YAŞAMIN İÇİNDEN

Doğa Eksikliği Bozukluğu: Doğadan Uzaklaşmanın Bir Sonucu

Sizin de çevrenizde, “Portakalın çiçeği mi olur?” ya da “Çam ağacı, sadece bir fıstıktan mı yetişiyor?” diye soran, evinde bir çiçeğin bakımını üstlenmekten bile korkan yetişkinlerin sayısı artıyor mu? Şehir hayatı, hepimizi doğayı gözlemlemekten, doğa olaylarını anlamaktan uzaklaştırdı. Evet, ama yetişkinler bu durumda olursa, çocuklar ne yapsın?

İnsan doğa ile ilişkisini, çoğu zaman kendi konforunu hedefleyerek, doğanın işlevselliği üzerine kurar. Bunun sonucunda da insan olmayan canlı ve nesneleri sadece araç olarak önemser. Doğaya tüketilmesi gereken bir kaynak olarak bakan insanın doğayla ilişkisi sadece bundan ibaret olur. Oysa ki bu kişilerin anımsaması gereken işin bir de psikolojik boyutu olduğudur.

“Doğa Eksikliği Bozukluğu” terimi, tıbbi bir teşhis olarak hizmet etmek için değil, modern toplumdaki önemli bir soruna – kendimizi doğaya yabancılaştırmanın insani maliyetlerine – anlam vermek için Richard Louv tarafından icat edildi. Bu ifade kendisinin 2005 yılında kaleme aldığı, Doğadaki Son Çocuk (Last Child in the Woods) isimli kitabında geçmektedir.

Çevre sorunlarına karşı duyarlı olan, çocuklarının da doğayla ilişki kurmadan büyümelerini istemeyen anne ve babaların başvuru rehberi niteliğindeki bu kitap, doğada zaman geçirmenin küçükler için ne kadar sağlıklı olduğunu özetliyor.

Kendisi kitabında insanların, özellikle çocukların doğada daha az zaman geçirmelerinden kaynaklı çeşitli davranış ve ruhsal problemler yaşadığını vurgular. Düşüncelerini “Doğadaki çocuk, soyu tehlike altında olan bir türdür ve çocukların sağlığıyla yeryüzünün sağlığı birbirine sıkı sıkıya bağlıdır,” biçiminde ifade eder. Araştırmalar, Richard Louv’un doğanın insan vücudu ve zihni için önemi hakkındaki teorilerini kanıtlamıştır.

Doğa Eksikliği Bozukluğu Neden Gerçekleşiyor?

Birden fazla araştırma çalışması, doğada geçirilen zamanın büyüyen zihin ve beden üzerindeki olumlu etkilerini kanıtlamıştır.

Hızlı şehirleşmenin getirisi olarak kentlerde, yeşil alanlar azaldı. Bunun sonucunda çocuklar teknolojik aletlerin, dijital oyunların, sosyal medya platformlarının bağımlısı haline geldiler. Böylece, birçok çocuk bitkileri, hayvanları ve doğayı sadece internetten gördükleri görseller üzerinden tanıyabiliyor. Bu durumda elbette çocukların sosyal, duygusal, bilişsel, fiziksel ve ruhsal gelişimlerini olumsuz bir biçimde etkiliyor.

Bu konuyla ilgili birçok ilgi çekici araştırma, çocukların doğayı yeterince deneyimlemeyerek neler kaçırdığına dair bize bir fikir veriyor. Özet biçimde söylersek, D vitamini eksikliği, DEHB gibi zihinsel sağlık sorunlarının semptomlarının artması ve doğada daha az zaman geçiren çocuklarda rastlanan motivasyon eksikliği, Richard Louv’un teorisini destekleyen araştırmacıların temel endişeleri arasında yer alıyor.

Doğayla temas halinde olan çocukların duygusal zekaları daha yüksek, bağışıklık sistemleri daha güçlüdür. Bu çocuklar yaşamın getirdiği zorluklar olmasına rağmen, yaşama çok daha güçlü tutunabilmektedirler. Doğada bulunmak kan basıncını ve stres hormonunun seviyelerini düşürür, sinir sisteminin uyarılmasını azaltır, bağışıklık sisteminin işlevini geliştirir. Louv’a göre: “Doğadaki zaman boş zaman değildir; çocuklarımızın sağlığına (ve bu arada kendi sağlığımıza) yapılan önemli bir yatırımdır.”

Doğayı çocuğunuzun hayatına yeniden dahil etmenin birçok kolay ve uygun maliyetli yolu vardır.

Doğa Eksikliği Bozukluğu İle Mücadele Etmeliyiz

Louv ve farklı araştırmacılar tarafından kurulan Doğa ve Çocuklar Ağı organizasyonu, çocuklar için doğada daha fazla zaman geçirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bunların neticesinde, uzun süredir İskandinavya’da bir gelenek olarak devam eden ve öğrenmenin büyük bir kısmının dış mekânlarda ya da doğal ortamlarda gerçekleştiği orman okulları 2012’den beri %500 oranında artmış durumdadır.

Ülkemiz için bu durum şimdilik geçerli olmasa da doğayı çocuklarının hayatlarına dahil etmenin uygulanabilir yollarını arayan ebeveynler, çocuklarının günde bir saat fazladan dışarıda oynamasına izin vermekten fazlasını yapabilirler.

Örneğin, küçük yaşlardan itibaren hayvan sevgisiyle büyüyen, onlarla iletişim kuran çocuklar, ileriki yaşlarda çevre ve hayvan sorunlarına karşı daha duyarlı olacaklardır. Ayrıca evde bir bitki yetiştirmek de bu durumda işe yarayacaktır.

doğa

Sonuç olarak, ebeveynlerin ve eğitimcilerinin, doğayı çocukların yaşamlarına hem okulda hem de evde dahil etmelerinin, birçok basit, uygulanabilir yolu vardır. Bir eğitimciyseniz, çocuklarımızla doğa arasında giderek büyüyen uçurumu durdurmak için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri, çocukların doğada daha fazla etkileşime girmesine izin vermenin bilişsel (ve diğer) sağlık yararları konusunda kendinizi eğitmektir. Daha sonra bu bilgiyi sadece öğrencilerinizle değil, diğer eğitimcilerle de paylaşın. Sonrasında da velileriniz ile paylaşın.

Unutmayın! Doğada geçirilen her dakika, atılan her adım, çocuklara özgüven, paylaşma ve yardımlaşma duygusu da kazandırıyor. Sonuç olarak çocukların doğaya, doğanın da çocuklara ihtiyacı var…


Göz atmak isterseniz:


Kaynaklar ve ileri okumalar

YolveMacera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu