KÜLTÜR

Dünyanın En Yüksek Kenti: La Rinconada

Peru And Dağları’nın yükseklerinde, yıllar içinde bir şehir statüsüne dönüşen eski bir altın madenciliği yerleşimi yer alır. Deniz seviyesinden beş kilometre yükseklikteki bu dağlık şehirde 30.000’den fazla insan yaşar ve bunun sayesinde de burası dünyanın en yüksek rakımlı insan yerleşimi olan yer olarak bilinir.

La Rinconada o kadar yüksektir ki, ekvatordan sadece 14 derece uzakta olmasına rağmen hava durumu Grönland’ın batı kıyısına benzer. Bu nedenle yazlar ıslak, kışlar kuru; günler soğuk ve geceler dondurucudur. Çevresindeki altın madenleri nedeniyle insanların çoğunlukla madencilikle uğraştığı bu şehrin 40 yıldan fazla zamandır varlığını sürdürdüğü biliniyor. İnsanların ekonomik nedenlerle bu bölgeye yerleştiği düşünülüyor.

Dünyanın yıl boyu kalıcı olarak yaşanan en yüksek yerleşim bölgesi, Peru’daki 5100 metre yükseklikte bulunan La Rinconada şehridir

Gerçekte, La Rinconada bir şehirden çok bir kamptır. Evler, yalıtımı çok az olan veya hiç olmayan oluklu teneke levhalardan yapılmıştır. La Rinconada şirkete ait değildir. Burada faaliyet gösteren neredeyse tüm madenler gayri resmidir ve bu nedenle yasa dışıdır. Ekonomi düzensizdir; topraktan çıkan altının çoğu doğrudan karaborsaya gidiyor. Burada gelişmiş bir kanalizasyon ve su temini sistemi mevcut değildir. Kasabaya ancak dar bir dağ yolu üzerinde ulaşılabilmektedir.

 
Madenciler, burada altını civa kullanarak elle çıkarıyorlar. Bunun sonucunda La Rinconada’daki toprak, hava, su yani hemen hemen her şey kirlenmiş durumdadır.

Burada yaşayan insanlar genetik olarak bu irtifaya uyum gösterebilse de araştırmacılar bölgede yaşamanın oldukça sağlıksız olduğunu dile getiriyor. Bunun neden, hem sağlıksız hijyen koşulları, hem düşük oksijen miktarı hem de altın madenciliği ve devamında havaya yayılan civadır.

İnsanlar Bu Kadar Yüksek İrtifada Nasıl Hayatta Kalıyor?

Aslında yüksek irtifalarda yaşamak insanlar açısından hiç de kolay değil. Çünkü yükseklik arttıkça atmosfer basıncı, sıcaklık, havadaki oksijen miktarı ve nem azalıyor. Ayrıca atmosferin yoğunluğunun azalması nedeniyle yüksek irtifalarda Güneş’in zararlı etkileri çok daha belirgin şekilde hissediliyor.

Örneğin irtifadaki her 1000 metrelik artış, morötesi dalga boyundaki ışınların yoğunluğunun yaklaşık %10 artmasına neden oluyor. Yüksek irtifanın insanlar üzerinde en önemli etkisi havadaki oksijen miktarının azalması nedeniyle dokulara yeterli miktarda oksijen ulaşamaması.

Bu durumda organizma oksijen eksikliğinin yol açtığı problemleri engellemek ve oksijen ihtiyacını karşılamak için daha hızlı nefes alıp vermeye başlar ve kalp ritmi hızlanır. Ancak vücudun yüksek irtifa koşullarına uyum sağlayabilmesi için belirli bir süreye ihtiyaç vardır.

Genellikle 2500 metre yüksekliğe kadar insan vücudunda kandaki oksijen seviyesinin azalmasından kaynaklanan belirgin sorunlar görülmez. 2500-5300 metre arasındaki irtifalarda kandaki oksijen doygunluk oranı %90’ın altına düşer ve vücudun yüksek irtifaya uyum sağlayabilmesi için vücut fonksiyonlarında bazı değişiklikler ortaya çıkmaya başlar.

La Rinconada Yaşayan İnsanlar Genetik Olarak Adapte Olmuş Durumda

Ancak bu mekanizmalar 5300 metreden daha yüksek irtifalarda -örneğin Everest Dağı’nın zirvesinde bulunan bir insanın kanındaki oksijen doygunluk oranı yaklaşık %50’dir- insanların birkaç günden daha fazla hayatta kalması için yeterli değildir. Araştırmalar çok eski dönemlerde de insanların yüksek rakımlı bölgelerde yaşadığını gösteriyor. Örneğin, Peru’da yaklaşık 12.000 yıl öncesine ait 4500 metre yükseklikte kurulu yerleşim bölgeleri olduğu biliniyor. Bu bize insanların yüksek irtifalarda yaşamaya genetik olarak uyum sağlayabildiği anlamına da geliyor.


Kaynaklar ve İleri Okumalar:

YolveMacera

Başa dön tuşu