Tüm Zamanların Ötekisi: Romanlar

Öyle bir halk düşünün ki bu halkın  üyeleri yoksul, özgür, komün, öteki, yaratıcı, zanaatkar, dans ve müzik düşkünü, renkli, eğlenceyi seven, kadını değerli ve göçebe kavramlarının tümünü içinde barındırsın. İşte bu halkın bilinen yaygın adı Çingene ya da Roman…

Carolus Duran: Danseden Çingeneler isimli tablosu

Farsça’dan alınan Çingene sözcüğü, Türkçe’de yoksul anlamına gelen “çıngan” sözcüğünden gelmektedir. Roman kelimesi ise Roman dilinde “Koca” anlamına gelmektedir.

Tarih boyunca neredeyse tüm toplumlar da görülen, çoğunluk gibi düşünmeyen ve davranmayan farklı kişi ya da grupları ötekileştirme anlayışından kaynaklı çingene adı da maalesef ötekileştirilmiştir. Hatta daha da ileri gidilerek bu ad aşağılanmış ve haksız suçlamalar yüklenerek karalanmaya çalışılan bir kavram olmuştur. Bu nedenden ötürü  bu yazı boyunca Çingene yerine Roman kelimesini kullanmaya çalışacağım.

Peki kimdir bu Romanlar, nereden gelmişlerdir ve nasıl yaşarlar?

Ülkemizde Romanların özellikle kırsal kesimde daha çok bilinmesine ve tanınmasına karşın, kentler de daha az karşılaşıldığı ve tanındıkları gerçeği ile karşılaşırız. Bunun temel nedeni  göçer özelliklerinden dolayı, doğaya daha yakın olmayı tercih etmeleri ve yaşamlarını biraz da ekonomik nedenlerden dolayı genelde kırsal bölgelerde sürdürmeleridir.

Romanlar Kuzey Hindistan kökenli, Hint-Avrupa halklarından olup, günümüzde ağırlıklı olarak Güney Avrupa’da yaşarlar. Göçebe ve zanaatkar bir halktır. Hindistan’ın Pencap-Sindh nehir havzası boyunca yaşayan bu halk, 1050 yıllarında İran ve Anadolu üzerinden tüm dünyaya yayılmışlardır.

Günümüzde yarı göçebe, yarı yerleşik olmalarından dolayı kesin nüfusu bilinmemekle beraber dünya üzerinde 15 milyon Roman yaşadığı söylenmektedir. Bu nüfusun 500-700 bin arası bir bölümünün ise ülkemizde yaşadığı bilinmektedir. Yine ülkemizde Romanlar en çok Adana’da CONO aşireti altında etkin olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.

Bunun yanı sıra bir çok şehirde farklı isimler ile tanınmaktadırlar. Örneğin; Roman (İzmir), Şopar (Trakya), Cingan (Bolu), Mıtrıp (Diyarbakır), Gurbet (Tunceli,KKTC) ve hatta bazı bölgelerde ise Abdal (Hatay) olarak da isimlendirilmişlerdir.

Romanların vatanlarını neden terk edip dünyaya yayıldıkları konusunda 3 ayrı görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden en yaygın olanına göre, Gazneli Mahmut’un Sindh ve Penjap’ı işgali sırasında 500 bin Hintliyi esir alması ve Müslümanların Romanları köle olarak alıp ülkelerine götürmeleri ile Romanlar vatanlarını terk etmek zorunda bırakılmışlardır.

Romanlar Romani-Çingenece dilini konuşmalarına rağmen genellikle gittikleri ülkenin dilini öğrenip o dili kullanmaya başlamışlardır. Yazılı bir dilleri olmadığı içinde edebi yapıtları yoktur.

Dilde olduğu gibi Romanların genelinin benimsediği ortak bir dinleri de yoktur. Aynı şekilde misafir oldukları halkların dinini benimsemiş ya da benimsemiş gibi görünmüşlerdir.

Göçebe bir halk olarak bilinmelerine karşın günümüzde çok azı göçebedir. Bazıları göçebeliği bırakıp yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Ancak bazı ülkelerde ise iradeleri dışında zorlanarak, soykırıma uğramışlardır.

Romanlar ilk kez 1505 yılında İrlanda ve 1514 yılında ise İngiltere’de nüfus kayıtlarına geçmiş bir halktır.
Dünya üzerinde ötekileştirilen diğer halklar gibi Romanlar da göçebe yaşam tarzlarından dolayı farklıdırlar. Bu yüzden de çoğu zaman, yerel halk tarafından hırsızlık, büyücülük ve çocuk kaçırma gibi eylemlerle haksız yere suçlanmış ve dışlanmışlardır.

Yaşadıkları bölgelerde sürekli ayrımcılığa tabi tutuldukları için Çingene kimliklerini gizlemek durumunda kalmışlardır.

Nitekim 2.Dünya savaşında Yahudiler gibi Romanlar da Hitler tarafından büyük bir kıyıma uğratılmıştır. 200-800 bin arasında Roman’ın aşağı ırktan oldukları gerekçesiyle Nazi kamplarında yok edildiği bilinen bir gerçektir. Bu katliam Roman halkı tarafından PORAJMOS (parçalanmak) olarak adlandırılmıştır.

Sonuç olarak söylemek gerekir ki hangi din, dil ya da ırktan olsun, önce insan olunduğu gerçeğini unutmadan, hiç bir kisi, grup ya da halkı ötekileştirmemekten geçer Barış adını verdiğimiz kavram.

Sevgiyle kalın insan kardeşlerim.

Murat Candan

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Kapadokya’nın Yeraltı Depoları

Kapadokya’nın merkezi olan Nevşehir olağanüstü coğrafyası ve doğa oluşumları ile Dünya turizmine görsel bir şölen …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir