Tesadüf, Merak, Arkadaşlara Takılmak, Belki de Kaçış…

Başlama nedenleri farklı olsa da ortak bir yönü vardır doğaya kendisini bırakanların. O da “BİR DAHA VAZGEÇEMEMEK”!

Şehirlere esir olmak, içinden geldiğimiz doğayı unutmak, zamanımızın çoğunu bir yerden bir yere ulaşmak için harcamak ve bütün bunların birer mecburiyetmiş gibi, kaçışı imkansızmış gibi göründüğü bir sistem içerisindeyiz maalesef. Hafta sonları son model araçlara doluşup şehrin bir kenarına sıkıştırılmış dip dibe masalarda bir şeyler atıştırdığımız birkaç ağaç gölgesinin olduğu piknikleri doğaya kavuşmak gibi görüyoruz çoğu zaman. Oysa asıl kavuşma keşfedebilmek, daha önce hiç görmediğinizi görebilmek, uzakta olanı yakınlaştırmaktır. Büyük AVM lerin içindeki lüks mağazaların sadece vitrinlerine bakmayı, en üst katındaki restoran zincirlerindeki (hiç de doyurucu olmayan) menüleri için kuyruğa girmeyi, sosyal medyada paylaşmayı da ayrıcalık gibi görmemiz de cabası.

Oysa asıl ayrıcalık çok başka yerde… DOĞADA!

Kısa bir hesap yapalım isterseniz. Haftanın 6 gününü zaten şehirdeki karmaşaya, trafiğe, ikili ilişkilere, iş stresine, hesaplara, faturalara, ödemelere, başkalarını mutlu etmeye ayırırken neden 7. gün sadece sizin olmasın? En yakın otoyolun kilometrelerce uzağında olmak, doğaya zarar vermemek dışında bir kuralın olmaması, bir köy kahvesindeki tahta sandalyede sıcak bir çay keşfetmek, birkaç km parkurun her metresinde bambaşka güzelliklerle karşılaşmak, yeşilin her tonunu yakalamak, daha 10 dakika önce sıcaktan terlerken tepenin güneş görmeyen diğer yamacına geçtiğinizde sırt çantanızdan bir şeyler çıkartıp giyecek kadar üşümek mesela…

Açık alanda yürürken birazdan kendinizi ormanın içinde bulmak, terk edilmiş bir barakayla, karda yolda kalınca kaderine bırakılmış bir kamyonetle karşılaşmak, çıktığınız bir tepeden başlangıç noktasına bakıp ne kadar uzun yürüdüğünüze hayret etmek ve içten içe bir başarmışlık gururu.

Hayvanlarını otlatan bir çobanla kısa ama samimi bir sohbet, yeni doğmuş bir kuzuyu sevmek. Öğle arasında dünyanın en pahalı mekanında bile yaşamayacağınız rahatlık, huzur ve sükunet.

Hani yemek dediysek öyle şaşalı sofradan ziyade sırt çantanıza alabileceğiniz kadar az ve mütevazı yiyecekler. Bazen küçük bir sandviç, bazen de akşam yemeğinden sabaha kalan atıştırmalıklar. Emin olun alacağınız lezzet bir çok pahalı menüden daha fazla olacaktır. Çünkü o menülerde olmayan gizli bir gıdanız olacak. DOĞANIN HUZURU.

Bazen bir dereyle karşılaşmak, bazen çalıların arasından yol açmak, çalılarda ki dikenlerden elinizin kolunuzun küçük küçük çizilmesini bile hissetmemek, o çalılardan düze çıktığınızda ki rahatlamışlık hissi.

Yeni gruplara katıldığınızda yola çıkarken hiç tanımadığınız biriyle öğle yemeğine varmadan yılların dostuymuş gibi samimi olabilmek doğa yürüyüşlerinin sosyal hayatınıza kattığı değerlerden birisidir. Doğayla birlikte yeni insanları da keşfedebilirsiniz böylelikle.

Kendi içinde zamanla yerleşmiş bazı yazılı olmayan kuralları vardır bu yürüyüşlerin. Mesela siyaset, futbol, ekonomi gibi şehir hayatında kafamızda gereğinden fazla yer kaplayan konulara pek girilmez. Amaç bunlardan uzaklaşmaktır zaten. Bu nedenle doğada kimse kimsenin hangi tarafa eğilimli olduğunu pek bilmez, ilgilenmez de zaten. Orada herkesin rengi tektir. Bunun yerine daha önceki tecrübeler paylaşılır bol bol. Gidilen parkurlar, mekanlar, yürüyüşü kolaylaştırmak için verilen tavsiyeler olur genellikle. Kendinizi bir göl kenarında bulduğunuzda, hiç görmediğiniz bir bitkiyi gördüğünüzde, köylülerle olan sohbetlerde, dere kenarında suyu kaynağından içtiğinizde sizin de anlatacak bir şeyleriniz olacaktır artık.

Başlamak için engelden ziyade bahaneleriniz olabilir ancak sosyal medya üzerinden açılan etkinlikler, parkur seçme işimizi oldukça kolaylaştırmakta. Ayrıca kondisyon durumunuza göre ister A Grubunu tercih edip kısa mesafede ağır tempoyla yürüyebilir, isterseniz B Grubunda daha uzun mesafeyi daha seri adımlarla aşabilirsiniz. Böylelikle daha çok yer görüp daha fazla yükseğe çıkma şansınız da olacaktır. Hangisini tercih ederseniz edin parkur bitişinde köy kahvesinde içtiğiniz o yorgunluk çayının tadını bütün hafta unutamayacaksınız.

Doğa yürüyüşleriyle ilgili diğer bir ön yargı da etkinliğin ekonomik boyutudur. Çok fazla ekipman gerektiren bir spor gibi görünse de, profesyonel dağcılık kadar çok fazla ekipman gerektirmemektedir. Günübirlik yürüyüşlerde ihtiyacınız olan 2 temel gereksinim; bilekten bağlamalı bir yürüyüş ayakkabısı ve en az 20 lt bir çantadır. Bunun dışında bu sporu uzun yıllar alışkanlık haline getirmeniz durumunda baton da önemli bir gereksinimdir. Bu 3 ana malzemenin dışında kalan her şeyi kendi ihtiyaçlarınıza ve mevsime göre ayarlayabilirsiniz.

Son zamanlarda yaygınlaşan bu spora belki merakınızdan, belki bir şeylerden kaçmak, keşfetmek arzusundan belki bir arkadaşınızın tavsiyesiyle belki de sadece sosyalleşmek için başlarsınız. Amacınız farklılık gösterse de sonucu hep aynı olacaktır.

KENDİNİZİ DOĞAYA BİR DEFA TESLİM EDERSENİZ O SİZİ BIRAKMAZ…

Barış Gökhan

YolveMacera

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Dayanıklılığın Yeryüzündeki Karşılığı: ŞERPALAR

Eşine “ sen çayı koy ben bir Everest yapıp geliyorum” diyenlerdir onlar. Şerpa ismi Tibetçe‘de …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir