Saklı Cennet Beyşehir

Bir şehir düşünün bir yanıyla İstanbul’un boğazını, bir yanıyla Karadeniz’in havasını andıran. Öyle bir şehir düşünün ki Mevlana diyarının göz bebeği, Akdeniz’in yaylası…

Bir kere gelenin ayrılamadığı, gitse de unutamadığı…

İlkçağdan bu yana birçok medeniyetin yaşam merkezi olan, Beyşehir Gölünün de içinde olduğu bölge Pisidya adıyla anılırdı. On ikinci yüzyıl ortalarında şehir harap olmuş, Viranşehir adını almış. Sultan Alâeddin Keykubad devrinde Türkmenler tarafından yeniden kurulmuş. Beyliğin merkezi olmasından dolayı zamanla beyin şehri olarak anılmış. Sonraları Eşrefoğlu Süleyman Bey’e izafeten Beyşehir adı verilmiş.

Toros Dağları’nın eteğinde kurulan Beyşehir özellikle Selçuklu’nun ve birçok medeniyetin sırlarını içinde saklar. Şehir asıl şahsiyetine Selçuklular zamanında kavuşmuştur. Ünlü Selçuklu tarihçisi İbni Bibi’nin Selçuknamesi’nde sözünü ettiği Kubadabad Sarayı Külliyesi, günümüze ulaşabilmiş tek Anadolu Selçuklu saray yapısıdır. Bazı rivayetlere göre Alâeddin Keykubad bir seyahati sırasında Beyşehir’den geçerken şehrin havası, gölünün güzelliği dikkatini çekmiş ve mimarlarına burada bir mamure yapmalarını emretmiş. Sultanın arzusuna göre bir saray yapılmış. Sultan, her sene Akdeniz sahillerinden dönerken bir müddet burada yaşar, dinlenirmiş.

Gelelim maviden turkuaza, turkuazdan yeşile çalan rengiyle adeta büyüleyen, bereket timsali Beyşehir Gölü’ne… Türkiye’nin bu en büyük tatlı su gölü, turizme katkı sağlayan çalımlı yatlara rota, balıkçılara ekmek kapısı, göçmen kuşlara ev, sanatçılara ilham kaynağı olagelmiş. Civarındaki sayısız park ve çay bahçeleriyle seyir mekanı haline gelmiş ender güzellikte bir yer. Günbatımı başlı başına bir şölen. Gölün suları kızılın yüzlerce ışıltısıyla rengarenk kesilir. Bu nedenledir ki Beyşehir Gölü gurubu, renk ve batış süresi yönlerinden Dünya’da birinci derecede guruplardan sayılır.

Beyşehir deyince, bahçelerde büyük kazanlarda pişirilen, ayran ve kırık buğdayın yirmi santimetrelik daireler şeklinde kamış çitler üzerinde güneşte kurutulan çerezlik tarhanası da gelir akla. Kadınların yazdan hazırladıkları erişteler, bulgurlar, yufka ekmekleri, balkonları süsleyen kuru sebzeler, Taş Köprüsü, sazan balığı… Bayram öncesi mayalı hamur, komşuya dağıtılan pişiler âdetten… Büyüklerin evlerinde ağırbaşlı bir mutluluk havası…

Bu şehri bir cümle ile ifade ederken Alâeddin Keykubad, meğer ne büyük bir hazineden bahsediyormuş:

“Cennet ya burasıdır ya da buranın altındadır…”

Biraz daha yakından tanımak isterseniz…

Şeyma Çakan

Kaynak: http://www.ustamdan.com/tr/yazihane/128/Sakl%C4%B1-Cennet-Bey%C5%9Fehir

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Büyük Şehirler Yerine Kasabaları Keşfedin

Yurtdışına yolculuk yaptığımız zamanlarda, konaklamalarımızı genelde büyük şehirlerde yapmayı tercih ederiz. Oysa küçük kentler ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir