Bir İyileştirici Olarak Doğa ile Bağlantı

İnsan belki de hiçbir dönemde şimdiki kadar doğadan ve kendi doğasından uzaklaşmamıştır.

Teknolojinin gelişmesiyle hem doğanın kendisinden hem de kendi doğasından uzaklaşmakta olan insan, enerji dengesini kuramamanın sancılarını çekmektedir. Mutsuzdur, melankoliktir, korkuyordur, çoğu zaman bu duygular onun acı çekmesine neden oluyordu. Bunun sonucu olarak duyguların iyileştirilmesi için kimyasal çözümler yaygın hızlı bir çözüm gibi görülür olmuş, sadece bir rahatsızlık tedavisi değil bazı durumlarda bir alışkanlık haline dönüşmüştür. Kendi doğasından uzaklaşmanın sorumluluğunu almayarak bunun bedelini ödemekten kaçan insan, bu şekilde aslında kendi kendine daha büyük zararlar vererek daha ağır bedelleri tercih etmektedir. ‘Kendine yabancılaşmak’ gibi…

Çok gerekli olduğu durumlar dışında antidepresanlarların kullanımının çok yaygınlaşması ve bu yaygınlaşmanın bir sonucu olarak ‘normal’leşmesi ve bilinçaltı yapıda artık doğal bir şey olduğu zannedilmesi doğamıza açılmış bir savaştır. İnsanın kendini iyi hissetmek için, -ki ‘iyi hissetmek’ doğamızda olan yaratıcının bize bahşettiği bir hissiyattır-dışarıdan alınacak bir kimyasala ihtiyaç duyulması insanın güçlü doğasından ne kadar uzaklaştığının kanıtıdır. Buna ‘dur’ diyecek olan da insanın farkındalığı artmış bilincidir, beyninin tamlığı ve bütünlüğüne duyduğu derin inanç olacaktır.

Doğanın özelliği kendi ekolojisidir yani yaşayan canlının tüm ihtiyaçlarını karşılayacak içeriği kendinde bulundurmasıdır. Sürekli bir dönüşüm ile insanın doğasında hayatın tüm koşullarına karşı ayakta durabileceği kaynak ve imkanlar mevcuttur. Bunu bilmeyen ve bunun farkındalığına ulaşamamış insan sık sık yüzüne vurulan bir eksiklik duygusuyla mücadele etmek zorunda kalır ve ne yazık ki bu eksiklik duygusunu içselleştirir bir süre sonra.

Burada doğaya dönüş kavramı iki anlamda incelenebilir. Hem tabiatla daha fazla iç içe olmak hem de insanın kendi doğasına dönüşü.

Tabiata Dönüş

En son ne zaman yalınayak çimenlerde yürüdünüz?
En son ne zaman bir evcil olmayan bir hayvanın başını okşadınız?
En son ne zaman bir kayan yıldız gördünüz?
En son ne zaman ayağınızı bir midye kabuğu kesti?
En son ne zaman yabani bir ot size tanıdık geldi?
En son ne zaman üzerinde meyvesi olgunlaşmış bir meyve ağacı gördünüz?

Bu sorulara verecek cevabınız ‘hatırlamıyorum’ ise o zaman tabiattan oldukça uzaklaştığınıza ve şehir hayatının metal ve beton duvarları arasında ruhunuz sıkıştırmakta olduğunuzun sinyallerini almaya başlamışsınız demektir. Bunların benim psikolojik durumumla ne ilgisi var ben stres altındayım, depresyondayım bunları yapamam diyorsanız, bir kez daha durun ve düşünün. İçinize bakın.

Eğer doğayla olan bağınız bu denli kopmamış olsaydı hayata ve depresyonunuza nasıl bakacak olduğunuzu…

Beynin Alfa Konumu ve Doğa

Beynin çalışma sisteminde günlük dalga salınımları mevcuttur. Bunlara beta, alfa, teta ve delta konumları isimleri verilmiştir.

Beta konumunda zihnin çalışma hızı en yüksek seviyededir buda ruhsal aktivasyonla ters orantılıdır. Zihin ne kadar aktifse huzur ve sükûnet o kadar azalır. Uykuda bile bitmeyen beta zihin durumu beyni bir süre sonra çok yoracağından biriken stres hormonlarıyla birlikte ciddi sıkıntılar doğurabilir. Panik-atak gibi..

Alfa konumu ise beynin kendini hafif dinlenmeye almakla birlikte sağ lob aktivitesini arttırdığı, huzur salınımı yaymaya başladığı bir konumdur. Düşünceler yavaşlamıştır. Oldukça dinlendirici aynı zamanda yaratıcılık faaliyetlerini de arttıran bir konumdur bu ve zaman kavramı değişir. Zaman durmuş gibi bir halde bir süre şimdinin anın farkındalığıyla devam eder.

Şehir hayatında gün içinde yoğun uyaran bombardımanında kalan beyin alfa konumuna çok fazla geçememekte ve dinlenememektedir. Oysa deniz kenarında biraz oturmak ve denize bakmak yahut bir ağaca yaslanıp kuş seslerini dinlemek doğal olarak bu konuma geçmenizi sağlar. Doğa ile ilgili uğraşları ve bedensel aktiviteleri kendine ritüel haline getiren akıllı beyinler her gün ruhun istediği tekrar-bağlantı (reconnection)’yı sağlamış olur. Ve tekrar bağlantı demek aslında ölümsüzlüğe açılan kapıdır. İnsan ölümsüz olmayı her şeyden çok ister. Ya da ölümsüz olduğunu tekrar hatırlamayı, anlamayı ve yaşamayı…

Biraz olsun doğaya ve doğamıza dönmemizin vakit ayırmamız buna değmez mi?

Yazan: Psk. Ayşe Esma

Kaynak: https://www.tavsiyeediyorum.com/makale_9758.htm

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

FOMO’ya Karşı JOMO: Yapmak mı Olmak mı?

Hayatı kaçırmaktan değil yaşayamamaktan korkmalı. Dünya avucumuzun içindeki açık büfe. Bugünün teknolojisi ile elimizdeki akıllı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir