki Argolis Yarımadası’nda, Korinth’in güneyinde yer alan Miken’e yönlendiriyordu.

Schliemann’ın fikri, Miken surlarının dışını kazmaktı. Daha önce kimse oraya bakmamıştı. Sonuçlar Hisarlık’takinden bile daha çarpıcı oldu. Schliemann burada, on dokuz kadın ve erkeğin yanı sıra iki bebeğin kalıntılarını içeren beş mezar buldu. Hepsi altınla kaplıydı.

Homeros’un diğer büyük destanı olan Odysseia’da gezgin kahraman Odysseus atı ayrıntılarıyla tarif eder.

Bu bulgular Schliemann’ı Homeros’un gerçek insanları ve gerçek savaşları anlattığına daha da çok inandırdı. Sonunda 1890’da Osmanlı yetkilileri, yüksek bir ödeme karşılığında Schliemann’a Hisarlık’ta yeniden kazı yapma izni verdi.

Bu kez Schliemann, tepenin batı sınırına yakın bir yerde, Priamos’un hazinesini bulduğu alanın yaklaşık yirmi beş metre dışında kazdı. Burada büyük bir yapının kalıntılarını ortaya çıkardı.

Schliemann bunun Priamos’un sarayı olabileceğini düşündü. Daha da önemlisi, yapının içinde Miken biçimlerini ve süslemelerini açıkça taşıyan çanak çömlek parçaları bulundu. Bu, Schliemann’ın Miken ile Truva arasında aradığı bağlantıyı sağlıyordu.

Ne var ki 1890 buluntuları, Schliemann’ın en büyük korkusunu da doğruladı. Yeni keşifler, 1870’lerde kazdığı küçük yerleşime göre yüzeye çok daha yakındı.

Başka bir deyişle, hazine Priamos’a ya da İlyada’daki herhangi bir kişiye ait olamazdı. Daha kötüsü, Schliemann tepenin en altına hızla ulaşma isteğiyle, büyük olasılıkla Homeros’un Truva’sının içinden geçip gitmişti. Böylece bulmayı en çok istediği kentin bazı kalıntılarını kendi elleriyle yok etmiş olabilirdi

Truva Savaşı Gerçek Olmasa da Hisarlık Tepesi Bir Zamanlar Büyük Bir Kentti.

Schliemann 1890’da öldükten sonra Hisarlık’taki kazıları eski yardımcısı Wilhelm Dörpfeld sürdürdü. Dörpfeld, Schliemann’ın bulduğu küçük yerleşimin Homeros’un anlattığı Truva olamayacağını düşünüyordu. Ona göre gerçek Truva, tepenin daha üst katmanlarında aranmalıydı.

Bu evreler MÖ üçüncü bin yılda Truva I ile başlar ve Helenistik dönemde (MÖ 323-31) Truva IX ile biter.

1893 ve 1894 yıllarında yaptığı kazılarda büyük evler, bir gözetleme kulesi, uzun bir sur duvarı ve çok sayıda Miken çömleği buldu. Bu kalıntılar, Homeros’un anlattığı güçlü kent görüntüsüne daha çok uyuyordu.

Yaklaşık kırk yıl boyunca bu görüş kabul gördü. Ancak 1930’larda Carl Blegen yönetimindeki Amerikan kazıları yeni bir yorum getirdi. Blegen’e göre Dörpfeld’in Truva sandığı kent savaşla değil, büyük olasılıkla bir depremle yıkılmıştı. Blegen, Homeros’un Truva’sının bir sonraki yerleşim olduğunu ileri sürdü.

Sonraki araştırmalar bu görüşü kesin olarak kanıtlamadı, ama bazı ipuçları sundu. Hitit tabletlerinde geçen kimi adların Priamos ve Paris’le ilişkili olabileceği öne sürüldü. 1990’larda Manfred Korfmann’ın çalışmaları ise Hisarlık’taki yerleşimin daha önce sanılandan büyük olduğunu gösterdi.

Yine de çoğu araştırmacı bugün temkinli konuşur. Hitit tabletleri Paris, Priamos, Hektor, Helena, Aşil ya da Agamemnon’un gerçekten yaşadığını kanıtlamaz. İlyada ve Odysseia da güvenilir tarih kayıtları değil, güçlü edebi eserlerdir.

XVIII. yüzyıla ait, Giovanni Domenico Tiepolo’nun Truva Atı resmi

Sonuç olarak,

Bugün tarihçiler Truva Savaşı’nın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını kesin olarak söyleyemez. İlyada ve Odysseia, kaybolmuş bir altın çağa duyulan özlemin ve güçlü bir şair hayal gücünün ürünüdür. Bu nedenle güvenilir tarih kayıtları olarak okunamazlar. Fakat Schliemann’ın sezdiği bir şey artık tartışmalı değildir: Hisarlık tepesi bir zamanlar büyük bir kentti. Miken de güçlü bir merkezdi.

Bu iki dünyanın insanları birbirini tanıyor, konuşuyor, ticaret yapıyor ve büyük olasılıkla zaman zaman savaşıyordu. En azından bu kadarıyla Schliemann da Homeros da haklıydı.

Yazımızın devamında bir başka şaibeli konu hakkında bilgi edinmek isterseniz: Bosna Piramitleri Gerçek mi Yoksa Bir Aldatmaca mı?


Kaynaklar ve ileri okumalar:

YolveMacera

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu