Hayatı Değerli Kılmanın Bir Yolu: Minimalizm

Geçen zamana dönüp baktığımızda görüyoruz ki, aslında hayatlarımızı otomatik bir şekilde ve alışkanlıklar çerçevesinde yaşıyoruz. Zamanımız bir kovalamaca ile geçiyor ve buna kendini kaptıran bizler, istediğimiz bir çok şeye sahip olmamıza rağmen, dindirilemez bir tatminsizlik duygusu içerinde, içimizdeki boşluğu doldurabilmek adına, mutluluğu nesneler dünyasında aramayı sürdürüyoruz.

İnsanlığın tarihsel süreçte yaşam standartları yükselirken, neden aynı zamanda daha fazlasına özlem duyulur? Belki de bunun nedeni biraz biyolojik, atalarımızdan bizlere aktarılan, temelde hayvani bir dürtü olan biriktirme ile ilintili.

Bu gerçekten bir bağımlılık. Ve biz bu bağımlılığı, teknoloji ve bilgiyle sürdürmeye teşvik ediliyoruz hayatımızın nasıl gözükmesi konusunda bir yanılgının içinde. Bunun içinde içimizdeki ilkeli teşvik eden araçlarımız var elimizde. Hayatımızın her alanını esir almış olan reklamlar, facebook, instagram ve daha niceleri. Hayatımızın mükemmel olması gerektiğini gösteren illüzyonlar. Sonuç elbette muazzam bir doyumsuzluk durumu.

Peki, bu gidişe dur demek mümkün mü?

Az ile yetinmeyi yaşam biçimleri olarak tercih edip, minimalist bir hayat biçimini tercih ederseniz elbette. Kıyafetlerimizden düşüncelerimize, çalıştığımız projelerden günlük düzenimize kadar bir çok alanda sadecilik kavramını yani minimalizmi yakalayabiliriz.

Öncelikle “sade” ile “basit” kelimelerini karıştırmamak gerekiyor. Basit, kullanımı ve içeriği özelliksiz olandır. Sade ise, özellikleri üzerinde düşünülüp, yalınlaştırılmış yani fazlalıklarından arınmış olandır. Özetle, az çoktur ve sadelik karmaşanın çözülmüş halidir. Hayatımızda olan her şeyin bir amacı olmalıdır.

Sadecilik kavramını tek başına “her şeyden kurtulmak” demek değildir, bu bir yaşam biçimidir. İşe elbette hayatımızı dolduran ıvır zivır nesneleri ayıklamakla başlamalıyız, kitaplar, cdler, asla dolaplara sığmayan giysiler. Elemeli, temizlemeli, her birinin üzerinde hayatınıza bir anlam katıp katmadığı hakkında düşünmeli ve eğer onsuz da yaşayabileceğinizi fark ederseniz bu nesnelerden kurtulmalısınız.

Sadecilik kavramını ucuzluk, basitlik demek değildir. 2 pantolonun 1 tanesini atmak değildir. Yada Mercedes’e biniyorken sırf sadecilik için daha ucuz bir arabaya binmek demek de değildir. Bu kavramda verimlilik esastır. Bu yüzden satın alacağımız şeylerin altında yatan temel fikir bu olmalıdır. Az ama öz…

Minimalizm 1960’lı yıllarda bir sanat akımı olarak ortaya çıkmasına rağmen, zamanla, hayatın anlamını kazanmak ve tüketmeye indirgeyen tüketim toplumuna bir tepki olarak gündelik yaşam felsefesi haline gelmiş durumda.

Minimalist hareket homojen bir karaktere sahip değil. Ülkeye, kültüre veya kişilere farklı boyutlar kazanabiliyor. İhtiyaç duyulmayan eşyalardan kurtulmayı ve daha bilinçli harcama yapmayı öğütleyenlerle, bu düşünceyi Zen felsefesiyle harmanlayıp dini bir karaktere büründürenlere veya kişisel mülkiyeti tamamen reddeden sosyalist bir anlayışı benimseyenlere kadar çok farklı varyasyonlar mevcut. Yine kullanılan eşya sayısını 150’ye, 100’e veya 33’e indirmeyi amaçlayanlar veya evini barkını terk edip sokaklarda yaşayan radikal minimalistler de var.

Daha az şeyin olduğu bir hayat düşünün. Daha az şey, daha az dağınıklık, daha az stres, daha az borç ve memnuniyetsizlik. Oyalanmadan yaşanan hayat. Şimdi daha fazlasıyla düşünün hayatı. Daha çok zaman, daha anlamlı ilişkiler, daha fazla gelişim, daha fazla yardımlaşma ve memnuniyet.

Bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz size önereceğimiz bir belgesel var.

2016 yılında gösterime giren ve bağımsız belgesel dalında gişe rekorları kıran ‘Minimalism: A Documentary About the Important Things’ belgeseli, Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus’un hayat hikâyeleri çerçevesinde, minimalist yaşam tarzı üzerinden Amerikan rüyasının dayattığı tüketim çılgınlığını eleştiriyor. Karşımızda iki dünya var: Bir tarafta kapitalizmin dişlileri arasında öğütülen bireyler, diğer tarafta ise hayatın tek anlamının kazanmak ve harcamak olmadığını fark edenler…

Bu belgesel, aslında bir yolculuk hikâyesi. Bir taraftan Millburn ve Nicodemus’un minimalizm üzerine yazdıkları kitabı tanıtmak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde yaptıkları 10 aylık bir yolcuğa eşlik ediyorsunuz, diğer taraftan da flashbacklerle onların içsel yolculuklarına ve değişimlerine…


Kaynaklar:

Minimalism: A Documentary About the Important Things belgeseli

Minimalizm Nedir ve Nasıl Minimalist Olunur? (Hayatın Her An’ında Minimalist Yaşam)

http://www.dunyabulteni.net/kultur-sanat/424704/wall-street-kurtlarinin-gozunu-korkutan-hareket-minimalizm

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

İçerisi ve Dışarısı

Kapalı bir mekanda bir süre kaldıktan sonra bir iç sıkıntısı başlar. Açık havaya, dışarıya çıkmak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir