Ev: Yabana dönen insan!

Yaşıyor olmayı, yani yaşamayı, insan ve insan olmayan canlılar için ölünceye kadar sürmesi mümkün bir deneyim olarak kabul edebiliriz. Ne var ki bu deneyimin hayatın içinde başka deneyimlere dönüşmesi ve bundan düşünce üretmemiz, dünyayı anlamamız ve anlatmamız kendimizi ve yaşadığımız dünyayı tekrardan değerlendirmemiz ve bundan dünyayı kollayan, gözeten ve savunan bir düşünce çıkarmamız ve bu düşünceyi eylememiz için çok zaman beklememiz yani yaşamamız gerekebilir.

.

Zygmunt Bauman’ın ancak sekseninden sonra tek yaşama biçimi olarak yazmayı bulduğunu söylemesi de aynı durumla açıklanabilir. Şair, yazar, ekolojist, Zen ustası, dağ yürüyüşçüsü, Kızıldereli antropologu, gezgin, çevirmen, denizci, yangın gözcüsü, tomrukçu, Pound-Jeffers-Rexroth’un mirasçısı Gary Snyder için de benzer bir şey söylenebilir. Gary Snyder’in 1930 doğumlu olduğu düşünülürse yaşamayı sürdürdüğü uzun hayatının bu deneyimleme ile geçtiği ve bugünkü hayatına ulaşması için dünyada çok uzun zaman geçirdiği ve daha da geçireceği söylenebilir.

Gary Snyder bu yaşamanın bütün hikâyesini ve bundan çıkardığı insana ve dünyaya dönük sonuçları ‘Özgürlüğün Görgüsü’nde anlatıyor. Kitabın çevirmeni İnan Mayıs Aru’nun da benzer bir hayatı yaşamak ya da hayatını o hale getirmek arzusuyla epeyi bir geriden bir şeyler yapmaya çalıştığı düşünülürse bu çeviri de aynı isteğin sonuçlarından biri olarak kabul edebilir.

DÜNYAYI YABAN TEMELİNDE DEĞERLENDİREN YAZAR

Hayatını yabandan yana bir dünya tartışmasına veren ve bu tartışmayı da sonunda uygarlığa karşı başka bir uygarlık için yabanı savunmaya ve orda yaşamaya dönüştüren Gary Snyder bunu yaparken kendini yalnızca yaşamakta olduğu Amerika’yla sınırlamıyor dünyayı da yaban temelinde değerlendiriyor

Gary Snyder’in dünyaya dönük asıl derdinin tüm canlılara gereksiz yere zarar vermeden yaşamak ve bunun için çaba sarf etmek olduğu söylenebilir. Bunu hem insan hem de insan olmayan canlılar için “vahşi ve özgür” bir hayat isteği olarak da anlayabiliriz. Gary Snyder’in vahşilikle özgürlüğü yan yana getirmesini dünyanın doğa, doğanın insan ve onun uygarlığına rağmen dünyanın asıl normu olduğunu ve uzun vadede kaçınılmaz olarak vahşi olacak olmasıyla açıklıyor. Bu temelli bir yabanlığın içinde itaatsizliği ve şiddeti bulundurması da doğal bulunabilir.

Gary Snyder’in “tüm canlılara gereksiz yere zarar vermeden yaşamak” dediği şey için ihtiyatla küçük bir not düşülmelidir. Çünkü Gary Snyder ilksel olarak tanımladığı ot ve bitki kökleri ile beslenilen ilkel dünyayı ve onun topluluklarını geride bırakarak yani ayırarak insanlığın avcı ve toplayıcı olduğu dönemi ve onun ürettiği uygarlığı birlikte yaşamaya hem örnek alıyor ve hem de gelecek olarak öneriyor. Böylelikle Tolstoy’un ‘vahşi zevkler’ dediği savaş kavramıyla birlikte ele aldığı, savaştan ayırmadığı avcılığı ve onun modern hali kasaplıkı Gary Snyder’in dünyasının bileşenleri içinde yerini almış oluyor. Bir bakıma yazar avcılıktan sonra yaşanan bir yaban tartışması yapıyor ve onu savunuyor.

Buysa ister istemez yazarın söz konusu ettiği yabanı bir biçimde insanın tahakkümü altına aldığı, egemenliğini ilan ettiği yer olarak değerlendirmemize ne yazık ki neden olabilir. Ama yine de günümüz dünyası karşısında tüm canlılara gereksiz yere zarar vermeden yaşamayı da bir şey olarak kabul edebiliriz. Yazarın “Sivrisinekleri kovalama ve zararlı hayvanlara karşı çit çekme işini onlardan nefret etmeden de yapabiliriz.” Demesi ise bu noktada fazlasıyla ironik bulunabileceği gibi yüzümüzde tuhaf bir gülümsemeye de yol açabilir.

Gary Snyder, Özgürlüğün Görgüsü, çeviri: İnan Mayıs Aru, Subpress Yayınları, 2017.

Gary Synder’in anlattıklarına tekrar dönersek dünyanın da bu noktada olmadığını uzun bir süre de olmayacağını herkes gibi o da biliyor. Bu yüzden de tartışmayı insanın yabanla birlikte dört dörtlük ve yaratıcı bir biçimde yaşayabilecek bir medeniyete/uygarlığa ihtiyacı olduğu ve bunu burada Yenidünya’da büyütmeye başlaması üstüne kuruyor.

Bu yüzden onun için yabandan söz etmek bütünlükten söz etmektir ve insanlar da o bütünlükten geldiler. Öyleyse insan hayatını ve onun bütün araçlarını onun demesiyle tüm varlıkların birliğine üyeliğimizi geri kazanmak için düşünmeli ve kullanmalıyız. Buysa doğayı tartışıyor olmak bir yana geçmişten kalkınan tartışılmaya muhtaç yeni bir tavır arayışı anlamına da geliyor.

‘DOĞA ZİYARET EDİLECEK BİR YER DEĞİL, EVİMİZDİR’

Gary Snyder başlayacak olduğumuz yeri de şöyle belirtiyor: “Doğa ziyaret edilecek bir yer değil, evimizdir.” O evde yaşıyor olmak insan deneyiminin asıl parçası ve oluşturanıdır. Yazara göre yabanda yaşadığımız deneyim ya da ondan aldığımız dersler özgürlüğün görgüsünü oluşturur ama o görgüye rağmen insanın mekânsal ve yaşamsal anlamda evini o doğanın dışına alması yani doğadan ayırmasıyla birlikte kendini yabanı yok etmenin temel aracı haline getirmekte hiç gecikmiyor.

Bugüne kadar getirilmiş bu cinsten bir uygarlığın yıkılması ya da dönüştürülmesinin arzusunun bile baştan çıkarıcı olduğu yazılabilir. Ne var ki aynı arzu dünya karşısında umutsuzluğumuz olarak da anlanabilir. Çünkü insan olarak atalarımızın yaşadığı deneyiminin çok gerisinde ve uzağındayız. Bunu tekrar yakınlığa ve birlikte yaşamaya dönüştürmek için insanlığın çok fazla yaşaması ve uğraşması gerekebilir. Dünyanın bu kadar yaşamaya izin verip vermeyeceğini yani olup bitene rağmen ayakta kalıp kalmayacağını tam olarak biliyor değiliz. Bu noktada Gary Snyder’in yabanın ve hayaletinin asla yok olup gitmeyeceğini söylemesine hem sevinebilir hem de bundan dolayı umutlanabiliriz. Üstelik bedenlerimizin yabanlığının böyle bir dünyada yaşamayı arzu etmenin ve bunun için çabalamanın başka bir nedeni olduğunu/olacağını düşünürsek bu umut bir yandan eylemeye de hızla dönüşebilir.

Ne var ki Gary Snyder’in bu arzunun sonunu şöyle getiriyor olması sorun olarak kabul edilebilir duruyor. “Yaban kaçınılmaz olarak geri dönecek ama dünya Holosen’in şafağında ışıldadığı günlerdeki kadar güzel olmayacak. İnsanlığın, bilhassa da yirminci ve yirmi birinci yüzyılda yeryüzündeki faaliyetleri sonrasında pek çok yaşam biçimi yitirilmiş olacak. Pek çoğunu şimdiden yitirdik bile- topraklar ve sular bunu gözler önüne seriyor.” Gary Snyder’in bu belirttiği Teodor Kazinski’nin bir devrimle yıkılıp gidecek olan dünyadan geride kalacak/olacak olan hakkında da düşünce sahibi olmamızı sağlıyor.

İnsan doğanın toplumsal düzenine tekrar dâhil olduğunda ve uygarlığını bu doğanın düzeni ile uyumlu ve bir hale getirdiğinde ihtimal baştaki yabanlığımıza da tekrardan varmış/dönmüş olacağız. Bunun insan için fazlasıyla etik bir hayat talebi olduğu da burada ifade edilmelidir. Öte yandan bu arzunun kesinlikle yabana dönük rahatsız edici bir ilgiye ve turistik bir gidip gelmeye dönüşmemesi ve yol açmaması gerekiyor. Çünkü bu baştan beri dünyanın yabanlığını gerileten asıl olgulardan biri olmuştur. Kaldı ki çok fazla konuşup yazmanın doğada yaşama konusunda çok fazla bir deneyim anlamına gelmediğini geri dönen ve epeyi bir yekûn tutan örneklerden biliyoruz. Malum yabanın bu topraklarda doğa dediğimiz eve dönmeye çalışan felsefecilerin ceviz masalarının altında ezildiğini/kaldığını tarih daha yazmadı.

Yabanlık ya da ilkellik ve uygarlığın bu cinsten bir düzene dâhil olması ya da kendisine dâhil olmasına izin vermesi Gary Snyder kadar insanlığın ve hayvanlığın ortak arzusudur ya da öyle olmalı, o hale gelmelidir. Bunun otoritenin hayvanlığı da hedef tahtasına oturttuğu bir dünyada her geçen gün ün daha fazla önem kazandığının artık bilinmesi ve anlamsı gerekiyor. Bu yazı boyunca sözcükler bunun için yan yana getirilmiş ve birleştirilmiştir.

Halim Şafak

Kaynak: www.gazeteduvar.com.tr

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Yürümek Yalnızca Spor Değildir!

Çoğunluğumuz şehirlerde yaşıyoruz. Her gün bir yerlere yetişme telaşıyla, hızlı, saate hapsolmuş bir yaşama mahkûm …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir