KÜLTÜR

Henry David Thoreau: Bir Sivil İtaatsiz ve Doğa İnsanı

Modern yaşamda başarılı olmak, teknolojiyi aktif biçimde kullanmak, sürekli olarak diğer insanlarla bağlantıda olmak, para için mümkün olduğu kadar çok çalışmak ve bize söyleneni fazla da sorgulamadan yapmayı içerir. Bu unsurlar başarı için neredeyse geleneksel bir reçetedir. Bu nedenle, modern yaşamla ilgili en iyi tavsiyelerden bazılarının ormanda yalnız yaşayan ve vergilerini ödemeyi reddeden işsiz bir yazardan gelmesi şaşırtıcı olabilir. Henry David Thoreau, bize basitliğin, özgünlüğün ve düpedüz itaatsizliğin önemini hatırlatıyor.

Henry David Thoreau 1817’de Boston’un batısında mütevazı bir kasaba olan Concord’da, mütevazi bir ailede doğdu. 1833’te Harvard Koleji’ne girdi ve 1837’de iyi notlarla mezun oldu. Fakülte bitiminde standart kariyer yollarını reddetti. Bir süre öğretmenlik yapmaya başladı, ancak mevcut okulların yapılanma biçiminden rahatsız olduğu için bunu da sürdüremedi. Kısacası, etrafındaki her şeyin gidişattan memnun değildi.

Ardından Thoreau, Amerikalı filozof Ralph Waldo Emerson (1803-1882) ile dikkate değer bir dostluk kurdu. Bu dostluğun Thoreau üzerinde büyük etkisi oldu. Ayrıca, Emerson, Thoreau’ya yazar olması için de ilham verdi. Ancak bir sorun vardı. Thoreau’nun yaşadığı ev oldukça hareketli ve gürültülüydü. Bu ortamda düşüncelerinin harekete geçmesi mümkün değildi. Bu esnada Emerson kasaba yakınındaki Walden Göleti’ni çevreleyen ormanda bir arsaya sahipti.

Walden, sivil itaatsizlik felsefesinin en önemli isimlerinden Henry David Thoreau’nun Walden Gölü kıyısında geçirdiği zamanları ve kurduğu yaşamı temel alan kitaptır. Thoreau bu kitapta Walden Gölü kıyısında dostu Ralph Waldo Emerson’a ait olan kulübede geçirdiği iki yılın birini ayrıntılı tasvirler ve olağanüstü bir anlatımla okuyucuya yansıtır.

Sonunda 1845’te Thoreau’nun orada küçük bir kulübe (3’e 4,5 metre) inşa etmesine izin verdi. Bu kulübede sadece üç sandalye, bir yatak, bir masa ve bir lamba vardı. Thoreau, hemen harekete geçti. Yol sizi nereye götürüyorsa oraya gitmeyin, yol olmayan yerden gidin ve iz bırakın.” diyen Ralph Waldo Emerson’un izinden yürüdü.

“Ormana gittim çünkü bilerek yaşamak istiyordum. Yaşamın asıl gerçekleriyle yüzleşmek ve öğretilerini öğrenip öğrenemeyeceğimi görmek için. Ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamadığımı fark etmek için.”

Henry David Thoreau

Thoreau’nun Walden Gölünde Yaşamı

Thoreau bu mütevazi evinde ekip biçerek, yemeğini, hayatında neye gereksinimi varsa kendi karşılayarak iki sene yaşadı. Burada deneyimlerini kaleme aldı ve iki sene sonunda ilk kitabını tamamladı. Bu mütevazi çalışması zamanla insanın kendini keşfetmesi konusunda ilham verici bir metin haline gelecekti.

Thoreau; “Yabanda dünyanın kurtuluşu yatar.” görüşüne inanıp mutluluğu uçsuz bucaksız ormanlarda ve aradı ömrü boyunca. Seçim yapması gerektiğinde, evini medeniyetin ortasında değil, yabanda inşa etmekten yanaydı. “Bir çiftliğin sağlığı için nasıl bol miktarda gübre gerekiyorsa, insanın sağlığı için de dönümlerce çayır manzarası gerekir.” Ona göre doğanın gücü bakir topraklarda yatıyordu.

Henry David Thoreau ormanda iki yıl kaldıktan sonra daha farklı, daha bilinçli bir yaşam tarzı keşfetti. İnsan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir.” fikrini savunmaya başladı. Paranın büyük ölçüde gereksiz olduğuna inanıyordu. Geleneksel anlamda çalışmak da gereksizdi. Haftada sadece bir gün çalışarak yaşamak mümkündü. Ona göre insan toplumun ve sistemin kendisine dayattıklarını reddetme cesaretine sahip olduğu sürece kendi istediği koşullar içinde yaşayabilirdi. Bir kişi dünyayı değiştirebilmek için öncelikle kendini değiştirmeyi başarmalıydı.

Thoreau’ya göre yalnız yaşamayı öğrenmek, günlük işleri yapmaktan ziyade, kişinin kendine iyi bir arkadaş olmayı öğrenmesi ve ahlaki rehberlik için her şeyden önce kendine güvenmesi gerektiği ile ilgiliydi. Ona göre diğer insanların arkadaşlıklarına ihtiyaç duymamızın temel nedeni iç dünyamızdaki boşluklardı.

”Evimde üç sandalye vardı: Birincisi yalnızlık, ikincisi arkadaşlık, üçüncüsü de topluluk için.”

Henry David Thoreau

Thoreau ayrıca teknolojiyi genellikle gereksiz bir dikkat dağıtıcı olarak gördü. Yeni icatların pratik faydaları olduğunu kabul etse de bunların bir süre sonra insanın mutluluğunu gölgeleme potansiyeli olduğunu düşündü. Hayat felsefesi “basitleş ve basitleştir” oldu. Sadeliği savundu ve her daim öyle yaşadı. Hayvanları, ormanları ve şelaleleri hem güzellikleri hem de ekosistemdeki rolleri açısından doğal olarak değerli olarak düşündü. Her daim kendimizi doğanın bir parçası olarak anlamamız gerektiğini yazdı. Doğa bize alçakgönüllü ve daha bilinçli olmayı öğretebilirdi. Ancak bu sayede de kişi kendini keşfederdi.

Yaşanabilir bir dünyada olmadıktan sonra, güzel bir eve sahip olmak neye yarar?

Henry David Thoreau

Bir Sivil İtaatsiz Olarak Thoreau

Thoreau’nun bu fikirleri zamanla onu belli siyasi sonuçlara götürdü. Thoreau, “Sivil Hükümete Direniş – Resistance to Civil Government’” (1849) adlı eserinde, insanların ikiyüzlü veya bariz bir şekilde adaletsiz yasaları destekleyen bir hükümete karşı ahlaki olarak yükümlü olduğunu savundu. Thoreau protesto olarak “Sivil İtaatsizlik” olarak adlandırdığı şeyi yani ahlaki olmayan yasalara barışçıl bir şekilde direnmeyi önerdi. “Oyunuzu verin ancak onu bir kâğıt parçası olarak görmeyin.” dedi.

Thoreau’nun Walden Gölü’nde ilk yılında yaşadıklarını, gözlemlerini ve bir insan olarak doğada olmayı anlattığı ‘Yalnızlık’ adlı kitabı bizi hem onun doğayla iç içe yaşamıyla hem de insana, yalnızlığa, mülkiyete, doğadaki seslere, kitap okumaya dair fikirleriyle buluşturuyor.

Temmuz 1846’da, Meksika-Amerika Savaşından duyduğu rahatsızlıktan ve ödediği paranın savaşa gideceğini bildiğinden vergi ödemeyi durdurdu. Bu nedenle bir gece hapis yattı ancak bu macera, ‘Sivil Hükümete Direniş- Resistance to Civil Government’ adlı makalesinin yazılmasına yol açtı.

İlerleyen yıllarda Mohandas Gandhi, İngiliz sömürgeciliğine karşı verdiği mücadelede bir model olarak şiddet içermeyen itaatsizlik fikrini benimsedi. Kendisi Thoreau’dan ‘Amerika’nın yetiştirdiği en büyük ve en ahlaklı adamlardan biri’ olarak bahsetti. Ayrıca, Martin Luther King, Thoreau’nun fikirlerini eşitlik için mücadelesinde kullandı. Tutumluluğa ve maddi dünyaya sırt çevirmeye yapılan vurgular, ekonomik krizler esnasında daha kolay kabul edilebilir. Nitekim öyle oldu. 1930’lardaki buhran sırasında, felsefesi özellikle Amerika’da popüler hale geldi.

Walden’dan ayrıldıktan sonra Thoreau çok seyahat etti, zamanını bir bilirkişi olarak çalışarak geçirdi ve özellikle çevre hakkında daha birçok makale yayınladı. Üniversite yıllarından beri tüberkülozla mücadele etmişti. Yaptığı bir geziden sonra yine tüberküloza yakalandı. Üç yıl sonra 1862’de, sadece 44 yaşında öldü. Yazıyı sevdiğimiz bir sözü ile kapatalım. “Tutkularınızdan ve hayallerinizden vazgeçmeyin. Eğer vazgeçerseniz, bedeniniz bu dünyada var olsa da, yaşamınız son bulur. “

Ayrıca göz atmanız için

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

YolveMacera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu