Konstantinopolis’in Dikilitaşları

Mısır geleneği olarak ortaya çıkan ve bugün dünya üzerinde İstanbul, Roma, Paris ve Londra başta olmak üzere pek çok önemli merkezin meydanlarını süsleyen dikilitaşlar tarihin sessiz tanıkları sayılabilir aslında…

Hükümdarlar niçin anıtsal taşlar dikme ihtiyacı hissederler?

Esasen bu sorunun cevabı anıtların üzerindeki yazıtlarda saklıdır. Amaç çoğu zaman kazanılan bir zafer sonrası tanrıları memnun etmek, bir felaketin tekrarlanmaması için tanrılara yakarmak ya da hükümdarın zaferini gelecek kuşaklara da taşımak istemesidir. 

Yani tarihsel ve unutulması arzu edilmeyen bir olayın yaşatılma çabasıdır söz konusu olan.

İstanbul’un görkemli çağlarında şehrin dört bir yanının gerek Yunanistan, Mısır ya da başka memleketlerden getirilen ve gerekse de Konstantinopolis’te üretilen dikilitaşlarla donatıldığını biliyoruz. Hali hazırda İstanbul’da Bizans döneminden kalma 7 adet dikilitaş gözümüze çarpar.

Dikilitaş denilince ilk akla gelen doğal olarak Bizans’ın eğlence ve yarış kültürünün kalbi olan bugünkü Sultanahmet meydanındaki Hipodrom meydanı akla gelir. Araba yarışları, gladyatör dövüşleri ve benzer aktivitelerin yapıldığı bu alanın yapımına imparator Büyük Konstantinus zamanında başlanmış ve ilerleyen yıllarda da genişletilmiştir. Bu esnada meydana abidevi taşlar da dikilmiştir. Bu taşlardan özellikle üçü günümüze kadar ulaşmıştır.

Bunlardan en ünlüsü elbette meydana neredeyse adını veren Dikilitaş’tır. Bu taşın vatanı Mısır’daki meşhur Karnak tapınağıdır.

Taş söz konusu tapınağın kapısına dikilen iki anıtsal taştan biriydi. MÖ. 1500lü yıllarda firavun 3. Tutmosis tarafından dikilmişti. MS. 361-363 yılları arasında imparatorluk yapan Julianus tarafından İstanbul’u süslemek amacıyla yerinden söktürülen taş, bu imparatorun ölümüyle Mısır’da kaderine terkedilmiş, 30 yıl kadar sonra I. Teodosius’un aklına tekrar gelip 32 günlük bir uğraş sonunda bugünkü yerine dikilmiştir.

Taş dikkatli bir biçimde incelendiğinde iki farklı parçadan oluştuğun anlaşılır. Altta sütunun yerleştirildiği kaide sütunun dikiliş hikayesini ve imparator I. Teodisus’un hayatından çeşitli kesitleri içerir.

Dikilitaşın biraz ilerisinde onunla karşılaştırıldığında çok sönük kalan bir başka abide ile karşılaşırız. 1204 yılına gelinceye kadar son derece görkemli bir anıt olan Örme sütun ya da Konstantinus sütunu adını taşıyan bu yapıtın tam olarak kim tarafından dikildiği bilinmemektedir.

911-959 yılları arasında saltanat süren İmparator 7. Konstantinus tarafından onarılmıştır. Anıtın bu dönemde çevresi bakır ve tunç levhalarla çevreli olup süslemeler bu yapıyı oldukça görkemli gösterse de ne yazık ki 1204 yılında Konstantinopolis’i işgal eden Haçlılar, anıtı saran tunç ve bakır levhaları yerinden sökmüşler ve anıtta şimdiki çıplak haliyle ortada kalakalmıştır.

Sultanahmet meydanında gerek boyutları gerekse de şekli ile diğer iki dikilitaştan ayrılan bir abide daha vardır. Burmalı ya da yılanlı sütun adıyla anılan bu dikilitaşın anavatanı ise Yunanistan’dır.

Anıt, başkentini süslemek isteyen Büyük Konstantinus tarafından getirtilerek hipodrom meydanına dikilmiştir. Orijinal halinden ne yazık ki günümüze sadece gövde kısmı kalmıştır.

Günümüzde İstanbul’da varlığını sürdüren ve belli bir semte adını bir başka dikilitaş ise Çemberlitaştır.

Söz konusu anıt tıpkı Burmalı Sütun gibi Büyük Konstantinus tarafından şehre getirilmişti. Anıtın bulunduğu yer Roma’daki Apollon tapınağı olup sütunun üst kısmında da güneşi selamlayan Apollon heykeli bulunmaktaydı.

Sütun Osmanlılar dönemine kadar salimen gelmiş fakat 1672 yılında çıkan yangında büyük zayiat görerek blokları çatlamıştır. Bunun üzerine de II. Mustafa tarafından etrafı demir çemberlerle desteklenmiş ve halk arasında Çemberlitaş olarak anılmaya başlanmıştır. Bu olay nedeniyle söz konusu anıt batı literatürüne “Yanık Sütun” olarak geçmiştir.

İstanbul’da bir semte adını veren diğer abideye yani Fatih’teki Kıztaşına gelince.

Öncelikle bu anıtın Bizanslılar dönemindeki ismi Marcianus sütunu idi. Bu ismi taşımasının nedeni ise anıtın kaide kısmındaki Latince yazıda da belirtildiği üzere 450-457 yılları arasında imparatorluk yapan Marcianus onuruna dikilmiş olmasıdır. Muhtemelen yine anıtın kaidesinde yer alan zafer tanrıçası Nike’yi temsil eden resimlerin kızlara benzetilmesinden dolayı da Osmanlılar’ın ilk dönemlerinden itibaren anıt, Kıztaşı olarak anılmaya başlanmıştır. Nitekim Fatih dönemi mahalle kayıtlarında da bölge bu isimle anılır.

Bizanslılar tarafından dikilen bir başka anıt ise bugün Aksaray Haseki semtinde yer alan Arkadius anıtıdır. Abide günümüzde bir anıttan çok harabeye benzese de ilk dikildiğinde muhteşem bir anıt olduğu tahmin edilmektedir. Sütunun uzunluğunun yaklaşık 50 m. olduğu ve 17. yüzyılın sonlarına kadar da ayakta olduğu dönemin seyyahları tarafından dile getirilmektedir. Fakat İstanbul’un uğradığı yangın ve tabi afetler sonrasında anıt büyük zararlar görmüş ve sonuçta bu yüksekçe anıtın devrilmesinden çekinen Lale devri padişahlarından 3. Ahmet zamanında büyük ölçüde yıktırılmıştır.

İstanbul’da Bizans döneminde kalan son sütunu ise büyük ölçüde meçhuliyetini korumaktadır. Sarayburnu’nda bulunan bu anıt hakkındaki tek bilgimiz anıtın üzerine Latince olarak işlenmiş durumdaki “Gotlara karşı kazanılan talihe teşekkür” yazısıdır ki bundan dolayı sütun Gotlar sütunu olarak adlandırılır. Ancak Bizans imparatorlarının farklı dönemlerde Gotların üzerine pek çok sefer yaptığını düşünürsek anıtın tarihlendirilmesi konusunda yaşanan güçlüğü daha iyi tahmin edebiliriz.

İstanbul’u İstanbul yapan dikilitaşlarımızın varlığını daha nice yıllar devam ettirmesi ve sadece Dikili bir taş olmayan bu yapıların İstanbulluluk bilinci ile sahiplenilmesi temennisiyle…

Kaynak:  Önder Kaya tarafından kaleme alınan bu yazı 2007 yılının Eylül ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 8. sayısında yayınlanmış sitemize aslına uygun bir biçimde kısaltılarak eklenmiştir.

YolveMacera

Paylaşmak Güzeldir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir