Hayat ve Alternatiflere Dair

“Ütopya önünüzde uzanan bir ufuk çizgisi gibidir. Siz ona doğru bir adım atarsanız, o sizden bir adım uzaklaşır. Siz ona iki adım atarsanız, o sizden iki adım uzaklaşır. İşte ütopya buna yarar, yürümeye”.

Farkında olmamak imkansız, ama “feci kokuşmuş şeyler var”. Bin yıllar önce Platon’un, son yirmi yıldır da benim söylediğim bir şey bu. Buradan başlayarak, hayata dair bazı şeyler aktarmak sanırım hepimizin görevi olmuştur.

Albert Camus’nün Sisyphus mitinde, Sisyphus’un içinde bulunduğu anlamsız bir saçmalık haline yaptığı vurgular, yaşadığımız kara parçasından hiç de farklı değil. Sonsuza kadar taşı yukarıya taşımak ve bunun değişmesini “beklemek”. İnsanların Sisyphus’tan farkı ne? Bu bekleme hali değil midir, bizi egemenlere köle yapan?

Hayatı, hep ‘Godot’yu Beklerken’ oyununa benzetirim. Orada dikkat çekici bir sahne vardır, Estragon’la Vlademir arasında :

Estragon: İnsan biliyorsa eğer…
Vlademir: Sabretmekten yılmaz.
Estragon: Ne beklemek gerektiğini biliyorsa…
Vlademir: Endişeye mahal yoktur.
Estragon: Sadece bekler.
Vlademir: Artık alıştığınız gibi…

Godot’nun gelişi sürekli ertelenmekte ve “yarın” gelecek olan Godot, bu yarınlardan sürekli bir yarın üretilerek “yarınlar” sonsuzca çağaltılmıştır. İnsanlarda da böyle beklemek, tıpkı oyundaki gibi insanın doğası haline gelir. Beklerken anlamsızlaşır kişiler ve tabi ki Godot gelmez! Esas düşünülmesi gereken aslında “beklemek” bir eylem midir? Yoksa yapılması gereken bir şeyi ertelemek mi?

Medyadan okuduklarımız bir çoğumuzu “üzgü” olmaya iter. Oysa ben “üzgün olmaktansa, öfkeli olmayı tercih ederim” der Ulrike Meinhof. Medya bu beklememizde çok büyük bir suçlu. Zamyet’in “Biz” romanındaki insanı insan olmaktan çıkaracak tek yolu zorluyor: Düş gücünü bir operasyonla almaya çalışıyor. Oysa insan düş görebildiği ölçüde bunu emeği ve birlikte var olarak değiştirebilir. Umudu yok edip “alternatifin yok” çığlıklarını anlatmak için yazarlar 91′den beri büyük bir mesai harcadılar. Oysa medyanın da bir “alternatifi” vardır, tıpkı bu dünyanın olduğu gibi… Umudu, alternatifi yani “ütopya”sı olmayan bir insan neye yarar, yukarıya doğru taşı taşımaktan başka? Eduardo Galeano, “Yürüyen Kelimeler” adlı eserinde ütopyanın ne işe yaradığını çok iyi anlatıyor:

“Ütopya önünüzde uzanan bir ufuk çizgisi gibidir. Siz ona doğru bir adım atarsanız, o sizden bir adım uzaklaşır. Siz ona iki adım atarsanız, o sizden iki adım uzaklaşır. İşte ütopya buna yarar, yürümeye”.

Yoksa kendi ütopyası, düşleri olmayan birinin, bir grubun bu dünyada insan olarak kalabilmesi, o yolda yürüyebilmesi imkansızdır. Sonuçta yolda olmak, belli bir hıza sahip olmayı gerektirir. Aksi durum Kemal Özer’in “Neye yarar yollara düşmek, değiştirmek değilse alınyazını” durumuna götürür.

Halbuki hayat çok zengindir. İnsanların ve özellikle ilerici unsurların, solun, aydınların, emekçilerin yapması gereken hayata karşı tavır değiştirmesidir. “Bu kadar değil hayat”, “ben bu kadar değilim” demesi gereklidir. Bu kadar yalan ve entrikanın olduğu, öbürüne kazık atmanın bir marifet gibi sayıldığı ortamda gerçekleri söylemek-yazmak-arkasında durmak, devrimci bir eylemdir. En azından bir yerden başlanmalı hayata dair.

Alternatif her zaman vardır. Yoksa da yaratılır! İnsan dediğimiz canlı çünkü, “bilir düşünmesini de”!

Burak Kurtçebe

YolveMacera

Paylaşmak İsterseniz...

Yazıyı Hazırlayan: Yol ve Macera

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

İyi Ol…!

Bir şeyi iyi yapmalı insan! Ne olduğunun önemi yok… İyi dinle, iyi söyle, iyi bir berber …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir