Yaşadım Diyebilmek İçin

Yaşlanmak istemiyorum, fakat yine de korkmuyorum yüzümün kırış kırış olmasından, dilediğimce spor yapıp koşamamaktan. Her canım istediğinde tatlı yiyemeyecek olmaktan da korkmuyorum. Sevdiğim insanlar beni hatırlasın da seslerini duyayım diye telefonun başında bekleyecek olmaktan korkmuyorum. Zamanını dolduran dostlarımı, eşimi kaybetmekten korkmuyorum. Ölmekten korkmuyorum. Şimdilik. Çünkü ölüm düşünmeye değmeyecek kadar uzak, planı yapılamayacak kadar yakın.

Yaşayamamaktan korkuyorum, yaşlanınca “Yaşadım.” diyemeyecek olmaktan. Yeterince sevmemekten, sevilmemekten ve hayallerimi unutup bambaşka işlerle uğraşırken kendimi bulmaktan, “Ben böyle hayal etmemiştim.” demekten korkuyorum.

Dedim ya yeterince sevmemekten ve sevilmemekten korkuyorum diye; bir sürü dostum olmalı diye düşünüyorum. Sevdiğim, güvendiğim, zaman ayırmak istediğim bir sürü insan olmalı hayatımda. Bunun en etkili yolu ise sevmektir, karşındaki insanın eksiklerini kabul ederek sevmek, çünkü insanları yargılamak kolaydır.

Sevmek ve sevilmek “Yaşadım.” diyebilmek için önemli bir ölçüt. Diğer önemli olan nokta ise hayatı ciddiye alabilmektir. “…yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı. Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından.” demiş Nazım Hikmet (1947: 1).

Ölümü düşünerek yaşamanın insan psikolojisi açısından sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Yaşamın anlamını arayan ve ölüm hakkında fikirler üreten filozoflara hep hayran kalmışımdır, fakat bazılarının zamanla akıl sağlığını kaybetmeleri de bu düşüncemi destekliyor. Yaşamak ciddiye alınmalı, yaşlanınca geriye dönüp baktığımda hakkını vererek yaşadım, bir anımı bile boşa geçirmedim diyebileceğim kadar ciddiye almalıyım yaşamayı.

Hayallerim kendimle ilgili olduğu gibi eylemlerim de kendimle ilgili ve kendim için olmalı. Böylece daha mutlu bir hayat yaşar, çevremdekilerin de daha mutlu olmasını sağlarım.

Mutlu olmanın sırrının sevmek ve sevilmekte, yaşamı ciddiye almakta olduğunu düşünüyorum. Böylece yaşlandıkça hayatımın biteceğini hatırlayıp umutsuzluğa kapılmayacağım. Ölüm ve ölüm korkusu temalarıyla yazılan bu kitabı okurken eksiklerimi düşünüp yaşlanınca olmak isteyeceğim insana göre eylemlerimi seçmeye karar vermek dışında, büyüklerimizi daha çok hatırlamamız gerektiğini anladım. Nedenini şu an kavramam çok zor, fakat sanırım bana muhtaç olduklarından değil. Geçmişlerine dönüp baktıklarında başardıkları şeylerden gurur duyabilmek için ihtiyaç duyuyor büyüklerimiz onları hatırlamamıza. Annelik/babalık görevlerini güzelce yerine getirip seslerini duyduğu
çocuklarının bunu kanıtlaması gururlarını okşuyor bu yüzden. Sevdiklerini ve sevildiklerini anımsıyorlar.

Yazımı bitirdikten sonra dedemi arayıp nasıl olduğunu soracağım sanırım.

Zeyneb Çörtü

Yazı sitemize kısaltılarak eklenmiştir. Tam metin için…

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Ölmez Ağaç “Zeytin”

Bin yıllardır kutsal bir ağaç ve meyve olarak nitelenen, birçok kültürde barışı temsil eden, bin yıl kadar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir