KESFET

Akdeniz’de Bir Yalnız Güzel: Gelidonya Feneri

Deniz fenerlerinin yapılma nedeni, karanlıkta kalan gemilerin önlerini aydınlatmak, onların doğru yollarından sapmalarını önlemektir. Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde bugün bu görevi yapmakta olan 369 deniz fenerimiz var. Antalya Körfezi’nin en batı ucundaki Gelidonya Deniz Fenerini diğerlerinden ayıran özelliği ise muhteşem manzarasının yanısıra tüm fenerlere tepeden bakmasıdır.

Yaklaşık iki kilometrelik bir tırmanışla ulaşılan bu fener deniz düzeyinden 226 metre yüksekliktedir. Hiçbir deniz fenerinde bulunmayan bu konum özelliği dışında Gelidonya Feneri’nin daha ilgi çekici bir konum özelliği ise, bulunduğu masalsı ortamdır.

Arkasında Markiz dağları ve karşısında Beş Adalar adı ile anılan adalar grubu bulunur. Bu görüntü, bütün olarak bir doğa tablosu oluşturur.

Kırlangıç Burnu ve Taşlı Burnu olarak da bilinen Gelidonya Burnu ile önündeki Beş Adalar’ın Likya coğrafyasında ve denizcilik tarihinde de önemli bir yeri vardır.

Gelidonya Burnu ters akıntılardan dolayı Antalya Körfezinin en tehlikeli yeri olarak bilinir. Denizin bu bölümündeki fırtına ve akıntı binlerce yıldır denizcilerin korkulu rüyası olmuştur. Sayısız gemilerin geçit bulamadıkları bu bölümdeki batıklardan biri de 3300 yıllık bir Fenike teknesidir.

1960 yılında yapılan ilk bilimsel sualtı araştırması da bu bölgede gerçekleşmiştir. Bulunan gemi kalıntıları Bodrum Sualtı Müzesinde sergilenmektedir.

Gelidonya Feneri

Akdeniz kılavuz fenerlerinden biri olan Gelidonya Deniz Feneri’nin 1934 yılında Antalya’nın Kumluca ilçesi Taşlık Burnu’nda Tarihi Likya Yolu üzerinde inşasına başlanmış, 1936 yılında hizmete açılmıştır.

Fenerin son bekçisi Mustafa Demir’den dinleyelim biraz da fenerin hikayesini…

“1942 yılında bekçi olarak başlayan dedemin 70’li yıllarda emekliye ayrılmasıyla babam devam ettirdi feneri beklemeyi. 1975 yılında gözümü fener ışığıyla açtım. Burada doğdum, büyüdüm, şimdi feneri bekliyorum. Üç kuşaktır denizcilere yol gösteriyoruz.

İlk zamanlarda fener gaz yağı ile çalışıyormuş. O zamanlar feneri mecburen beklemek gerekiyormuş. Temizlenmesi gerekirmiş. Daha sonra tüp gaz sistemine geçilmiş.

Ben de bu mesleğe ilk başladığımda bu sistemi kullandım. O dönemde de fener de kalmak gerekiyordu. 2000 yılının ardından güneş enerji sistemine geçildi. Geçtiğimiz yıllarda otomatik fenerler kullanılmaya başlanınca görev yerimi değiştirdiler. Hafta da bir gün gelip fenerin genel kontrolünü yapıyorum artık.

Güneş enerjili aküler kullanılıyor şimdilerde. Gündüz güneşle şarj oluyor, akşamda bu enerji kullanılıyor. Artık feneri bekleme işi ağır ağır bitiyor. Anlayacağınız ben bu denizin son bekleyeniyim.”

Fener binası ulusal miras olarak Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğünce koruma altındadır.

YolveMacera

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı