Tarihin En Büyük Gemi Batıkları

Bugüne dek, her biri önemli hikâyeler barındıran binlerce gemi kalıntısı keşfedildi. Hepsi denizlere yelken açan atalarımızın ne kadar akıllı ve yaratıcı olduğunun birer kanıtı. 

1) Gelidonya Burnu ve Uluburun batıkları

Tunç Çağı’ndan kalma, bugüne kadar günyüzüne çıkarılmış en eski iki gemi batığı, yükleriyle birlikte Türkiye kıyılarında bulundu. 1960’da Gelidonya Burnu açıklarında bulunan batık, deniz yatağında bir bütün olarak kazılmış ilk antik gemidir. MÖ 1200 civarına tarihlenen geminin Kıbrıs ya da Suriye asıllı bir gezgine ait olduğu düşünülüyor.

Gelidonya Burnu kazısına kadar, pek çok kazı alanında bulunan Yunan eserleri, antik dönemde Akdeniz deniz ticaretinin Mikenler’in hâkimiyetinde olduğunu düşündürtmüştü. Ne var ki sualtı arkeolojisinin babası sayılan George Bass Fenikelilerin antik dönemde denizleri ve ticareti kontrol ettiğini öne sürüyordu. Bu hipotez 1984-94 yılları arasında yapılan Uluburun kazısında doğrulandı.

Yaklaşık olarak MÖ 1330’lardan kalma ve Kenanlılara ya da Kıbrıslılara ait olduğu tahmin edilen Uluburun batığında Baltık ülkelerinden Ekvatoral Afrika’ya, Akdeniz ülkelerinden Yakındoğu’ya kadar en az 11 antik kültüre ait ham ya da işlenmiş lüks nesne çıkarıldı.

Bu iki gemi sayesinde, eski uygarlıkların kendilerine “küresel bir ekonomi” kuran bilgili denizciler olduğunu artık biliyoruz.

Ayrıca Gelidonya Burnu kazısı, hem dünya standartlarında bir müze olan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin hem de kendini kazılara ve önemli gemi batıklarına ilişkin çalışmalara adamış, dünyanın önde gelen bilimsel kuruluşlarından biri olan Denizcilik Arkeolojisi Enstitüsü’nün kurulmasını sağladı.

2) Bajo de la Campana batığı

Arkeologlar tarafından kazılan, Fenikelilere ait ilk batık Bajo de la Campana, İspanya kıyılarında bulunan Cartegana bölgesinden çıkarıldı.

Bajo de la Campana’nın Doğu Akdeniz’den batıya doğru seyreden bir ticaret gemisi olduğu düşünülüyor. Buluntulardan büyük bölümü, batığın bulunduğu yerin civarındaki yerlilerden alınmış fildişi ve kurşun gibi hammaddelerden oluşuyor.

3) Girne batığı

MÖ 4. yüzyılda Yunanlara ait bir ticaret gemisi olan Girne batığının keşfi ve kazısı Kıbrıs kıyılarında yapıldı.

İncelemeler göre gemi MÖ 306 civarında, Rodoslu dört mürettebatla birlikte battı. Gemi gövdesine gömülü halde bulunan sekiz demir mızrak, geminin bir korsan saldırısı sonucu battığını düşündürüyor.

Yaklaşık iki bin yaşındaki bu kurban, korsanlığa ilişkin en eski fiziksel kanıt.

4) Kubilay Han’ın donanması


Tarihte deniz yolu ile yapılan en büyük istila girişimleri 1274 ve 1281 yıllarında, Kubilay Han’ın denetimindeki Moğol, Çin ve Koreli askerler ile denizciler tarafından girişildi. Efsaneye göre, 1281’deki saldırıya binlerce gemi ve yüz bini aşkın insan katılmıştı. Her iki girişim de Kubilay Han’ın Japonları Moğol İmparatorluğu içine alarak asimile etme planının bir parçasıydı ve her ikisi de başarısız oldu.

Hem Japon efsanesi hem de Marco Polo, yenilginin nedeninin bir fırtına olduğunu belirtiyor. Anlatılarda bu fırtına, kurtuluş için dua eden inananlara yanıt olarak gönderilmiş kutsal bir armağandır ve “kutsal rüzgâr” anlamına gelen “kamikaze” adını alır. 2 Dünya Savaşı’nda Japon pilotlarının düşman gemilere düzenledikleri intihar saldırılarının ismi, buradan esinlenilerek verilmiştir.

1980’lerden beri yapılan arkeolojik araştırma ve kazılarda silah, zırh, erzak kabı, kişisel eşyalar gibi pek çok el yapımı nesne ile bazı gemilerin parçalanmış kalıntılarına ulaşıldı.

İncelemeler Çinlilerin gemi yapımı ve denizcilik teknolojisinin dönemin Avrupasına kıyasla oldukça gelişmiş olduğunu gösterdi. Kazılarda, mancınıklara yerleştirilmek üzere barut ve metal şarapnellerle doldurulmuş pişmiş toprak kabuklar bulundu. Bunlar, en eski sualtı bombaları olarak nitelendiriliyor.

Bu arkeolojik keşifler hem bir efsaneyi yaşama döndürdü, hem de Asya’daki deniz savaşlarıyla ilgili bilgi birikimimizin büyük ölçüde artmasını sağladı.

5) Skuldelev gemileri


1962’de başlayan araştırmalar, Danimarka’nın eski başkenti Roskilde’in sığ sularında 11. yüzyıla ait bir grup Viking gemisini günyüzüne çıkardı.

Yük gemisinden savaş gemisine kadar çeşitlenen gemiler taşla doluydu ve bir deniz kanalını istilacılara karşı kapatmak amacıyla batırılmıştı.

Bu keşif, yaygın olarak kullanılan “zırhlarla kaplanmış, ejder başlı Viking gemisi” kalıbının yıkılmasına yardımcı oldu.


6) Mary Rose ve Vasa


16. ve 17. yüzyıldan kalan güçlü donanmalar döneminden sağ kurtulmuş olan bu iki etkileyici geminin keşfi ve sergilenmesi, ulusların genişlemeleri ve hâkimiyetleri konusunda gemilere ilişkin benzersiz bir bakış sundu.

İngiltere Kralı VIII. Henry’nin donanmasının gururu olan Mary Rose, 1509-1510’da yapılmış ve 1545’te savaşa giderken alabora olmuştu. Vasa da Mary Rose gibi alabora olmuştu. İlk seferini 1628’de Stockholm Limanı’na yapmıştı. 64 top taşıyabilecek bir savaş gücü olarak inşa edilmiş olan Vasa, büyük ve süslü bir gemiydi. Ulusunu küresel bir güç haline getiren İsveç Kralı Gustavus Vasa’nın gözdesiydi.

Vasa, 1961’de balçığın içinde bozulmamış olarak keşfedildi. Koruma ve yeniden yapım çalışmalarıyla geçen onlarca yıldan sonra, Stockholm’de kendisi için yapılan bir müzeye konulan Vasa, bugüne kadar arkeolojinin keşfettiği en büyük gemidir.

7) Yenikapı gemileri


Marmaray ve metro projeleri için 2004’te kazılmaya başlanan sahada bir zamanlar İmparator Theodosius’un limanının bulunduğu anlaşılınca arkeolojik kazılar başladı. Geç Neolitik dönemden Osmanlı’nın son dönemine kadar çeşitli tarihlere ait liman duvarları, 34 gemi, yerleşim katmanları, binalar ve başka yapılar bulundu.

MÖ 4. yüzyıldan MS 11. yüzyıla kadar geniş bir aralıkta tarihlenen batıklar, değişik tipteki Bizans ticaret gemilerini, balıkçı teknelerini ve pek çoğu iyi durumda olan yerel eşyaları gözler önüne seriyor.

8) İspanyol Armadası


Kral II. Felipe’nin İngiltere’ye karşı 1588’de gönderdiği İspanyol Armadası da efsanevidir. Ona bu niteliği kazandıran, büyüklüğü ve gücünün yanında savaşta aldığı yenilgidir. Kaçmaya çalışan Armada, Britanya’nın sivri kayalarla bezenmiş kıyıları boyunca esen kötü şöhretli fırtınalar tarafından alabora edilmişti.

130 gemilik ve 30.000 kişilik donanma, İngiltere’yi işgal etme ve Kraliçe I. Elizabeth’i tahttan indirme amacını taşıyordu. Böylece İspanyol otoritelere karşı başlatılan Hollanda’daki isyan bitirilirken, İngiltere’de de Katolik monarşi yeniden kurulacaktı.

İngilizler, bu güçlü donanmayı tahrif etmek için ateş gemileri kullandı, yakılan deniz araçlarını Armada’nın üzerine göndermek gibi taktikler uygulandı. Kuzeye ilerlemiş olan Armada, hezimete uğrayacağını anlayınca, Britanya Adalarının etrafından dolaşarak İspanya’ya kaçmaya yeltendi. Fakat kış fırtınaları Armada’yı vurdu; gemilerin ve askerlerin üçte ikisi İskoçya ve İrlanda kıyılarında su altında kaldı. Galip gelen Kraliçe Elizabeth bu olay için “Tanrı soludu” yorumunu yapmıştı.

9) Titanik

Lüks yolcu gemisi Titanik bir buzdağına çarpınca, varlıklı ve ünlü aristokratlardan fakir göçmenlere kadar çeşitlenen 2200 yolcusundan 1500’ünü yanına alarak okyanusun 4 km derinine battı.

Jean-Louis Michel ve Robert D. Ballard liderliğinde, ABD-Fransa işbirliği ile 1985 yılında gerçekleşen keşif gezisinde bulunan  Titanik batığı, kâşifler, cankurtaranlar ve meraklılar için karşı konulmaz bir cazibeye sahipti. 1986’dan beri yüzden fazla derin su dalışı yapıldı. Özel bir şirket, 5500 civarında nesneyi sergilenmek üzere gün yüzüne çıkardı.

James Cameron’un gişe rekorları kıran filmi de dahil olmak üzere pek çok film bir zamanlar erişilmez olduğu düşünülen derinliklerde çekildi.

2012’de  Titanik üzerinde yürütülen bilimsel bir araştırmada, batığın bulunduğu sahanın detaylı bir haritasını çıkarmak ve parçalanmış geminin çeşitli bölümlerini yüksek çözünürlüklü, üç boyutlu bir biçimde belgelemek üzere sonarla donatılmış robotik araçlar ve kameralar kullanıldı.

Titanik’in keşfi, okyanusların derinliklerini arkeolojinin ulaştığı son sınır olarak belirledi. 2012 tarihli Titanik projesi, nerede olursa olsun tüm batıklara arkeolojik standartların uygulanabileceğini ve uygulanması gerektiğini gösterdi.

George Bass 1960 yılında Gelidonya Burnu batığını kazmaya başladığında, eleştiriler sualtında anlamlı bir arkeolojik çalışmanın yapılamayacağını iddia ediyordu. Geçen 50 yıl, hayret verici derinlikler için bile, bu eleştirileri haksız kıldı.

Şule Dede – Bilim ve Gelecek

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı