Tarih ve Mitolojinin Kenti Troya

Yolu Çanakkale’ye düşen gezginleri, Hi­sarlık Tepesine yaklaşılırken dev bir tah­ta at karşılıyor. Bu tahta atı gördüğünüzde anlayın ki tarihteki en ünlü kent­lerden birine geldiniz, Troya’dasınız.

Bu atın öyküsü bir aşkla başlayan ve unutulmaz bir savaşa dönüşen destanın bir parçası.

Troya dendiğinde akla ilk gelen, ünlü Troya Savaşı.

Söylencelerle süslenmiş bu savaş, ünlü ozan Homeros’un İlyada adlı eseriyle ölümsüzleşmiş. Troya kentinin bir diğer adı da İlion. Homeros bu isimden yola çı­karak eserinin adını İlyada koymuştu. Bu neden­le Troya’dan söz ederken tarihi gerçeklerle söylence­ler iç içe geçmiş gibi düşünülüyor.

Troya savaşının söylencesel öyküsü İolkos kralı Peleus ile Okyanus kızları diye anılan Nereidlerden biri olan Thetis’in dü­ğün töreninde başlar. Düğüne haset tanrıçası Eris çağrılmamıştır. Buna çok kızan Eris, bir oyun oyna­maya karar verir ve herkesin göreceği bir yere bir el­ma bırakıverir. Elmanın üzerinde “En güzele” yaz­maktadır. Elmanın kime verileceği konusunda anlaşma sağlanamaz, Troya prensi Paris’in hakemlik yap­masına karar verilir.

Antikçağ söylencelerinde bu olay, dünyanın ilk güzellik yarışması olarak anılır.

Her üç tanrıça da Paris’e kendisini seçerse çeşitli ar­mağanlar vereceklerini söylerler. Hera onu, Asya Kıtası’nın hakimi ve dünyanın en zengin insanı yapma­yı teklif eder. Athena’nın önerisi, Paris’i dünyanın en yakışıklı, en akıllı insanı ve en güçlü savaşçısı yap­maktır. Afrodit’inki ise dünyanın en güzel kadınının aşkını vermektir. Bu kadın Spartalı Helen’dir.

Sonuç­ta Paris Afrodit’in önerisini kabul eder ve altın elma­yı ona verir.

Paris’in Sparta’ya gidip Helen’i kaçırma­sı ve Troya’ya getirmesi Akhaları çok kızdırır ve ordu­larını toplayıp Troya’ya gelirler. Böylece ünlü savaş başlamış olur. Söylence, uzun zaman süren bu sava­şın sonunda Akhaların galip geldiğini ve Troya’yı ya­kıp yıktıklarını söylüyor.

Bu elbette işin söylence yanı.

Gerçekteyse Akhaların Troya’ya saldırmaları ekonomik nedenlere dayanıyordu. Ticaretin bilindiği çağlardan beri Ege dün­yası, Akdeniz’i Karadeniz’e bağlayan ticaret yolları, altın, kumaş, kenevir, gemi kerestesi, kurutulmuş balık, tahıl, köle, amber, şarap, yeşim ve zeytinyağı gibi mallarla yüklü gemilerin boğazlardan geçişi bu­gün Çanakkale Boğazı dediğimiz yer olan Hellaspontus’un ağzında kurulu Troya’nın denetimindeydi. Troya’nın savaş gemileri bunlardan vergi alıyor­du. Tunç Çağı’nın ortalarında ticaret yollarının ço­ğuna hakim olan Mykene, yanına Grek yarımadası­nın öteki krallıklarını da katarak Troya’nın buradaki egemenliğine son vermek istemiş ve bu savaşların asıl nedenleri unutulup zamanla Homeros gibi ozanların dilinde romantik bir kahramanlık destanı­na dönüşmüş.

Troya kentinin söylence kılıfından çıkıp gerçekliğe bürünmesi, 1800’lü yılların sonlarında yaptığı kazılarla oldu. Zamanın araştırmacılarının çoğu, Troya’yı şimdiki küçük Pınar­başı köyü olarak gösteriyorlardı. Veriler çoğunlukla Homeros’un İlyada adını verdiği destanında anlattığı bilgilere dayanıyordu. Ancak araştırma­larda bu bölgenin Homeros’un anlattıklarına uygun olamayacağını gördü.

Eldeki bilgilerden yola devam eden araştırmacılar, Pınarbaşı’na yaklaşık iki saat uzaklıkta bu­lunan Hisarlık Tepesi’ni kazmaya karar verdi. Tutkuyla aranan Troya kenti ve Kral Priamos’un ünlü hazinesi bu tepenin altında yatıyor olmalıydı.

Ne var ki bu kazı daha fazla şeyi öğretecekti bizlere.

Troya olduğunu düşünülen harabelerin altında başka harabeler de vardı ve bu­nun altında başkası ve bunun altında başkası…

Te­pe kat kat soyulması gereken muazzam bir soğana benziyordu. Bu katların her birinde başka başka in­sanların yaşamış oldukları görülüyordu. Uluslar yaşa­mışlar ve ölmüşlerdi, kentler kurulmuş ve yıkılmıştı.

Sonraki yıllarda, araştırmacılar bu bölgede dokuz tarihi kent ve yakla­şık otuzdan farklı yerleşim belirlediler. Bunun anlamı burada birçok farklı kültürün yaşadığı ve dönem dö­nem yıkıldıkça kenti yeniden yaptıklarıydı.

Peki, Homeros’un anlat­tığı Troya, bu dokuz kentten hangisiydi?

Açık olan, en alttaki katın tarih öncesinden kaldığıydı. En eski kattı bu; o denli eskiydi ki, burada oturanlar henüz maden kullanmayı bilmiyorlardı.  Homeros’un Troya’sıysa altıncı katmandı.


Kaynak: Bilim ve Teknik Dergisi Mayıs 2007

Bunlara da Göz Atın

Yolların Buluştuğu Şehir: Tekirdağ

Tekirdağ şehrinin kuruluş tarihi yaklaşık M.Ö.6 binlere kadar iner. Şehir “Trakların, daha sonra sırasıyla Perslerin, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir