Vazgeçilmezimiz Çayın Türkiye Serüveni

Çoğu insan, çay bitkisinin başta Doğu Karadeniz’de doğal olarak yetiştiğini düşünebilir ancak çayın anavatanı Çin’dir. Çay ithal bir ürün olarak topraklarımıza 18’inci yüzyılın ilk yarısında girdi. Türkiye’nin çay ithal etmek yerine kendi çayını üretmeye başlaması, bir avuç idealist insanın uzun yıllara yayılan çabaları sayesinde mümkün oldu.

Çayın Türkiye’ye Gelişi

Çayın Türkiye’ye gelişi 1877 – 1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusya’nın eline geçen Kars, Ardahan ve Batum vilayetlerinin 1918’de yeniden Osmanlı topraklarına katılması ile başlar.

Dönemin yöneticileri yeniden ele geçirilen Kars, Ardahan ve Batum vilayetlerindeki ziraat faaliyetlerini incelemek üzere 1918 yılında Ziraat Mekteb-i Âlisi müderrislerinden Ali Rıza Bey’i gönderir.

Ali Rıza Bey, özellikle Batum’da yaptığı incelemelerde bölgede çay, mandalina, limon, portakal gibi yarı-tropik iklimlerde yetişen bitkilerin ziraatının yaygın olarak yapıldığını gözlemler.

Bu bitkilerin yetiştirilmesi hakkındaki bilgileri ve o bölgenin meteorolojik kayıtlarını inceler. Devamında şöyle bir kanıya ulaşır: Madem ki Batum’da yarı-tropik iklimlerde yetişen bitkilerin ziraatı yapılıyor, benzer iklime sahip olan Rize ve çevresinde de niçin olmasın?

Böylece Türkiye’de ilk kez Rize ve çevresinde çay yetiştirebileceği fikri bilimsel olarak gündeme gelmiştir. Devamında Ziraat Umum Müfettişi Zihni Derin bu fikri icra etmesi amacıyla araştırma yapmak ve çay üretim fidanlığını kurmak üzere cumhuriyetin kurulduğu yıl Rize’ye gönderilir.

Zihni Bey, valinin desteğiyle o dönem Garal Dağı olarak adlandırılan tepede 15 dekarlık fidanlık kurar. Buraya Batum’dan getirtilen fidanları ve tohumları eker.

Kendisi de bizzat bölgeye giderek Rusların Batum ve çevresinde kurdukları çay bahçelerini, çay fabrikasını ve Astropikal Bitkiler Araştırma İstasyonu’nu inceler. Devamında fidanlığı bir Rus bahçıvana emanet ettikten sonra da Ankara’ya döner.

Batum’dan gelen tohumlarla fidanlıkta üretilen yaklaşık yarım milyon çay fidanı halka dağıtılır. Ancak bu teşebbüs başarıya ulaşmaz. Çünkü hem devlet bu projeye bütçe ve enerji ayırmaz, hem de bölge halkı bazı belirsizlikler yüzünden çay tarımından uzak durur.

Çay Yetiştirilmesi Kanunu

Bu sorunu aşmak için Zihni Derin 6 Şubat 1924 tarihinde Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında, Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanunun çıkarılmasını sağlar.

Rize ve çevresindeki çalılık ve kızılağaçların sökülerek kanunda belirtilen bitkilerin dikilmesini öngören bu kanun da konuya çare olmaz. Çünkü her şeyden önce çay tarımı yapılmış olsa bile, bu taze çayı işleyecek fabrikalar yoktur. O zamanki koşullar içinde Ankara bu görevin altından kalkamaz.

Böylece Doğu Karadeniz’de gerçekleştirilmesi düşünülen çay devrimi tarihin o büyük semaverinde daha sonra demlenmek üzere soğumaya bırakılır.

1935 yılında yurt gezisine çıkan dönemin başbakanı İsmet İnönü, Rize’ye gelir ve 1924 yılında sonuçsuz kalan girişimden haberdar olur. İnönü, Ankara’ya dönünce bu konuyla ilgilenilmesi için tarım bakanlığına direktif verir.

Akademisyenler ve bakanlık temsilcilerinden oluşan bir heyet incelemelerde bulunmak için Rize’ye gider. Bu heyette akademisyen olarak sonradan tarım bakanlığı da yapacak olan Prof. Dr. Şevket Raşit Hatipoğlu da vardır. Hatipoğlu Türkiye’de çay tüketimi ve ithalatına ilişkin karşılaştırmalı araştırmalar yapar. Sonuçta ortaya Türkiye’de Çay İktisadiyatı adlı çalışma çıkar.

Hatipoğlu tarım bakanlığını iter, tarım bakanlığı da hükümeti. Böylece Rize’de bir çay teşkilatı kurulması için karar çıkar. Bu ekibin başına 1938 yılında Zihni Derin getirilir. Rize ve civarı altı bölgeye ayrılır, her bölgenin başına bir teknisyen getirilir.

Bu teknisyenlerden birisi, önce bölgeler koordinatörlüğü, bir yıl sonrada çay ve fidanlıklar müdürlüğü görevine getirilecek olan yüksek ziraat mühendisi Asım Zihnioğlu’dur.

Batum’dan sipariş edilen fidanlar için fidanlıkta yer yoktur. Bunun üzerine köylülerle işbirliği yapılarak toprak tedarik etme yoluna gidilir. Müdürlüğe bağlı ekiplerin köylülerin para talep etmeden dikim izni verdiği tarlalara çay fidanlarının ekilmesinden sonra bu tarlaları köylüye bir çay bahçesi olarak teslim edilmesi planlanır.

Böylece toprağını teşkilata bedelsiz olarak bir yıl boyunca vermiş olan köylüler emek ve para harcamadan çay bahçesi sahibi olacaklardır. Bu sistem bölgede hemen benimsenir.

Diğer taraftan bölge teknisyenlerinin kontrolü altında çay ustaları eğitilir. Bu çay ustaları çay bahçesi kurmak isteyenlere çaylığın nasıl kurulacağı ve nasıl yetiştirileceğini öğretirler. Ayrıca fidanlıkta elde edilecek hasadı kuru çaya dönüştürmek için küçük bir imalathane de kurulur. Bölge insanı yavaş yavaş çay davasının bu sefer başarılı olacağına inanmaya başlar.

1938’de Rize’de kurulan çay teşkilatı hamlesini iki yıl sonra, 1940’da TBMM’den çıkarılan kanun izledi. Bu kanun, köylünün ürettiği yaş yaprağın satın alınmasını, çay bahçesi kurmak isteyenlere de faizsiz ve 10 sene sonra ödemeli tesis kredisi verilmesini öngörüyordu. Aynı yıl Rize’de modern bir çay işleme fabrika kurulması kararı da alındı. Fabrikada kullanılacak makineler için İngiliz şirketi Brassert’le anlaşıldı.

Ne var ki bütün şiddetiyle sürmekte olan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle makinelerin İngiltere’den getirilmesi 1946 yılında mümkün oldu. Fabrika 1947 Mayıs’ında açıldı ve bu yılın ilk sürgünü bu fabrikada işlenerek kuru çaya dönüştürüldü. Artık Türkiye çaycılığının önünde atılacak tek adım kalmıştı; uluslararası pazarlarda değer gören kaliteli çay üretmek.

Bu amaçla üreticiler sürekli eğitilir, bu çalışmalar ise meyvesini 1950’lilerin başında verir. Her hasat dönemi elde edilen kuru çay örneklerini değerlendirmeleri için dünyanın en büyük çay borsasının bulunduğu Londra’daki yetkililere gönderilir.

1938’de fidanlıktaki işletmede üretilen toplam 30 kilogram kuru çayla yola çıkan Türkiye 2013 rakamlarına göre 226 bin tonluk üretimiyle dünya altıncılığına ulaştı.

Tüm bunların üzerine son söz olarak şunu söylemek hiç de yanlış olmaz: Türkiye’de çaycılık bir cumhuriyet projesidir. Bu proje, bazı eksikliklerine ve dönemsel ataletlere rağmen çok başarılı olmuştur.

Kaynak:

MELİH ŞABANOĞLU – Çayın Türkiye Yolculuğu, Atlas Dergisi Kasım 2018

YolveMacera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu