Türkiye’nin 16 Dünya Mirası

Uluslararası önem taşıyan ve bu nedenle takdire ve korunmaya değer doğal oluşumlara, anıtlara ve sitlere “Dünya Mirası” statüsü tanınmaktadır.

2016 yılı itibariyle Dünya genelinde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kayıtlı 1052 kültürel ve doğal varlık bulunmakta olup bunların 814 tanesi kültürel, 203 tanesi doğal, 35 tanesi ise karma (kültürel/doğal) varlıktır. Her yıl gerçekleşen Dünya Miras Komitesi toplantıları ile bu sayı artmaktadır. Detaylı bilgilere Dünya Miras Merkezi’nin resmi web sitesi olan http://whc.unesco.org/en/list adresinden ulaşılabilmektedir.

Ülkemizin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 16 adet varlığımızın alınması sağlanmıştır.

Şimdi size kısaca bu varlıkları tanıtalım…
İstanbul’un Tarihi Alanları / İstanbul

İstanbul’un Tarihi Alanları, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 1985 yılında girdi. Kentin merkezini oluşturan Tarihi Yarımada, görkemli geçmişin izlerini özel bir coğrafyada bir araya getirmesiyle önem taşıyor. İstanbul, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dört ana bölüm olarak yer alıyor: Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan “Arkeolojik Park”. Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan “Süleymaniye Koruma Alanı”. Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan “Zeyrek Koruma Alanı” ve “Tarihi Surlar Koruma Alanı.”

Tarihi Yarımada’yı çevreleyen surlar, günümüzde de İstanbul manzarasının ayrılmaz parçasını oluşturuyor. Dünya mimarlık tarihinin en ünlü yapıtlarından biri olan, adı “Tanrısal Bilgelik” anlamına gelen Ayasofya, özellikle benzersiz kubbesiyle öne çıkıyor. İstanbul’un UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki tarihi varlıklarından Süleymaniye Camisi, 1551-1557 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman adına yapıldı; Tarihi Yarımada’nın siluetine damga vuran cami Mimar Sinan’ın imzasını taşıyor. Zeyrek Camisi ise İstanbul’un fethinden önce Pantokrator Manastır Kilisesi’ydi; II. Mehmet tarafından medreseye dönüştürülen yapı Fatih Külliyesi’nin tamamlanıp medreselerinin açılmasından sonra cami olarak kullanılmaya başladı.

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası / Sivas

Divriği Kalesi’nin güneyindeki tepenin yamacında bulunan külliye yapısı, yörenin Mengücekoğullarının yönetimi altında olduğu dönemde inşa edildi. Mengücek hükümdarı Ahmet Şah ve eşi Turan Melek’in yaptırdığı cami ve darüşşifa, yazıtından anlaşıldığına göre 1228/29’da tamamlandı. İki kubbeli türbeye sahip cami ve ona bitişik hastane, mimarlık tarihinin başyapıtlarından sayılıyor. Yapı, mimari özelliklerinin yanı sıra Anadolu’nun geleneksel taş işçiliğinin seçkin bir örneği olması nedeniyle de 1985 yılından beri UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor.

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, bir bölümü kazılıp bir bölümü doldurularak düzeltilmiş arazide bulunuyor. Sağlam olmayan dolgu zemindeki batı duvarında zaman zaman eğilmeler yaşanıyor. Bu yüzden yapı çeşitli dönemlerde onarıldı, daha Selçuklular döneminde bazı değişiklikler yapıldı. Cami bölümünün batı duvarı, 16. yüzyılda taç kapıyla birlikte sökülerek yeniden örüldü ve sağlamlaştırıldı. Onarımlar sonraki yüzyıllarda da devam etti. Cami ve darüşşifa, günümüzde Divriği ilçesinin başlıca ziyaret noktası.

Hitit Başkenti Hattuşa (Boğazköy) / Çorum

Bölgenin ilk sakinleri Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılan yerleşim, Hitit egemenliğinde “Hattuşa” adını aldı. Kent, Budaközü Ovası’nın bir ucunda yükselen kayalık, engebeli bir arazide bulunuyor ve yaklaşık iki kilometrekarelik bir alan kaplıyor.

Hitit İmparatorluğu, İÖ 2. bin yılında kuruldu ve yüzyıllar boyunca antik dünyanın süper güçleri arasında yer aldı. Hitit kültürünün merkezi başkent Hattuşa (Boğazköy), günümüzde Çorum’un Boğazkale ilçesi sınırlarında yer alıyor. Anadolu’nun en önemli arkeolojik varlıklarından Hattuşa, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 1986 yılında girdi.

Yukarı Şehir olarak adlandırılan güney bölümünde, surlarda yer alan Aslanlı Kapı, artık Hattuşa’nın simge olmuş köşelerinden biri. Yine Yukarı Şehir’deki Kral Kapısı, surların aslına uygun olarak yeniden yapılan bölümü, kale kalıntıları diğer önemli bölümler arasında.

Bir bölümü Tapınak Mahallesi adıyla bilinen Yukarı Şehir’deki 30 tapınak, Hattuşa’dan “bin tanrılı şehir” olarak bahseden kaynakları haklı çıkarıyor. Hitit krallarının sarayı ise Büyükkale bölgesinde yer alıyor. Hattuşa’nın hemen dışındaki  İÖ 13. yüzyıldan kalma Yazılıkaya da Hititlerden kalan görkemli eserlerden.

Nemrut Dağı / Adıyaman

Kâhta ilçesindeki Nemrut Dağı, “Zeus’un göklerdeki tahtına en yakın yer” olarak tanımlanıyordu tarihte. Yüksekliği 2 bin 206 metreyi bulan Nemrut Dağı görkemli tümülüsü, dev tanrı heykelleri ve kabartmalarıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 1987’de girdi.

Dağın zirvesinde İÖ 69-36 yılları arasında hükümdarlık yapan Kommagene Kralı I. Antiokhos’un adıyla anılan tümülüs ve tümülüsün iki yanındaki teraslarda tanrı heykelleri yer alıyor. Batı terasındaki heykeller küçük detaylar dışında doğu terasının simetrisini oluşturuyor. Teraslarda Apollon, Tyche, Zeus, I. Antiokhos, Herakles, kartal ve aslan heykelleri bulunuyor. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireçtaşı bloklarından yapılma ve sekiz-on metre yüksekliğe sahip.

Kommagene Krallığı, dönemin iki büyük gücü Roma ve Pers imparatorlukları arasında tampon bölge görevi görüyordu. Krallığın, doğunun ve batının iki büyük kültürünü bir araya getirmek istediği açıkça görülüyor bu muhteşem bölgede.

Ksanthos-Letoon / Muğla-Antalya 

Muğla’nın Fethiye ilçesi sınırlarında bulunan Ksanthos (Xanthos) ve Letoon antik kentleri, temsil ettikleri tarihsel değerler ve aralarındaki organik bağ nedeniyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 1988’de birlikte dahil edildi. Helen, Pers, Roma, Bizans gibi uygarlıkların izlerini taşıyan Ksanthos, antik dönemde Lykia bölgesinin önemli din ve yönetim merkezlerinden biriydi.  7. yüzyıldaki Arap akınlarından sonra önemini kaybetti ve küçük bir yerleşime dönüştü. Eşençay’ın kıyısındaki akropolis, sur kalıntıları, tiyatro, Harpyalar Anıtı, Nereidler Anıtı kentin önemli köşeleri arasında sayılabilir.

Letoon ise Antalya’nın Kaş ilçesi sınırlarında yer alıyor. Letoon, dört kilometre uzaklıktaki Ksanthos’un kutsal alanıydı. Burada Lykia’nın tanrıçası Leto’ya ve Apollon ile Artemis’e Roma dönemine değin tapınıldı. Kentteki kazılarda açığa çıkarılan tapınakların doğusundaki yamaçta bir tiyatronun da kalıntıları yer alıyor. Letoon da 7. yüzyılda önemini giderek kaybetti ve terk edildi.

Safranbolu Şehri / Karabük

Karadeniz kıyılarını Batı, Kuzey ve Orta Anadolu’ya bağlayan yol üzerinde yer alan Safranbolu, tarih boyunca önem taşıyan, canlı bir kent oldu. Özellikle 18. yüzyılda Asya ve Avrupa arasındaki ticaretin önemli duraklarından biriydi. Osmanlı İmparatorluğu’ndan 1858’de İngiltere’ye ihraç edilen on tona yakın safranın önemli bir bölümü Safranbolu çevresinde yetiştiriliyordu. Ancak safran üretimi yıllar içinde giderek azaldı. Çok sayıda ahşap konağın süslediği ilçedeki başlıca tarihi eserler arasında Gazi Süleyman Paşa Camisi, Taş Minare Camisi, İzzet Paşa Camisi, Köprülü Mehmet Paşa Camisi, Cinci ve Tuzcu hanları, Eski Hamam, Yeni Hamam, Gazi Süleyman Medresesi sayılabilir.

İlçe akarsu vadileriyle parçalanmış dağlık bir alanda bulunuyor. Kent ve çevresinde Bartın Çayı’na katılan akarsuların kalkerli arazide oluşturduğu kanyonlar da yer alıyor.Safranbolu ilçe merkezi, Batı Karadeniz’in geleneksel kent dokusunun bozulmamış bir örneği olmasıyla önem taşıyor. Ahşap evleri ve anıtsal yapılarıyla Safranbolu yerleşimi bir bütün olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Troia Antik Kenti / Çanakkale
Asya ve Avrupa kıtaları ile Ege ve Akdeniz arasındaki stratejik konumu nedeniyle Troia birçok yıkım ve savaşa tanıklık etti. Kent dokuz kez yıkıldı ve yeniden kuruldu. Bunların en önemlisini konu edinen, İzmirli ozan Homeros’un İliada ve Odysseia destanlarının anayurdu da burasıydı. Troia’da görülen dokuz katman, kesintisiz olarak 3 bin yıldan fazla bir zamana  işaret etmektedir. Bu katmanlar İÖ 85-İS 8. yüzyıla tarihlenen Roma dönemi ile sona eriyor. Kentteki ilk kazıları 1871’de Alman Heinrich Schliemann yaptı ve yurtdışına kaçırdığı eserlerle arkeoloji tarihine hep konu oldu. Bu eserler “Kral Priamos’un Hazinesi” olarak biliniyor ve “Homeros’un Troia”sı olarak tanımlanan Troia VI dönemine denk geliyor. Ama araştırmalar eserlerin Troia II’ye, İÖ 2550-2250 yıllarına ait olduğunu gösterdi.

Dünyadaki en ünlü arkeolojik alanlardan Troya Tarihi Milli Parkı, 1998 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Çanakkale merkeze bağlı Teyfikiye köyü sınırları içindeki antik kent, il merkezine 30 kilometre mesafede bulunuyor.

Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi / Edirne

 

 

16. yüzyılda Sultan II. Selim adına yaptırıldı. Mimar Sinan’ın ustalık dönemi eseri olan cami ve külliye, teknik mükemmelliği, boyutları ve estetik değerleriyle insan dehasının şaheserlerinden biri olarak kabul edilen eser, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2011 yılında girdi. Döneminin önemli bir ibadet ve eğitim merkezi olan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, Osmanlı mimarlığının doruk noktası ve bir daha aşılamamış bir başyapıt.

Çatalhöyük Neolitik Kenti / Konya

Çatalhöyük 9 bin yıl önce Çumra Ovası’nda, Çarşamba Çayı’nın kıyısına kuruldu. Ova seviyesinin altında da devam eden höyüğün kültür dolgusunun yüksekliği 20 metreyi aşıyor. İçinde yaşamın devam ettiği dönemde Çatalhöyük’ün etrafı bataklıklarla kaplıydı. Yerleşmeyi, birbirine bitişik kerpiç evlerin dış duvarları çevreliyordu. Neolitik dönemde yerleşmeler bitişik düzende inşa ediliyordu ve sokaklara yer verilmiyordu, evlere damdaki bir açıklıktan sarkıtılan merdivenle iniliyordu. Ocağın dumanı da buradan çıkıyor ve gün ışığı buradan giriyordu.

Bundan 9 bin yıl önce 10 bin kişinin yaşadığı, geçmişine ışık tutan çok değerli bir arkeolojik alan. Çatalhöyük, 2012’den beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.

Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı / İzmir

 

Helenistik, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı dönemlerine ait katmanları barındıran bölge 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi. Alan Pergamon (çok katmanlı kent), Kibele Kutsal Alanı, İlyas Tepe, Yığma Tepe, İkili, Tavşan Tepe, X Tepe, A Tepe ve Maltepe tümülüsleri olmak üzere dokuz bileşenden oluşuyor. Yöre, kültürel peyzaj değerleri ile birlikte Helenistik ve Roma dönemlerine ait pek çok kalıntı barındırıyor. Özellikle Roma ve Doğu Roma dönemlerine ait katmanlar üzerinde yayılmış olan Osmanlı dönemine ait birçok cami, han, hamam ve ticari merkez de bölgenin önemini artırıyor.

Kalıntıları, İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan antik Pergamon denizden yaklaşık 400 metre yüksekte bulunuyor. Buradaki en eski yerleşim İÖ 8. yüzyıla tarihleniyor. Pergamon, Helenistik dönemde Attalos Hanedanlığı’nın başkentiydi. Kent siyasi olduğu kadar kültürel bir merkezdi, kitaplığında 60 bin eser bulunuyordu. Mısır’ın kâğıt ambargosu üzerine kendi kâğıtlarını, parşömeni icat etmişlerdi; “parşömen” adı da Pergamon’dan geliyor. Dünyanın harikaları arasında gösterilen Zeus Sunağı da bu dönemde inşa edildi. Kent, Roma döneminde imparatorluğun Asya eyaletinin başkenti oldu ve giderek daha da görkemli bir hal aldı.

Bursa – Cumalıkızık:

 

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2014’te giren “Bursa ve Cumalıkızık: Orhangazi Külliyesi ve çevresini içine alan Hanlar Bölgesi, Hüdavendigâr (I. Murat) Külliyesi, Yıldırım (I. Bayezid) Külliyesi, Yeşil (I. Mehmet) Külliye, Muradiye (II. Murat) Külliyesi ve Cumalıkızık köyü alanlarından oluşuyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti olan ve külliyelerle şekillenen Bursa’nın bir ticaret merkezi olarak önemini ise büyük hanlar, bedesten ve çarşılar ortaya koyuyor. Yıldırım ilçesine bağlı olan Cumalıkızık, bir etnografya müzesine de sahip.

Diyarbakır Kalesi ve Surları

 

 

Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı, 2015 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girdi. Bölgede hüküm süren medeniyetlerin ve kültürlerin izlerini taşıyan, özgünlüğünü ve binlerce yıllık tarihsel varlığını sürdüren Diyarbakır Kalesi, surlar ve burçlar hâlâ orijinal ve özgün kültür varlıkları olarak yaşıyor. Dünya tarihi için önemli bir evrensel miras olma özelliğini koruyor. Hevsel Bahçeleri de bahçe kültürünün büyük önem taşıdığı bir coğrafyada halkın kullanımına açık sivil, tarihi öneme sahip bir yeşil alan olarak özgün bir değer ortaya koyuyor.

Ephesos – Efes / İzmir

 

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2015 yılında alınan İzmir il sınırlarındaki Ephesos (Efes), antik dönemin en önemli merkezlerinden biri ve Küçük Menderes Nehri kenarında kurulmuş canlı bir limandı. Günümüzde nehrin taşıdığı alüvyonlar yüzünden kıyıdan birkaç kilometre içeride, Selçuk ilçe merkezinin yakınında bulunuyor. Alandaki başlıca kalıntılar Artemision (Artemis Tapınağı), Celcus Kitaplığı, Hadrianus Tapınağı, Arkadius Caddesi, tiyatro, yamaç evleri olarak sayılabilir.

Ephesos’a dokuz kilometre uzaklıkta, Aladağ üzerinde yer alan evde Meryem Ana’nın bir süre yaşadığına inanılıyor ve burası Hıristiyanlar tarafından hac yeri olarak kabul ediliyor. Aydınoğullarından İsa Bey’in 1375’te yaptırdığı İsa Bey Camii de alanın önemli tarihi eserleri arasında. Efes Dünya Mirası Alanı tarih öncesi dönemden sonra Helenistik, Roma, Doğu Roma, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı dönemleri boyunca yaklaşık 3 bin yıl kesintisiz yerleşim gördü. Kentleşme ve mimarlık tarihine, din tarihine ışık tutan yapılarıyla, farklı dönemlerin izlerini günümüze taşımasıyla Anadolu’nun önemli kültür varlıkları arasında.

Göreme Milli Parkı ve Kapadokya / Nevşehir

 

Kuzeyde Kızılırmak, doğuda Yeşilhisar, güneyde Hasan ve Melendiz dağları, batıda Aksaray ve kuzeybatıda Kırşehir ile sınırlanıyor Kapadokya. İnsan izlerinin kalkolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya, Erciyes Dağı ve Hasandağ’ın püskürttüğü lavların binyıllar boyunca erozyona uğramasıyla eşsiz bir görünüm kazandı. Doğal potansiyelinin dışında yöre Hitit, Pers, Bizans, Selçuklu ve daha birçok uygarlıktan izler barındırıyor. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya, doğal ve kültürel miras olarak 1985 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunuyor. Listede yer alan alanlar içinde Göreme Milli Parkı, Derinkuyu ve Kaymaklı yeraltı şehirleri, Karain Güvercinlikleri, Karlık Kilisesi, Yeşilöz Theodoro Kilisesi ve Soğanlı Arkeolojik Alanı yer alıyor.

Nevşehir’e bağlı Göreme, özellikle 7.-13. yüzyıllar arasında baskılardan kaçan Hıristiyanların yerleşmesiyle önemli bir dini merkez haline geldi. Hıristiyanlar buradaki kayalıkları oyarak birçok mekân oluşturdu. Dışarıdan gelecek saldırılardan, özellikle Arap akınlarından korunmak isteyen halk da yeraltı şehirlerine sığınıyordu. Gerektiğinde kullanmak üzere tüflerin içine, gitgide büyüyerek şehre dönüşecek mekânlar oydular. Bu yerleşimlerde odalar, yemekhaneler, ahırlar, depolar, ibadet yerleri bulunuyordu. Peribacaları ise Kapadokya’ya dünya çapında ün kazandıran doğal oluşumlar. Özellikle Ürgüp ve Göreme çevresinde yoğunlaşan peribacaları dirençli kayaların, altlarındaki daha dayanıksız tabakayı suyun aşındırmasına karşı korumasıyla oluşuyor.

Pamukkale – Hierapolis / Denizli

 

Denizli il sınırlarında Çaldağı’ndan gelen ve kalsiyum oksit içeren suların oluşturduğu beyaz travertenler, Pamukkale’ye benzersiz görünümünü kazandırıyor. Bu beyaz coğrafyada inşa edilmiş Hierapolis kenti ise geç Helenistik ve erken Hıristiyanlık dönemlerinden kalıntılar içeren önemli bir arkeolojik miras. Pamukkale-Hierapolis, 1988 yılında kültürel ve doğal miras olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

İÖ 190 yılında II. Eumenes tarafından kurulan Hierapolis “kutsal şehir” anlamına geliyor. Kente bu kutsallığı, binlerce yıldır insanlara şifa veren sıcak suları veriyordu. Kent, Roma egemenliğinde en parlak dönemini yaşadı. Sütunlu galerilerle çevrili caddesi, gladyatör dövüşlerinin de yapıldığı 9 bin 500 kişilik tiyatrosu, hamamları ve geniş nekropolü doğa harikası Pamukkale’nin antik dekorunu tamamlıyor.

Ani Arkeolojik Alanı – Kars

Kars ili, Merkez İlçesi sınırları içinde, Türkiye ve Ermenistan sınırında yer alan Ani Arkeolojik Alanı, Erken Demir Çağından 16. yüzyıla kadar yerleşimin sürekli olduğu, Orta Çağ’ın şehircilik, mimarlık ve sanat açısından gelişiminin tüm zenginlik ve çeşitliliğinin bir arada görüldüğü çok kültürlü bir İpek Yolu yerleşimidir.

İçkale’de 4. yy’da başlayan yerleşim, kapalı kent modelinden açık kent modeline geçişin bölgedeki ilk örneğini belgelemesi bakımından önemlidir. Yerleşimin yoğun ticaret akslarının üzerinde yerleşmesi, ilerleyen zamanlarda çok kültürlü bir ticari merkez olarak gelişmesine neden olmuş, bu da kenti Ermeni, Gürcü, Bizans ve Selçuklu kültürlerinin buluşma noktası haline getirmiştir.

Bu karşılıklı kültürel etkileşimin sonucu olarak ortaya çıkan mimari tasarım fikirleri, inşaat malzemeleri ve teknikleri ve dekorasyon ayrıntıları ise, daha sonra tüm Anadolu’ya ve Kafkasya’ya yayılacak olan Ani’ye özgü bir mimari dilin oluşumuna neden olmuş ve sürekli dönüşen bir kentsel peyzaj içinde özgün mimari anıtlar üretilmiştir.

Bu özellikleriyle Ani Arkeolojik Alanı 2016 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedilmiştir.

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Polonya’nın En Güzel Köyü; Zalipie

Polonya’nın en güzel köyü olan Zalipie, yine Polonya’nın en güzel şehirlerinden birisi olan Krakow şehrine …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir