Yaşamak, Haz Vermeli İnsana…

Yaşanılacak tek bir hayat var; o halde; ön yargılar, toplumsal normlar, gelenek ve görenekler, ahlak kuralları ile bu hayatı, mengene altına alınmış halde yaşamak ne kadar anlamlı?

Üstelik zamana ve mekana göre sürekli değişen gelenekler ve ahlaki değerlerin, olması gereken hayatın sınırlarını belirlediğinden nasıl emin olabiliriz ki? Bugün için doğru olan, yarın yanlış sayılıyor ise ya da doğrunun, yanlışın anlamı, mekanlara göre farklılaşıyor ise, hayatımızı bu kaygan kurallar üzerine inşa etmek ne kadar sağlıklı?

O halde tüm bu kuralların üzerine bir çizgi çekip; Diyojen gibi sırtımızı dünyaya dönmeli miyiz, yoksa kuralları hiçe sayarken, Aristippos gibi dünyayı kucaklamalı mıyız?

Sokrates sonrası dönem okullarından biri Diyojen ile sembolleşen Kinik Okulu idi, bir diğeri ise kurucusu (M.Ö.435-M.Ö.386) Aristippos olan Kyrene Okuludur.

Her iki okulun amacı da insanı mutluluğa götüren yöntemi bulmaktır. Ve her iki okul da bireyselliği ön plana çıkartmıştır. Ancak hatırlanacağı üzere Kinikler, mutluluğa giden yolda insanın özgürleşmesi için; dünyaya sırtını dönmesini, en az ile yetinmesini, çileci bir hayat ile dayanıklılığı artan, kendine yeten bir insan haline gelmesini salık vermişlerdir. Kyrene okulu ise tam da bu noktada, Kinikler ile tamamen zıt görüşleri dile getirmiştir.

Kinik Okulun kurucusu Antisthenes yoksul bir aileden gelmekteydi, oysa ki Aristippos hali vakti yerinde, zarif bir kişiliğe sahipti. Bir dönem Sokrates’in yanında bulunmuş, ancak daha çok gezgin hayatı yaşamıştı. Bu gezici yaşam şekli ile, tüm kurallardan bağışık, özgür bir ömür sürmeyi hedeflemekteydi. Sokrates gibi bilginin gerekliliğine inanıyor, insanların bilgi sayesinde ön yargılarından, gereksiz dini inanışlardan, tutkulu kuruntularından kurtulabileceğini düşünüyordu. Sokrates hayatın amacının “iyi” olduğunu söylemiş, ancak “iyi”nin tanımını yapmamıştı. Aristippos da iyiyi, ulaşılması gereken bir amaç olarak görüyor ve hazzın iyi, acının kötü olduğunu söylüyordu. Tüm insanların, hayvanların amacı hazza ulaşmaktı. O halde insanı iyi ve mutlu kılan tek şey “haz” olmalıydı. Bu düşünceleri ile hazcılığın da kurucusu oluyordu, filozof.

Yumuşak hareketler haz verir, sert hareketler acı, hareketsizlik ise acısızlık ve hazsızlık halini yaratmaktadır. Duyusal(maddi) hazların yanında, manevi hazlar da vardır, ancak duyusal hazlar ulaşılması daha kolay ve somut olmaları nedeniyle, manevi hazlara tercih edilmelidirler. Önemli olan hazzın sürekliliğidir, manevi hazlar da sürekli olabilirler. Hazların nitelikleri aynıdır, ancak nicelikleri farklıdır, en iyi haz da en kısa süreli en güçlü duyguları hissettiren hazdır.

Bilgi; hazzı akıllıca kullanmak, tutkuların esiri olmadan mutluluğa erişmek için gereklidir. Kyrene Okulunun hedeflediği haz, peşinden koşulup, kişinin kendini kaybettiği bir haz değildir, aksine insanın aklını kullanarak, kendine faydalı şekilde yönlendirilebilecek bir hazdır. Önemli olan insanın mutluluğu ve hazzı olduğuna göre, ahlaki kurallar, gelenekler, devlet, aile gibi sınırlandırıcı kurumlara karşıdırlar. Buna bağlı olarak fazlasıyla bireycidirler ve sınırların ötesinde dünya yurttaşı olduklarını düşünürler. Dini inançları konusunda ise tanrı fikrini pek inandırıcı bulmaz, bilge birinin dini kurallar ve inanışlardan kendini kurtarması gerektiğini söylerler. Hatta Kyrene Okuluna mensup biri, tanrıları saymanın, tıpkı kralları ve bu gibi benzeri kişileri saymaktan doğup gelişerek, bu saygının daha büyütülmüş bir şekli olduğunu iddia etmiştir.

Dikkatini önce doğaya sonra insana yönelten felsefe alemi, bundan sonraki yolculuğunda, büyük sistemler kurarak, hayata daha geniş perspektiften bakmaya devam edecektir.

http://felsefe-alemi.blogspot.com.tr/2015/03/aristippos-kirene-hedonizm.html

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Thoreau İle Doğada Olmak

Çoğu insan, özellikle de kentlerde yaşayanlar bir gün doğa ile iç içe olabileceği bir yaşamın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir