Nazca Çizgilerinin Sırrı Nedir?

Güney Peru’nun binlerce kilometrelik çöllerinde insanlığın en büyük sırlarından biri uzanıyor…

nazca21926 yılında iki arkeolog Peru’nun Nazca kasabası yakınlarındaki kayalık yamaçlardan aşağıdaki çöle baktıklarında, oldukça şaşırtıcı bir şeye ilk defa tanıklık ettiler, ardından bu topraklar üzerinden uçan bazı pilot ve yolcularda aynı olguları başka yerlerde de gözlemledi: Kusursuz doğrular oluşturan yüzlerce çizgi, üçgenler, dikdörtgenler, yamuklar, sarmallar ve başka şekiller… 1357822899_2eaf637e7bbe43a998f9117e99891e98

Arkeologlar çizgi ve şekilleri inceleyince bunların çöl yüzeyini kaplayan çakıl taşlarının bir kenara itilerek yapıldığını anladılar. Nazca çevresinde çöl o kadar kuru ve rüzgarsızdı ki, bu çizimler bir kez yapıldıktan sonra ilk durumlarını sonsuza kadar koruyabilirlerdi. 

Zaman içinde bu çizgiler hayalgücümüzün sınırlarını zorlamaya başladı, kimisi bu çizgilerin antik yarış pistleri olduğunu iddia etti, kimisine göre gökbilimsel takvimdi, kimisi için de uzaylıların varlığının kanıtı.

Peki bu çizgileri kim yaptı ve daha da önemlisi ne anlama geliyorlar?

Nazcalılar dünyadaki en kurak, yaşanması en zor coğrafyalardan birinde yaklaşık 1000 yıl varlıklarını sürdürebildiler. Onlar için su her şeydi. Zaman içinde sahip oldukları çok az suyu ekinlerine ulaştırmak için gelişmiş sulama sistemleri kurdular ve aynı zamanda tanrılarını memnun etmek için tapınaklar. MS 700’lü yıllara gelindiğinde ise bu insanlardan geriye sadece bu çizgiler kalmıştı.

Nazca çizgileriyle ilgili ilk ciddi araştırma, bir Amerikalı tarihçi, Paul Kosok ve Alman asıllı Maria Reiche tarafından 1941’de yapıldı. Kosok ve Reiche, çölün “dünyadaki en büyük astronomik kitabı” olduğu sonucuna ulaşmıştı. 

Maria Reiche, 1946 yılında Nazca yakınlarındaki San Pablo kasabasına yerleşti ve ölene dek orada yaşadı. Hemen tüm bilimsel kariyerini geogliflere adamıştı. Yine onun sayesinde, Nazca’nın dev şekilleri, UNESCO tarafından “Dünya Mirası” kategorisinde koruma altına alındı. 

Ancak, Nazca’nın sırrını popülerleştiren isim Alman “new age” yazarlarından 1968 yılında kaleme aldığı “Tanrıların Arabaları” Erich von Däniken oldu. Ona göre, yamuk biçimindeki ana şekiller, basit bir biçimde uzay gemilerinin iniş pistleriydi. Ancak, uzaydan gelen ve gelişmiş bir teknolojiye sahip bu yabancılar, yerel halk tarafından “tanrılar” olarak kabul görmüşlerdi. İşte o nedenle, daha sonra bu gökyüzünden gelen tanrılarla iletişim kurmak için kumun üzerine, büyük çoğunluğu hayvan figürlerinden oluşan dev şekiller çizmişlerdi.

nazca1

1968’de, astronom Gerald Hawkins çöl üzerinde uçarak çizgilerin tam bir krokisini çıkardı ve bunu güneş, ay ve ufuk çizgisindeki çeşitli yıldızların konumları ile bir bilgisayar programını kullanarak karşılaştırdı. Sonuçta, seçtiği çok sayıda astronomik konum onu büyük bir düş kırıklığına uğratmıştı. Uygun düşen çizgilerin çoğu gerçekte tek bir çizginin bir yönde kış gündönümünü, diğer yönde yaz gündönümünü gösterdiği “tekrarlar”dı. 

8919Nazca’nın sırrı bu noktada tıkanıp kalmıştı. Eğer, geogliflerin yaklaşık 12 kilometre kuzeybatısında ortaya çıkarılan Cahuachi kazıları olmasaydı, belki de mesele unutulup gidecekti. Ancak  bu bölgede gerçekleşen kazılarda çok sayıda eşya gün ışığına çıktı. Söz konusu olan 24 kilometre kare genişliğinde dev bir nekropol idi ve buraya tahminen 20 -30 bin kişi gömülmüştü.

Ortaya çıkarılan çok sayıda eşyaların arasında bulunan iki şey İtalyan arkeoloğun dikkatini çekmişti. Üstlerinde geogliflerdeki çizgileri anımsatan şekillerin bulunduğu seramik vazolar ve asıl önemlisi bir mezarda ortaya çıkarılan 2000 yıllık  ölü töreni mantosu. Mantonun kenarlarına 500 tane küçük bebek işlenmişti. Bu bebeklerin bir kısmı müzik aletleri çalıyor, diğerleri de ellerini havaya açmış bir şekilde dans ediyorlardı. Bebeklerin davranışları bir ölü gömme ritüelini çağrıştırıyordu. İşte bu noktadan hareket eden İtalyan arkeolog, Nazca geogliflerinin dinsel bir ritüeli simgelediği tezini geliştirdi.

8922

Ona göre, üç farklı kategoriye ayrılabilecek geoglifler (sarmal şekiller, hayvan figürleri, dev düz çizgi ve oklar) kesin, ama farklı dönemlere tekabül ediyordu. İlk olarak, Nazcalılar’ın, MÖ 500 yıllarında sarmal şekilli geoglifleri oluşturmuşlar, ardından daha büyük çizgilere, kuş, örümcek, fok, maymun gibi hayvan şekillerine geçmişlerdi. Bu hayvanlar Nazcalılar’ın tanrılarını simgeliyordu. Doğal felaket karşısında tanrılarına duydukları güveni yitiren Nazcalılar, kurdukları kentlerin üstünü kum ile örtüp göç etmeye hazırlanmışlardı. İşte bu sırada, gidecekleri yönü gösteren ok ya da düz çizgi şeklindeki son dönem geogliflerini çiziyorlardı. 

Ancak bu kuramda da karanlık noktalar var. Kazılarda ortaya çıkarılan eşyaların, özellikle de vazoların üstündeki şekillerle geoglifler arasında birebir bir ilişki görülmüyor. Örneğin yamuk, düz ok ve çizgi gibi bazı tipik geoglif şekillerine bu tür eşyaların üstünde hiç rastlanmıyor. Aynı topluluğun, toprakta farklı, günlük yaşam eşyaları üstünde farklı motifleri işlemiş olması bazı sorular yaratıyor. 

Kısacası, Nazca’nın sırrının üstündeki perde tam olarak kalkmış değil. Bu, belki bilim için kötü bir haber, ama hayalperestler için bir şans sayılabilir…

Derleyen: Sibel Çağlar

Kaynak: Tarihin Büyük Sırları/ Paul Aron

www.focusdergisi.com.tr/arkeoloji/00221

 

                         

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Yuvacık Res Projesi: Güney Marmaranın Son Doğal Alanları Tehdit Altında

İznik – Kocaeli –Sakarya sınırlarında kalan Samanlı Dağları silsilesinde bir Res projesi yapılmak istenmekte. Proje …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir