İşsizlik Hakkı

Bir ‘İŞ’i olanın adam sayıldığı günlerden geçiyoruz. Yeni emekli olmuş ya da kovulmuş babalar, çocuklarına hissettirmemek için sabahın köründe sokaklara düşüyor. İş sahibi olmamanın utancını gizlemek için.

İvan İllich ilginç bir yazar. Din adamlığı eğitimi görüyor. Doğa bilimi, felsefe okuyor. Anlaşılan yaşamını bir öğreti gibi koyuyor ortaya. Kanser oluyor, tıbbın içinde bulunduğu koşulları onaylamadığı için tedaviyi reddediyor ve ölüyor. ‘İşsizlik Hakkı’nı yazıyor. İçinde bulunduğumuz koşulları ‘Modern Yoksulluk’ olarak tarif ediyor. Olağandışı zenginliğe sahip olanların dışında herkesin bunu paylaştığını söylüyor. Ruhların sefaleti diye ben de ekleyebilirim.

Düzenin tarif ettiği işlerin yararlı sayıldığı ve özgürlüğün, söz söyleme hakkının da buradan gelen güç ve iktidarla anlamlı bulunduğu bir denklem içindeyiz. İhtiyaçlar bizim dışımızda şekilleniyor ve özgür olduğumuzu sandığımız o an, tersine egemenliğimizi devrettiğimiz bir süreç başlıyor. İhtiyaçlar, özgürlük arasında garip bir ilişki var;“Hem geleneksel hem de modern toplumlarda çok kısa süre içinde önemli bir değişim gerçekleşti ve ihtiyaçların giderilmesi için kullanılan araçlarda radikal değişiklikler oldu. Motor gücü kasları zayıflatırken, eğitimde özgüven sahibi merakı öldürdü. Sonuçta hem ihtiyaçlar hem de istekler, tarihsel örneği olmayan bir karaktere büründüler. İhtiyaçlar ilk kez neredeyse tamamen metalara yapışık hale geldi.

Çoğunluğun istediği yere yürüyerek gidebildiği zamanlarda, insanlar ancak özgürlükleri kısıtlandığında kendilerini baskı altında hissederlerdi. Şimdi ise hareket edebilmek için ulaşıma muhtaç hale geldiler ve artık özgürlük değil seyahat hakkı talep ediyorlar. Ve daha fazla taşıt daha fazla insana bu ‘hakkı’ sunmaya devam ettikçe değeri düşürülen yürüme özgürlüğü seyahat ‘hakkının’ gölgesinde kalıyor. Çoğu insan, bir diğerini izleyerek istiyor. Herkesin yolcu haline geldiği bu durumdan özgürleşmeyi hayal bile edemiyorlar, çünkü onlara göre bu, modern insanın modern dünyada kendi başına hareket etme özgürlüğü demek.
”Yer değiştirme hakkımız taşıtlarca gelişiyor sanıyorsak da, esasen yürümenin anlamı, özgürlükle ilişkisi arasındaki bağı unutuyoruz. O halde balıkçıyı göremeyen gözlere sahip olmanın, suda oynaşır hallerini fark etmemenin, kenti bir baştan bir başa kendince kat etmenin ne olduğunu da bilmek giderek zorlaşıyor. Garip bir körlük hali bu belki. Uzmanlar çağının içine sıkışan kişi, bu gereksinimlere uygun düzenlenen çevreye, binalara ve taşıtlara yazgılı bir hal alıyor. Bunu sorgulamak şöyle dursun, bu yapının içinde güçlü ve kalıcı bir yer edinmek için çırpınır halde buluyor kendini. Öğrenilmiş bir gereksinimler bütünü, yine aynı elden geliştirilmiş bir iş tanımı ve özgürlük tarifi. En büyük yanılsamanın da burada başladığını artık iyice biliyoruz.

İyi eğitimli ve uyumlu bir hayvan olarak insan, ömrünün üçte birini İllich’in demesiyle ihtiyaçları nasıl karşılayabileceğini öğrenerek geçiriyor. Kalan üçte ikilik zamanı da alışkanlıklarını yönetenlerin müşterisi olarak geçiriyor. Dinlenmek için tatile çıkan, ama alıkça sağa sola bakan turiste dönen kalabalıktan söz ediyoruz. Öğrenilen özgürlüğün, esasen tutsaklık olduğunu ve kişinin kendi zindanını sırtında taşıdığını bilmem söylemeye gerek var mı?kalabalik

Bir ‘İŞ’i olmayan kişinin kendini suçlu sayması, bundan ötürü hakaret görmeye, toplumsal haklarını devretmeye rıza göstermesi üstüne iyice kafa yormak gerekli. Erken emeklilerin, öğrencilerin, işsizlerin, ev kadınlarının suçlu olarak kabul edildiği ve iş sahibi olanın da er ya da geç bu büyük tutsak ve suçlu kalabalığa katılacağı günü beklediği garip ve hazin bir tablodan söz ediyoruz. Doğumdan başlayan, eğitim aşamasında büyüyen, imtihanlarla diri tutulan, diplomalarla geçiştirilmeye çalışılan, bir iş sahibi olunduğunda kısmen dinen ama nihayetinde hazin son geldiğinde bir vicdan azabı gibi kişinin peşini bırakmayan bir duygudan, olgudan söz ediyoruz.

Garip uyarıcılar çağındayız. Bir kitabı dış etken olmadan rahat okumak, bir uykuya didişmeksizin dalabilmek kolay değil. Kaçmaya çalıştığınızda tüm geçmişiniz ve dünyanın yükleri peşinize düşüyor.

Tuhaf bir tahterevalli de, ertelenmiş öyküler çağındayız. Hep mutlu bir yaşam vaat eden, asla bugün için yaşam önermeyen, sanal gelecekler çağındayız.

Enver Aysever

YolveMacera

 

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Ev: Yabana dönen insan!

Yaşıyor olmayı, yani yaşamayı, insan ve insan olmayan canlılar için ölünceye kadar sürmesi mümkün bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir