ÖĞREN

Sessizlik Beyni ve Yaratıcılığı Nasıl Geliştiriyor?

Trafiğin uğultusu, siren sesleri, bildirimler, kalabalık konuşmalar, kesintisiz akan bilgi… Modern yaşamda bizi kuşatan bu sürekli gürültü hâli artık sıradanlaştı. Gezgin ve yazar Erling Kagge, durumu net bir cümleyle özetliyor: “Gürültü çağında yaşıyoruz. Sessizliğin neredeyse soyu tükenmiş.”

Sessizliği bulmak için Kuzey Kutbu’na, Güney Kutbu’na ve Everest’e giden Kagge, en derin sessizliği Antarktika’da yaşadığını söylüyor. Ve bu deneyimin ardından dünyaya daha farklı, daha dikkatli bakmaya başladığını ifade ediyor.

Dünyamız gittikçe daha gürültülü, daha hızlı, daha uyarıcı hale geliyor. Bu karmaşanın içinde, sessizlik artık bir lüks değil, ihtiyaç. Uzmanlara göre sessizlik yalnızca dinlenmek için değil, düşünmek, üretmek ve kendimize dönebilmek için de gerekli. Çünkü sessizlik, yalnızca dış seslerin eksikliği değil — aynı zamanda zihinsel netliğin ve içsel farkındalığın alanı.

Kagge, insanın en anlamlı zamanlarının kendi düşünceleriyle baş başa kalabildiği anlar olduğunu savunuyor. Bu yüzden, içsel sessizliği aramak herkesin kendi yolculuğu.

Ve hayır — bunun için kutuplara gitmemiz gerekmiyor. Sessizlik hâlâ var. Daha az konuşulan yollarda, doğada, sabahın erken saatlerinde, bir kitabın içinde, hatta sadece telefonu bir kenara bırakıp durduğumuz bir dakikada…

Şimdi sormamız gereken şu: Neden sessizliğe ihtiyacımız var? Onu nasıl kaybettik? Ve en önemlisi — onu nasıl geri alabiliriz?

Sessizliğe neden ihtiyacımız var?

Sessizlik, dramatik bir inziva gerektirmez. Sabah birkaç dakikalık yalnızlık, telefonları kapatıp yürüyüşe çıkmak, hatta bir konuşmada durup sadece dinlemek bile bir başlangıç olabilir. Asıl mesele, zihinsel gürültüye ara verebilmek. Çünkü bazen bir sorunun cevabı dışarıda değil, sessizliğin içinde saklıdır.

Hiç durmadan konuşmak yerine ne zaman konuşacağınızı ve ne zaman susacağınızı bilmek sizin için daha iyi olabilir. Gürültü çağında hayatta kalmak için bize gereken biraz daha fazla sessizlik.

1- Bize düşünmek için fırsat verir

Modern dünyada, her an maruz kaldığımız sesler zihnimizi sürekli meşgul eder. Tüm bu sesler aynı anda beynimize dolarken, tek bir konuya odaklanmak giderek daha da zorlaşır. Yapılan araştırmalar, bir ses 80 desibele ulaştığında dikkatin neredeyse tamamen dağıldığını gösteriyor.

Oysa sessiz bir ortam ya da yalnızca hafif bir arka plan uğultusunun olduğu bir atmosfer, konsantrasyon için en verimli zemini sağlar. Dış uyaranların azalması, zihnin daha derin ve sürdürülebilir bir odak noktasına yönelmesine imkân verir.

Aynı şey yaratıcılık için de geçerlidir. Yaratıcılık, sadece yetenek değil, aynı zamanda dikkat, içgörü ve düşünsel özgürlük gerektirir. Ve bu da sessizlikle beslenir. Çok sayıda bilimsel çalışma, yaratıcı düşüncenin tetiklenmesinde sessizliğin ne kadar önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur. ( Ek okumalar: Kent Yaşamının Ruh Sağlığımız Üzerindeki Etkileri)

Zihinsel keşiflerin ve yeni fikirlerin en çok sessizlikte ortaya çıkması tesadüf değildir. Gürültü azalınca, düşünce derinleşir.

2- Sohbet sırasında önemli bir araçtır

Sürekli konuşmak yerine, ne zaman konuşacağınızı ve ne zaman susacağınızı bilmek, çoğu zaman daha değerlidir. Özellikle bir sohbet ya da tartışma sırasında, sessizliğin gücünü fark etmek kolay olmayabilir. Oysa ki sessizlik, elinizdeki en etkili araçlardan biridir.

Bir an durduğunuzda, sadece kelimelere değil, düşüncelere de alan açarsınız. Sessizlik size sakinleşme ve daha bilinçli konuşma fırsatı verir. Aynı zamanda karşınızdaki kişiyi daha iyi duymanızı sağlar.

Konuşmadığınızda, doğal olarak daha fazla dinlemiş ve karşı tarafa kendini ifade etme fırsatı tanımış olursunuz. Bu da yalnızca iletişimi değil, ilişkileri de güçlendirir. Bazen en güçlü mesaj, söylenmeyen cümlede saklıdır.

3- Sessizlik beyinlerimizin gelişmesini sağlayabilir

Sessizlik sırasında beynimiz yalnızca içsel ve dışsal bilgileri toparlayarak bilinç düzeyimizi arttırmıyor, aynı zamanda kendimizle ilgili farkındalığımızın artmasını da sağlıyor. Dikkatimizi dağıtan bir gürültü ya da iş olmadığı zamanlarda odağımız kendimize ve dış dünyaya yoğunlaşıyor ve adeta beynimiz hiç olmadığı kadar özgürleşiyor.

2013 yılında biyolog Imke Kirste, fareler üzerinde sesin beyin üzerindeki etkilerini araştırıyordu. Ancak deneyin sonunda dikkat çeken şey sesler değil, sessizlik oldu.Farklı türde seslerin beyin üzerinde kalıcı bir etkisi gözlemlenmemişti. Fakat günde yalnızca iki saat sessizlik, hafıza ve öğrenme süreçlerinde kritik rol oynayan hipokampus bölgesinde yeni hücrelerin oluşumunu tetikliyordu. Yani sessizlik, beynin yenilenmesine katkı sağlıyordu.

Bu sonuç, özellikle hafıza problemleri yaşayan bireyler için çarpıcı bir anlam taşıyor. Sessizlik, zihinsel iyileşmenin bir parçası olabilir. Gürültünün değil, sessizliğin tedavi edici bir etkisi olduğunu gösteren bu çalışma, modern yaşamın içinde sıkça unuttuğumuz sessizliğin aslında ne kadar derin bir şifa kaynağı olabileceğini ortaya koyuyor.

4- Sessizlik sosyal medyanın panzehiridir.

İlk başta kulağa ürkütücü gelebilir ama sosyal medyadan birkaç saat uzak kalmak hiçbir zarar vermez. Hatta tam tersine, zihninize iyi gelir. Bir anda bütün gün çevrimdışı kalmak zor olabilir, ama küçük molalarla başlamak işe yarar. Bildirimleri kapatmak, telefonu başka bir odada bırakmak, sessizce yürüyüşe çıkmak… Hepsi birer başlangıç olabilir.

Sürekli uyarı veren seslerin, titreşimlerin ve ekran ışıklarının yokluğunda zihniniz rahatlar. Dikkatiniz dağılmaz, stresiniz azalır. Ve belki fark etmeden, o anın tadını daha çok çıkarır, kendinizi daha huzurlu hissedersiniz. Yani sessizlik, sadece gürültünün yokluğu değil — aynı zamanda içsel sakinliğe açılan bir kapıdır.

5- Sessizlik stresi hafifletmeye yardımcı olur

Gereksiz ve sürekli maruz kalınan seslerin sağlığımıza bir diğer ciddi etkisi de stres ve uykusuzluk. Araştırmalar gösteriyor ki, vücut gürültüyü bir tehdit gibi algılıyor ve bu da stres hormonlarının salgılanmasına yol açıyor. Uzun vadede bu durum sadece uykusuzlukla sınırlı kalmıyor; kalp ritminden bağışıklık sistemine kadar pek çok dengeyi bozabiliyor.

Eğer gününüzün büyük bir kısmı yoğun ve sürekli bir gürültü içinde geçiyorsa, stres seviyenizin yüksek olması şaşırtıcı değil. Bu noktada devreye sessizliğin iyileştirici gücü giriyor. Bilimsel çalışmalar, sadece iki dakikalık sessizliğin, gevşemeyi teşvik eden hafif müzikten bile daha etkili bir şekilde vücut üzerindeki gerginliği azalttığını ortaya koyuyor. Sessizlik, zihni sakinleştiriyor, nabzı dengeliyor, sinir sistemini rahatlatıyor.

Belki de bazen gerçekten hiçbir şey duymamaya ihtiyacımız var. Müzik bile bir süreliğine susabilir. Çünkü bazen en büyük şifa, hiçbir şeyin olmadığı anda gelir. Ayrıca bu yazımıza da göz atmanızı öneririz.: Hayatı Değerli Kılmanın Bir Yolu: Minimalizm


Kaynaklar ve ileri okumalar için: The power of silence in the smartphone age; Yayınlanma tarihi: 23 Temmuz 2017; Bağlantı: https://www.theguardian.com/

YolveMacera

Sibel Çağlar

Merhaba. Matematik öğretmeni olarak sürdürdüğüm hayatıma ilerleyen süreçte doğa sporlarını ve içerik üreticiliğini eklemeyi tercih ettim. Bilim, tarih ve coğrafya ilgi alanlarımın başında geliyor. Severek üretiyorum ve ürettiklerimi yayınlıyorum. Yolculuğumda bana eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu