İstanbul’un Mührü Kızkulesi

Kule, İstanbul şairlerinin tutkusudur. Kule, Üsküdar kaçamaklarının tanığıdır. Sevdaların başlangıcını da bilir çoğu zaman bitişini de… O, İstanbul görüntülerinde fotografçıların baş oyuncularındandır.

Kent, gri bir gökyüzü ve deniz arasında kaldığı zamanda, kişiliğini korumayı bilir. Güzel bir yaz gününün maviliğinde, İstanbul’la renkleri iyice kaynaşmıştır. Gece görüntülerinde ise bu defa, Topkapı’nın ışıkları süsler arka fonu.

Bu güzelim kule kimlerin hayatını etkilememiş ki…

Adını bir Bizans imparatorunun buraya kapattığı kızını anlatan bir efsaneden almış. Boğa girişini denetim altında tutmak isteyen Atinalı komutan Alkibiades’in kayaların üzerine kurduğu karakolla başlamış kulenin tarihi. 12. yüzyılda Bizans imparatorlarından birinin aklına ilginç bir fikir gelmiş, Sarayburnu’ndan Kızkulesi’ne bir zincir gerdirmiş, böylece boğazı kapatmış. Fatih Sultan Mehmed’de el atmış bu kuleye, İstanbul’u fethettikten sonra bir nöbetçi birlik yerleştirmiş.

Kule hakkında hikaye, efsane çok anlayacağınız. En çok kabul edileni aşağıdaki sayılır ancak efsaneler arasında.

Bizans imparatoruna kahinler çok sevdiği kızının yılan sokması sonucunda öleceğini söylerler. Kızını korumak isteyen imparator yılanların erişmeyeceği bir yere, denizin ortasına, kayalıkların üzerine bir kule yaptırmaya karar verir ve güzel kızını buraya kapatır. Ama bir prense aşık olan kızın aklı fikri sevgilisindedir. Prens her gece bir kayıkla bu kuleye gelir ve her gelişinde de bu güzel kıza bir sepet dolusu nilüfer getirir.

Günlerden birgün prenses sevgilisinin bıraktığı sepete uzanır bu güzel çiçekleri koklamak ve sevgilisini hatırlamak için. Nilüferleri göğsüne bastırdığı esnada, çiçeklerin arasına saklanmış olan bir yılan göğsünden boynuna doğru kıvrılarak tüm zehrini boynuna aktarır kızın.

Kehanet doğrulanmış olur böylece. Olayı öğrenen prenste hayatına son verir. Kulenin adı içinde bir zamanlar barındırdığı bu güzel kızın adını taşımaya başlar sonra.

Elbette bu bir efsane…

Kızkulesinin ilk yapıldığı zaman bilinmeyen bir geçmişe yazılı. Yanan eski kulenin yerine bugünkü kule yapıldı Osmanlı zamanında. Kimbilir kaç Girit, Fenike, Troya, Milet, Frigya, Lidya, İran, İyonya, Atina, Sparta gemisi Marmara’nın mavi sularında Boğaza süzülürken selamladı bu kuleyi tarih boyunca. İki kıtanın üzerine kurulu bir kentin, her mevsimine ve zamanına uyum göstererek, ondan bir parça olmuştur bu kule. O, hep yaşanan hem düşlenen İstanbul’un mührüdür…

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Yazıyı hazırlarken yararlanılan kaynak: Photo Globe Şubat 1994

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Bir Yol Hikayesi: Motosiklet Günlüğü

Motosiklet Günlüğü, Comandante’nin Che olmadan önce, yani gençlik zamanlarında çıktığı bir seyahati konu alır. Seyahat …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir