Kendini Tanıyan, Farkındalığı Yüksek İnsanlar: Yalnızlar

“Huzur mu istiyorsun, az eşya az insan” – Kafka

Kafka gibi düşünen ve yalnızlığı seçenler ve üstelik bundan keyif alanlar, eleştirilmeyi hak etmiyorlar. Onlar sadece kendi buldukları ya da kendilerini buldukları yollarında yalnız yürümeyi tercih ediyorlar.Yalnız olmanız ve bundan keyif almanız bir probleminiz olduğu anlamına gelmez. Ne yalnızlığın alfabesini yazdınız ne de kurallarını siz belirlediniz. Sanırım bu konu üzerine eğilip yeni bir şeyler söylemenin vakti geldi.

Doğrusunu söylemek gerekirse, içine kapanık olmasına rağmen kendisine güveni tam ve gayet entelektüel olan bu insanları tanımaktan ve yardım etmekten hoşlanıyorum, hem belki biraz ben de onlardan sayılırım.

Yalnızlar iki çeşittir

Yalnız insanlar, genellikle içine kapanık ve asosyal olarak tanımlansa da, birçoğu arkadaş edinmek, sosyalleşmek ve dikkat çekmek için üst düzey yeteneklere sahiptirler. Tüm bu yeteneklerine rağmen ve yalnız olmanın çeşitli zorluklarına rağmen, yalnızlığı tercih ederler. Elbette arkadaşları vardır ama sadece küçük bir grup. Az sayıda arkadaşları olmasına rağmen yalnızlar çok dikkatli arkadaş seçerler, öyle ki arkadaşlarının çoğu parmakla gösterilen cinsten insanlardır. Özenle seçtikleri arkadaş grubunun değerini çok iyi bildiklerinden, arkadaşlarına karşı gayet sadık ve vefalı bir çizgide dururlar.

Dışa dönük yalnızlar, zamanlarını harcama konusunda titizdirler hatta bencil sayılabilirler. Bencil sayılmalarının nedeni ise bitmeyen bir istekle kendileri ve yaşam hakkında bir şeyler öğrenmeye karşı bitmeyen meraklarıdır. Ama bu kibirli oldukları anlamına gelmez. Sadece faydasız buldukları şeylere vakit ayırmazlar. Yaptıkları şeylerin bir amacı vardır ve bu amacın merkezinde ise kişisel isteklerinden başka bir şey genellikle yoktur.

Wellesley Koleji psikoloğu Jonathan Cheek yalnızlar ile ilgili olarak, ‘’ Bazı insanlar diğerleri ile ilişki kurmaya yalnızca daha az ihtiyaç duymaktadır. ‘’ diyerek, aslında onların güçlü insanlar olduğunu vurgulamıştır.

Madalyonun diğer yüzündeki içe dönük yalnızların durumu biraz farklıdır. Onların problemi büyük insan kalabalıklarıdır. Kalabalığa dahil olamamaları, onlar için bir seçenek olmaktan uzaktır. Bunun nedeni ise, yalnız olduklarında kendilerini daha güvende hissederler. Çünkü yalnızken, davranışlarından dolayı, ne toplumsal aşağılanma ne de reddedilme riskleriyle karşı karşıya olmadıklarının farkındadırlar. Birçoğumuzun yaptığı gibi hayvan dostlarını insan dostlarına tercih ederler. Sosyalleşmek adına, huzurlarına zarar verebilecek olaylar içine girmektense, online platformları tercih ederler.

Bazıları içe dönük yalnızlığın bir psikolojik hastalık olduğunu görüşündeler. Eğer yalnız kalmak isteyen kişi yalnız kalmaya kendisini zorunlu hissediyorsa, bu durum ansiyete bozukluğuna yakın görülüyor. Şirin bir çocuk parkının kaotik ortamı panik atak geçirmeme neden olduğundan bu durumu şahsen anlayabiliyorum. Çünkü içe dönük yalnızlar, aşırı uyarıların kurbanı olabilmektedirler. Bu nedenle yalnız olma isteği, kendileri için bir savunma mekanizmasıdır. Meditasyona ve olumlu düşüncelere diğer insanlardan daha fazla ihtiyaç duymalarının nedeni de budur.

Yalnız vakit geçirmeyi istemenin geri planındaki nedeni ise kalıtsal, mahremiyet isteği ya da çok az arkadaş ile geçirilen bir çocukluk dönemi olabilir. Ama unutmamak gerekir ki yalnız olmak, kimsesiz olmak demek değildir.

Kendini Tanıma ve Farkındalık

Hayatımın bir döneminde ben de yalnızlıkla tanışmış ve yalnızlığı hücrelerime kadar hissetmiştim. Kendimi hızla giden hayatımın treninden düşmüş bulduğumda, inanın her şey çok korkunçtu. Bu boşlukta, kendimden başka ilgilenecek hiçbir şey olmadığını anlayıp, kendi içime bakma fırsatı yakalamıştım. Orada sandığımızdan çok daha fazlası olduğunu her yalnız bilir.

Yalnız olduğum ilk haftalar kendimle tanışmaya başlamıştım. Çünkü artık çeşitli nedenlerle taktığım ve zamanla o kişiliklere dönüştüğüm maskelere ihtiyacım yoktu. Gizlenecek, saklanacak hiçbir şey yoktu. Bir ben vardım bir de kendim. Kim olduğumu, aslında neleri sevip sevmediğimi, yeteneklerimi yani kısacası kendimle ilgili aslındaları, öz benliğimi görme şansını yakalamıştım. Artık bu noktadan sonra yalnızlık benim için de bir tercih olmuştu.

Kendimi tanıdıktan sonra sıra yaşadığım çevreye, doğaya gelmişti. Ağaçlar, güneş, yıldızlar, akan bulutlar, musluktan akan suyun şırıltısı yani her şey eskisi gibi yerli yerindeydi sadece ben artık görebiliyordum, duyabiliyordum, hissedebiliyordum. Bu farkındalık, yıllardır yanından geçip göremediğim güzellikleri görmeme neden olmuştu. Hayat başkalarına göre bilinen hızı ile akarken, bunu bir köşeden izlemek heyecan vericiydi. En büyük zevkim doğal bir ortamda ağır adımlarla kısa yürüyüşler olmuştu. Siz de çevrenizde, bir ağaca sarılan veya güneşe bakıp gülümseyen farkında insanları görmüş olabilirsiniz. Yalnızların entelektüel kimliği bu farkındalıklarından geldiğini sanıyorum.

Tanışacağınız entelektüel ve sadık insanların büyük bir kısmının yalnızlar olacağından emin olabilirsiniz. Çünkü artık neye karşı yetenekli olduklarını çok iyi bilirler böylece kimseyi taklit etmek zorunda kalmazlar. Yalnızlık, bu insanların doğaya ve kendilerine saygı duymaya başlamasına ve gerçek güçlerini görmelerine yardımcı olmuştur.

Yalnızlığı seçenler ve bundan keyif alanlar, eleştirilmeyi hak etmiyorlar. Onlar sadece kendi buldukları yada kendilerini buldukları yollarında yalnız yürümeyi tercih ediyorlar.

Mücahit Çifci

www.learning-mind.com/loners-intellectual-loyal/

YolveMacera

 

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Thoreau İle Doğada Olmak

Çoğu insan, özellikle de kentlerde yaşayanlar bir gün doğa ile iç içe olabileceği bir yaşamın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir