Sinemayı dönüştüren yönetmenler arasında, akla ilk gelen isimlerden birisidir Andrey Tarkovski olacaktır. Hayal ile gerçek; beden ile ruh arasındaki silik çizginin belirsizliğini net bir şekilde algılamış ve tüm eserlerinde hüküm süren şiirsel anlatım diliyle bunu çalışmalarına yansıtmayı başarmıştır. Andrey Tarkovski, üzerinde yaşadığımız dünyayı belki de en arınmış biçimde gözlemlemiş ve sonucunda da izlenimlerini yine en sade şekilde eserlerine aktarmıştır.

Hayat görüşünü, tecrübelerini, kabuslarını ve düşlerini çok geniş bir perspektiften her algıya farklı biçimlerde hitap edecek şekilde filme alan Tarkovski, kağıt üzerinde birbirlerinden büsbütün farklı; ancak sorgu yöntemleri ve sinematografik ilerleyişleri nedeniyle biçem olarak neredeyse aynı eserlerin ‘filozof’ yönetmenidir kısacası.
Zaten Tarkovski’nin sinema tarihinde yeni bir çağın başlangıç olarak nitelendirilmesinin başlıca sebebi de budur. Gençlere tavsiyelerde bulunduğu bir belgeselde (Andrey Tarkovski: Sinemada Bir Şair Gördüm) yönetmenliği bir “iş” olarak değil, oyun olarak gördüğünü söyler. “Filmi nasıl montajlayacağınızı ya da kameranın nasıl çalıştığını öğrenmek zor değildir,” der. “Ama yeni başlayanlara verebileceğim tavsiye, filmlerini, hayattan ayırmamalarıdır. Film ile kendi yaşamları arasında bir fark olmamalıdır.” Her biri kişisel, neredeyse otobiyografik olan filmlerinden de bu mesaj açıkça anlaşılmaktadır.
Andrey Tarkovski Yalnızlık Konusunda Bize Ne Anlatıyor?

Hepimiz hayatımızda yalnız olmamak adına çabalıyoruz. Oysa ki Tarkovski bu olaya farklı bir çerçeveden bakıyordu. Sağlıklı yalnızlık ve yalnızlık arasındaki ayrım Tarkovski’nin özellikle ilgilendiği bir konu idi. Bu onun peşinden koştuğu sinematik ve aynı zamanda pedagojik bir temaydı. “Kendini yalnız hissetmemek için başkalarıyla beraber olmak” teması üzerine ona bir soruldu yönelttiğinde de verdiği cevap aşağıdadır.
Bilmem… Sanırım yalnız olmayı öğrenmeleri gerektiğini ve kendi başlarına mümkün olduğu kadar çok zaman geçirmek için uğraşmalarını söylemek isterim. Bugünün gençlerinin hatalarından biri gürültülü, bazen neredeyse agresif etkinliklerde bir araya gelmeye çalışmaları. Kendini yalnız hissetmemek için bu başkasıyla beraber olma arzusu bence çok talihsiz bir gösterge. Her insan çocukluktan itibaren kendiyle zaman geçirmeyi öğrenmeye ihtiyaç duyar. Yalnız olması gerekmez ama kendiyle kaldığında sıkılmamalıdır. Kendi kendine kaldıklarında sıkılan insanlar bana kendilerine verdikleri değer açısından bir tehlikenin içindeler gibi gelir.
Yazının devamında ayrıca göz atmak isterseniz: Uzun Yaşamın Sırrı Nedir? Okinawa Adası Sakinlerine Soralım!
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Andrei Tarkovsky’s Message to Young People: “Learn to Be Alone,” Enjoy Solitude; yayınlanma traihi: 4 mart 2015; Bağlantı: https://www.openculture.com/
- Tarkovsky’s Advice to the Young: Learn to Enjoy Your Own Company; Bağlantı: https://www.themarginalian.org/2013/03/13/tarkovsky-advice-to-the-young/
YolveMacera