YAŞAMIN İÇİNDEN

Değişimi Benimsemek İyi Bir Yaşamın Anahtarıdır

Filozof Herakleitos, “Hayat bir akıştır” demişti. Yunan filozofu MÖ 500’de her şeyin sürekli değiştiğini ve eskisinden farklı bir şey haline geldiğini belirtti. Herakleitos, yaşamın doğası değişim olduğundan, bu doğal akışa direnmenin varoluşumuzun özüne direnmek olduğu sonucuna varmıştı. Ona göre “Değişim dışında kalıcı bir şey yok”tu.

İnsanlık var olduğundan beri, birçok büyük sanatçı, yazar ve filozof değişim kavramıyla ve bizim ona direnme dürtümüzle boğuştu. 20. yüzyıl psikoloğu ve yazarı Carl Jung, The Stages of Life’da Herakleitos’u anımsatarak, “İçimizde bir şey çocuk kalmak istiyor… tuhaf olan her şeyi reddetmek istiyor.” diyerek düşüncelerini belirtti. Bu düşünürler için, değişimi hayatın gerekli ve normal bir parçası olarak benimsemeyi reddetmek sorunlara, acıya ve hayal kırıklığına yol açacaktı. Her şeyin sürekli değiştiğini ve uçup gittiğini kabul edersek, işler daha sorunsuz bir biçimde yürüyecektir.

Filozof Herakleitos (sağda, masa başında) Raphael’in başyapıtı Atina Okulu’nda yer alır. Değişim, (kısmen Herakleitos’tan ilham alan) bir Helenistik felsefe okulu olan Stoacılığın favori bir konusudur. 

Stoacılık değişime direnmekten çok onunla yüzleşmekle ilgilidir. Her şey değişir, asıl soru, onunla birlikte biz de değişir miyiz? Stoacılar başka seçeneğimiz olmadığını, onunla savaşamayacağımızı söyler. Bu fikir sanat ve edebiyat boyunca yankılanır. Mesela İngiliz yazar Virginia Woolf şunları yazmıştı: “Değişmeye devam eden bir benlik, yaşamaya devam eden bir benliktir.” diye yazar.

Woolf aynı zamanda sürekli bir günlük tutardı. Bu günlüklerine de en derin düşüncelerini yazardı. Bu alışkanlığını aralarında Susan Sontag, Joan Didion, Oscar Wilde ve Stoacı Marcus Aurelius’un da bulunduğu birçok önemli yazar ve düşünürle paylaştı. Amaçları aslında hayatın değişkenliği göz önüne alındığında, kendinizi mümkün olduğunca hazırlıklı olmak için eğitmektir.

Hayatın Özü Değişimdir

Hayat kitabında satır aralarını okumayı başarıp, daha önce göremediklerimizi görmeye başladığımızda bakış açımız, düşüncelerimiz, düşlerimiz değişir. Farkındalığımız arttıkça ideallerimiz, seçimlerimiz ve gelecekten beklentilerimiz değişir. Savaşlar, barışlar, beklenmedik felaketler derken coğrafyalar, sınırlar, liderler değişir. Güç simgesi ülkeler parçalanır bölünür, milyonları ardından sürükleyen liderler yok olur gider. Hayat devam eder ama. Hayat devam ettikçe değişim de devam eder.

değişim
Her gün geçtiğimiz sokaklar değişir, evler yıkılır, yeni evler yapılır. Yemyeşil bir parkın yerinde bir bakarsınız beton yığını bir bina yükselir. Ağaçlar sonbaharda yaprak döker, ilk baharda çiçek açar, bir dal kurur, yeni bir dal filizlenir, sonra bir yangın çıkar ormanlar çöle dönüşür.

Değişime karşı çıkanlar ısrarla değişimi görmezden gelmeye çalışsa, inkar etse, her şeyi değişim öncesine döndürmeye çabalasalar da bunu başaramazlar. Kötülüğün maskesi düştüğünde umudun ve güzelliğin filizi yeşerir. Hayatın özüdür değişim. Olmazsa olmazıdır, “iyi ki”sidir.

68 Bahar’ında Paris duvarlarında asılı afişlerden birinde şunlar yazılıydı: “Eğer hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorsam, ben bir alığım. Eğer düşünmek istemiyorsam, bir korkak. Ve eğer hiçbir şeyin değişmemesinin benim çıkarıma olacağını düşünüyorsam alçak…”

Kaynak ve ileri okumalar için: Why embracing change is the key to a good life; https://www.bbc.com

YolveMacera

Başa dön tuşu