Timbuktu: İslam Rönesansı’nın bilim ve uygarlık merkezi

Batı Afrika’da günümüz Mali’sinin merkezinde yer alan Timbuktu şehri yüzyıllar boyunca İslam’ın Altın Çağı’nda önemli bir kültür ve öğrenim merkezlerinden biri olarak gelişti. Mali İmparatorluğu 1329’da Mense Musa tarafından alınan Timbuktu ile birlikte ilim ve kültür açısından bir cazibe merkezine dönüştü. Mense Musa’nın meşhur hac ziyareti sonrasında getirdiği mimarlar bölgeye Arap mimarisi tarzında saray ve camiler inşa ettiler.

Sonucunda burası içinde irili ufaklı 180 medrese ve 25 bin öğrencinin eğitim gördüğü bir ilim merkezi haline geldi. Mali sultanları tarafından inşa edilen görkemli camiler sadece ibadet yeri olarak değil, aynı zamanda aritmetik, hukuk, gramer, tarih, coğrafya, astronomi ve astroloji gibi çeşitli konularda eğitim veren üniversiteler olarak da hizmet veriyordu. Batı Afrika kralları ve İslam hükümdarları iş yapmak, eğitim görmek ve siyasi ittifaklar kurmak için bu bölgeye geldiler.

Mansa Musa, 1312’den 1337’ye kadar Batı Afrika’daki Mali İmparatorluğu’nun hükümdarıydı.

Trans-Sahra ticaret yolunun önemli güzergahları arasında olan Timbuktu deve kervanlarıyla yapılan devasa ticari faaliyetten önemli bir ekonomik getiri sağlıyordu. Çeşitli ürünlerin bu ticari rota sayesinde alınıp satılmasının yanında, kitap Sahra ticaretinde önemli bir ticari meta olarak döneme damgasını vurmuştu. 

Kitap temininde sadece bu yol kullanılmadı. Timbuktu’ya gelen alimler farklı ülkelerdeki bağlantılarıyla çok sayıda kitabın ülkeye getirilmesini de sağladı. Bölgenin altın çağını yaşadığı dönemlerde 700 bine yakın kitabın kütüphanelerde muhafaza edildiği düşünülmektedir.

Burası Bir Zamanlar Altın Şehir Olarak Bilinirdi

Ortaçağ boyunca dünya altın ihtiyacının hemen hemen üçte ikisini Batı Afrika karşılıyordu. Yüklü miktarda altın kuzeye gönderilir ve Timbuktu piyasasında satılırdı. Zaman geçtikçe, altının Timbuktu’dan geldiği bilgisi yaygınlaştı. Bu ise Timbuktu’nun Avrupa’daki imajının şekillenmesinde önemli yer oynamıştır.

Yeni pazarlar, yeni ticaret rotaları ve yeni kaynaklar arayan Avrupa’dan yola çıkan kâşifler amaçlarını gerçekleştirmek için dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Afrika onlar için ilginç olmakla beraber önemli kaynaklar içermekteydi. Neyse ki, bu kişilerden çok azı hedeflerine ulaşabildi. Bu da Timbuktu’ya altın şehir imajına ilâveten uzak ve ulaşılmaz bir şehir imajı kazandırdı. İngilizce’deki “To Timbuktu and back”, “It’s a long way to Timbuktu”, gibi tabirler bu imajın günümüzde dilimize yansımasıdır.

Fas Sadi Sultanı Ahmed el-Mansur’un 1591’de Songay İmparatorluğuna son vermesiyle Timbuktu eski önemini kaybetmeye başladı. Çok sayıda bilim insanı buradan ayrıldı. Ayrıca şehirdeki kitap ticareti de son buldu. Bütün bunlara rağmen şehirdeki kütüphaneler yüzyıllarca korundu. Bunların büyük bir kısmı da günümüze kaldı.

Timbuktu Günümüzde Ne Durumdadır?

Timbuktu el yazmalarından bir örnek. Ne yazık ki bu paha biçilmez elyazmalarının çoğu, uzun yıllardır saklandıkları özel ellerde ve bazıları şehrin ruhunun bir parçasını da beraberinde götürmekle tehdit eden bir ticaret sırasında karaborsada kayboldu.

Günümüzde 700 kitaptan 300 kadarı bize kalmış durumda. Çoğunluğu şahıs kütüphanelerinde bulunan bu değerli elyazmaları günümüzde Şeyh Mamma Haydara, Şeyh el-Aravani, el-Hassani, Fondo Kati, İmam el-Suyuti gibi ailelerin kütüphanelerinde yer alıyor.

Mali bağımsızlığını kazandıktan sonra 1977 yılında elyazmalarının başkent Bamako’da toplandığı bir kütüphane oluşturulmuştu. Ancak bu kitapların büyük bir kısmı 2012‘de bölgede yaşanan kriz sonrasında başkent Bamako’ya nakledilmiştir.

Ancak yine de  yapacağınız olası bir gezinizde eski ihtişamı beklememelisiniz. Ancak şehrin eski bir İslami vaha statüsü, üç büyük kerpiç camisinde yankılanıyor: Bunlar buranın altın çağını hatırlatan Djingareyber, Sankore ve Sidi Yahia camileridir.

Uzun zamandır Dünya’nın en uç noktasıyla eş anlamlı olan bu Batı Afrika şehri 1988’de Dünya Mirası Listesi’ne eklendi. Ancak ne yazık ki İslami Mağrip’teki El Kaide (AQIM) ile bağlantılı militanlar, 2012 yılında Kuzey Mali’nin kontrolünü ele geçirdikten sonra, dini uygulamaları için haram ya da yasaklı gördükleri her şeyi yok etmeye başladılar. Bunlar arasında tarihi kenti tanımlayan, nesiller boyu saklanan paha biçilmez el yazmaları da vardı. Bunun sonucunda da 2012 yılında silahlı çatışmalarla ilgili tehditler nedeniyle bir kez daha Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne alındı.



Kaynaklar ve ileri okumalar

YolveMacera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Yazımızı okumaya devam etmek için reklam engelleyicinizi kapatır mısınız?