Bisikletçi Annie Londonderry’nin en büyük başarısı bugün bakıldığında yalnızca tuhaf bir reklam gösterisi gibi görünebilir. Ancak yaşadığı dönemin koşulları düşünüldüğünde, onun dünya turu son derece devrimci bir girişimdi.

25 Haziran 1894’te, Boston’da güneşli bir yaz gününde, Londonderry tarihe geçmeye hazırlanıyordu. Massachusetts Eyalet Meclisi’nin merdivenleri önünde toplanan yaklaşık beş yüz kişi, bu olağanüstü yolculuğun başlangıcına tanıklık etmek için bekliyordu.
Aslında Londonderry seyahate yabancı değildi. Daha önce Avrupa’yı ve Atlantik Okyanusu’nu aşarak Letonya’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmişti. O zamanlar adı Annie Cohen’di. On sekiz yaşında Max Kopchovsky ile evlenmiş, onun soyadını almış ve dört yıl içinde üç çocuk dünyaya getirmişti.
Şimdi ise 24 yaşındaydı ve enerjik, kararlı bu genç kadın kendine yeni bir kimlik inşa ediyordu. Londonderry Lithia Spring Water Company ile yaptığı bir tanıtım anlaşması sayesinde adını değiştirmişti.

Şirketten aldığı 100 dolar karşılığında bisikletine reklam tabelası asmayı ve dünya turu boyunca onların marka adını kullanmayı kabul etmişti. Böylece Annie Kopchovsky, tarihe Annie Londonderry olarak geçecek yolculuğuna ilk pedalını attı.
Annie Londonderry Neden Bisiklet İle Yola Çıktı?
Bisiklet, 1890’lı yıllarda yalnızca büyük bir popülerlik kazanmakla kalmadı; aynı zamanda erken feminizmin de güçlü bir simgesi hâline geldi. Kadınlara, istedikleri yere, istedikleri zaman gidebilme özgürlüğü sunuyordu.
Bu basit araç, kadınların kendilerini güçlü, dayanıklı ve kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak hissetmelerini sağladı. Bu yüzden Elizabeth Cady Stanton ve Susan B. Anthony gibi kadınlara oy hakkı için mücadele eden isimlerin de tercih ettiği bir ulaşım aracı oldu.

Ancak kadınların bisiklet aracılığıyla kazandığı bu özgürlük herkesi memnun etmedi. Pek çok kişi, bisiklet sürmeyi kolaylaştıran yeni “bloomer” kıyafetleriyle alay etti. Bazı doktorlar ise kadınları bisikletten caydırmak için “bisiklet yüzü” adını verdikleri uydurma bir rahatsızlık ortaya attı.
1895 tarihli Literary Digest, bu durumu şöyle tanımlıyordu: “Aşırı efor, bisiklet üzerindeki dik duruş ve dengeyi korumak için verilen bilinçsiz çaba, yorgun ve tükenmiş bir ‘bisiklet yüzü’ne yol açar… Yüz genellikle kızarmış, bazen solgun olur; dudaklar az ya da çok gerilir, gözlerin altında koyu gölgeler belirmeye başlar ve her zaman belirgin bir yorgunluk ifadesi görülür.”
Bu tür söylemler, kadınların bisiklet sürme hevesini kırmayı amaçlıyordu. Fakat çoğu zaman tam tersine, bu yeni özgürlük arayışının ne kadar sarsıcı olduğunu gözler önüne seriyordu.
Londonderry, kadın bisikletçiler etrafındaki tartışmaların farkındaydı; ancak bunu avantaja çevirmekte tereddüt etmedi. Dünyayı dolaşma yolculuğu rastlantısal bir macera değil, dönemin ilgilerini ve tartışmalarını ustalıkla kullanan planlı bir iddiaydı. Boston’daki iki varlıklı kişinin ortaya attığı bu meydan okumaya göre, 15 ay içinde bisikletle dünyayı dolaşacak ve yol boyunca 5.000 dolar kazanacaktı.
Jules Verne’in Seksen Günde Devriâlem romanı ve Nellie Bly’nin dünya yolculuğu, kamuoyunun bu tür girişimlere olan ilgisini zaten artırmıştı. Londonderry ise kadın bisikletçiliğiyle ilgili tartışmaları bu anlatıya ekleyerek, hem büyük bir dikkat çekti hem de dünya çapında yankı uyandıran bir yolculuk gerçekleştirdi.
Annie Londonderry’nin Yolculuğu
Londonderry yolculuğuna Viktorya dönemine uygun uzun bir etekle başlamıştı. Ancak kısa süre sonra bunun pratik olmadığını görerek erkek bisikletçilerin giydiği daha işlevsel bir kıyafete geçti. Bu değişiklik, “uygunsuzluk” suçlamalarına ve hatta onun gerçekten kadın olmadığına dair söylentilere yol açtı. Londonderry ise bu tepkileri ciddiye almadı; aksine, yarattığı sansasyonun manşetlere taşınmasından keyif aldı.

Kendini tanıtma konusunda oldukça ustaydı. Yolculuğu ve geçmişi hakkında gazetelere sık sık çelişkili hikâyeler anlattı. Kimi zaman yetim olduğunu, kimi zaman muhasebeci ya da zengin bir mirasçı olduğunu söyledi; bazen Harvard’da tıp okuduğunu, bazen avukat ya da bir kongre üyesinin akrabası olduğunu iddia etti. Hatta yeni bir stenografi sistemi icat ettiğini bile öne sürdü.
Okurlar ve muhabirler bu anlatılara büyük ilgi gösterdi. Ölümle burun buruna geldiğini, donmuş nehirleri geçtiğini, Alman soylularıyla tanıştığını ya da tehlikeli hayvanlarla karşılaştığını anlattığı öyküler gazetelerde geniş yer buldu.
Bu ilgi, Londonderry’nin bilinçli bir planının parçasıydı. Bisikletine astığı maden suyu reklamının yanı sıra başka reklam alanları da sattı; ücretli etkinliklere katıldı ve yolculuğuna ortak olmak isteyenlere tanıtım fotoğrafları sundu.

Boston’dan New York’a bisikletle gitti, Chicago’ya uğradıktan sonra Fransa’nın Le Havre kentine geçti. Oradan Marsilya’ya pedal çevirdi; ardından gerektiğinde buharlı gemilerle İskenderiye, Kolombo, Singapur, Saygon, Hong Kong ve Şanghay’a ulaştı. Mart 1895’te bisikletiyle San Francisco’ya vardı.
24 Eylül 1895’te Boston’a döndüğünde New York World, onun yolculuğunu “bir kadının gerçekleştirdiği en olağanüstü dünya turu” olarak duyurdu. Ancak bu, Londonderry için bir son değil, yeni bir başlangıçtı.
Ertesi ay ailesini New York’a taşıdı ve yolculuk boyunca öğrendiklerini, basınla kurduğu ilişkiyi yeni bir kimliğe dönüştürdü: Yeni Kadın. New York World’de bu başlıkla yazdığı köşede şunları söyledi. “Eğer ‘yeni kadın’ demek, bir erkeğin yapabildiği her şeyi yapabileceğime inanmaksa, evet, ben bir gazeteciyim ve yeni bir kadınım.”
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Annie Londonderry, First Woman to Cycle Around The World. Kaynak site: Mental Floss. Yayınlanma tarihi:9 Ağustos 2019. Bağlantı: Annie Londonderry, First Woman to Cycle Around The World
YolveMacera



