İnka’ların Saklı Şehri: Machu Picchu

Peru’da And Dağlarının  yükseklerinde, keskin bir sırtta, 2360 metrede, dünyanın en göz alıcı kentlerinden birinin kalıntıları yer alır. Bu muhteşem kent günümüzden yaklaşık 500 sene evvel, kral Pacdacutec Yupangui adına inşa ettirilmiş Machu Picchu’dur.

Peki neden İnkalar böylesine bir kenti, bu zorlu araziye kurmayı tercih etmiştir?

Muhtemel bunun nedeni İnkaların inanç sistemi ile alakalı. 1450’li yıllarda imparator Pacdacutec, peşpeşe savaşlar kazanmakta ve sınırlarını her geçen gün genişletmekteydi. Bu nedenle zamanla halkın gözünde tanrısal bir anlam kazanmaya başladı ve elbette böyle bir kişiliğin gücünü yansıtmak için eşsiz tasarlanmış, muhteşem bir kente ihtiyacı vardı. İnkalar doğaya tapardı ve onlar için Pacdacutec’e artık güneşin oğluydu.

İnkalar güneşe taptıkları için yüksek kayalıklara yerleştirdikleri elips şeklinde altından yansıtıcılarla astronomik gözlemler yapmışlar ve önemli tarihleri kutlamayı ihmal etmemişler bu topraklarda. Dört bir yana açık olan ve kentin en yüksek noktasında hala bir güneş saati bulunmakta.

Kafaları karıştıran onlarca soru var bu şehirde dikkatli bir gözlemci için. Öncelikle ilk soru bu kent neden bunca senedir toprak kaymasından, depremden etkilenmedi ve halen yerinde duruyor olabilir elbette.

Aslında bunun sırrı kentin altına yapılmış olan teraslarda bulunmakta. Machu Picchu 200’den fazla, merdiven sistemiyle birbirine bağlı olan taş yapılardan oluşur. Şehrin 3000 basamağı bugün hala gayet iyi durumda.  Antik kenti çevreleyen surların dışındaki eğimli araziler saray çalışanları tarafından taş duvarlar örülerek teraslara dönüştürülmüştür ve buralarda küçük tarlalar halkın gıda ihtiyacı karşılanmıştır. Ancak bu taş duvarlar toprağa dik değil, dikey eksenle 5 derecelik bir eğim yapacak biçimde örülmüştür. Ayrıca Machu Picchu’nun yaklaşık %60’ı toprağın üstünde değil, altındadır. Bunun anlamı şudur. Zamanın mühendisleri duvarı örmeden önce, araziyi temizleyip, bir temel açmış, temeli de büyükten küçüğe sıralanacak biçimde taşlarla doldurmuş ve duvarı üzerine örmüştür.

İşte bu muhteşem tasarım, bu setlerin hem günümüze kadar sağlam kalmasını sağlamış, hem de oldukça yağış alan bu şehrin sel baskınlarından etkilenmesini engellemiştir.

Akla gelen başka soru elbette bu devasa taşların, bu yüksekliğe nasıl taşındığı ve şekillendirildiğidir. Hiç bir teknik kullanmadan sadece kas gücüyle bu kadar çetin ve ücra bir arazide böylesi bir saltanat malikânesi inşa etmenin olağanüstü bir ustalık gerektirdiği ilk bakışta anlaşılmaktadır.

Bunun püf noktası taşın dağa taşımaya başlanmadan şekillendirilmesinde, pürüzlü yüzeylerinin giderilmesinde ve doğal olarak sürtünmenin azaltılmasında yatıyor. Ancak taşa şekil vermekteki tek marifetleri bu değildi elbette. Sonuçta dağın biçimi ile uyumlu olarak inşa edilen devasa yapılar harç kullanılmadan üst üste yığılmış durumda ve o günden bugüne yerlerinden hiç kıpırdamamışlar. 

Bunun ardında yatan sır deneme yanılma mantığı ile bir puzzle birleştirir gibi taşların birbirine uyumlu olarak seçilmesi, yapılan incelemelerde görebiliyoruz ki taş yüzeylerinin biri içbükey, diğeri dışbükey olacak biçimde yontulmuş durumda, ayrıca yükü dengeli dağıtabilmek için taşların kimi yatay, kimi ise dikey olarak yerleştirilmiş.

Bu çalışma bizlere zamanın mühendislerinin zannettiğimizden çok daha ötede olduğunu gösteren güzel bir örnek aslında…

Bu mühendislerin tek başarısı taşları yerleştirme değil elbette. Sonuçta 1000 kişiyi barındıran dağın bu tepesindeki kentin su ihtiyacını sağlamak da önemli bir sorun. Bunun içinde İnkalar, şehre 749 metre uzaklıkta, kayalardan sızan suların birikmesi sonucu oluşmuş bir su kaynağına yön vererek, bütün şehrin kanallar sayesinde suya ulaşmasını sağlamışlardı. Böylece imparator onlar için bir başka kutsal olan suya da hükmetmiş oluyordu. Günümüzde bu su kanalları görevlerini halen sürdürmekte.

İmparatorluk kurulduktan 54 yıl sonra bir kaşif Yenidünyayı bulmak için yola çıkar. Adı Kristof Kolomb’tu. Devamında yeni kıtanın keşfi ile işgaller, yıkım ve en kötüsü hastalıklar gelmişti İnka topraklarına. İspanyol istilacılar buraları işgal ederken sık dağlar arasında kalmış bu şehir, fark edilmemiş ve bu sayede zarar görmemiş. İmparatorluğun ve destek yollarının çökmesi ile birlikte, İnkalılar Machu Picchu’yu terk etti. Yüzyıllar birbirini kovalarken, saklı kentin üzeri, And Dağları’nın zirvelerinde gelişen ormanlarla kaplandı. Ta ki 1911 yılında Hiram Bingham tarafından bulunup ve 1983’te UNESCO tarafından “Dünya Mirası” kapsamına alınıp,  çevre düzenlemesi yapılarak ziyarete açılana kadar.

Bu gizemli şehir hakkında oldukça detaylı bilgi veren ANTİK MEGA YAPILAR – Maçhu Piçhu belgeselini de izlemenizi öneririz.

Sibel Çağlar

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Resim gibi bir köy: Uçmakdere

Uçmag – Uçmak kelimesi Türk ve Altay mitolojisinde anlamı cennet kelimesine karşılık gelir. Tekirdağ ilinin Şarköy …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir