Düz Ayak, Çivit Badanalı Bir Kent: Mudurnu

“Düz ayak, çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?” diye sorar Mor Külhani şiirinin bir yerinde Ece Ayhan. Mudurnu sanki bu soruya verilmiş bir cevap gibidir.

Mudurnu, Batı Karadeniz bölgesinde yer alan Bolu iline bağlı ancak iklim yapısı itibarı ile iç Anadolu özellikleri gösteren şirin bir ilçedir. Yazlar serin, kışlar beyaz, baharlar bin bir renkli ve toprak kokuludur.

İlk yerleşimlerin MÖ. 5000 yıllarında Hititler tarafından yapıldığı bilinmekle birlikte kentin arkeoloji parkında bulunan kalıntılara dayanarak Britinya, Frigya, Roma ve Bizans döneminde de önemli bir ticari geçiş noktası olduğu bilinmektedir.Osmanlılar adına Mudurnu’ya ilk gelen kişi Ertuğrul Bey’in arkadaşlarından Samsa Çavuş’tur. Osman Gazi 1307 yılında Mudurnu yakınlarına yerleşmiş ve bölgeyi iyi bilen Gaziyan-ı Rum Samsa Çavuş ile birlikte Mudurnu, Göynük, Taraklı bölgesini fethetmişlerdir.

Bu tarihten itibaren Mudurnu Osmanlı Hâkimiyetine girmiş, Ahiler ve Bacılar eğitimden kültüre, ticaretten zanaata, edepten adaba, inançtan vicdana, kültürden siyasete Mudurnu’da yeni bir hayatın kurulması, düzenlenmesi ve sürdürülmesini sağlayarak günümüze ulaştırmışlardır.Evet ahiler ve Bacılar diye bahsediyoruz çünkü Mudurnu Ahilik, Bacılık, Yarenlik, birlik ve beraberlik kültürünü geçmişten günümüze getirmeyi başarmış nadir şehirlerden biridir. Bir yanıyla evleri, camileri , türbe, hazire ve hamamlarıyla eşsiz mimari örneklerini görmek mümkünken diğer yanı ile esnaf dayanışması, eşsiz iğne oyası örnekleri, köyler arası dayanışmayı arttıran hacet (ihtiyaç) bayramları, her mahallede büyük ateşlerin yakıldığı hıdrellez kutlamaları, büyüklerin gençlere edep, adap ve erkan öğrettiği birikme geceleri, yoksul da olsa yoksun olmayan bir halkın ve kadınların yaratıcılıklarını sergileyen yemek çeşitliliği ve sofra adabı gibi pek çok somut olmayan kültürel mirası da yaşamak mümkündür Mudurnu’da.

Yine Mor Külhani şiirinin başka bir dizesinde geçtiği gibi “Aşk örgütlenmektir, bir düşünün abiler!”

Bir Cuma vakti gelseniz örneğin, kendinizi elinize hayır ekmekleri tutuşturan çocuklar ve lokma dağıtan esnaf ile göz göze, sonbaharda yani güz sonu gelseniz kendinizi harmanı kaldırmış bir köyde hacet pilavı ve helvası yenilen bir sofranın başında, Arastayı gezerken bir terzi dükkanının önünde terziliğin tarihini anlatan yada artık yapılmıyor olsa da bir semerci dükkanının önünde semerciliğin, deri tabaklamanın, yemeniciliğin yada ilk kadın hapishanesinin tarihini okuduğunuz bir tabelanın önünde bulabilirsiniz. İnsanların halâ sokaklarda oturduğu, balkonlardan çocukların yemeğe çağrıldığı, demircilerin, bakırcıların çekiç seslerini dinleyerek emek neydi hatırlamanın mümkün olduğu, sokaklarında hayvanların sevgi gördüğü, pazarlarında kadınların o yorgun elleriyle yaptığı ekmeklerin mis gibi koktuğu minik bir ekosistem hatta kültürel sistem Mudurnu.

Özellikle Ahi Esnaf kültürünü hem soyut hem somut öğeleri ile halen içinde barındıran Mudurnu bu özelliği ile 2015 yılında UNESCO Tarihi Miras Geçici Listesine “Mudurnu Tarihi Ahi Kenti” başlığı ile girmiştir.Sakin kent yaşamı, sürdürülebilir turizm atılımları, yerelin hem somut hem soyut ögelerini sahiplenişi ve kent halkına eğitimden sağlığa, kent mobilyalarından sosyal hayata sağladığı sakin ve kimlikli dokusuyla Mudurnu aynı zamanda bir Citta Slow kent olma yolunda büyük adımlar atmıştır.

BEN DE GELSEM: Tabii ki! İstanbul’a yaklaşık 270 km, Ankara’ya yaklaşık 185 km mesafede yer alan Bolu’ya ya da Abant’a ulaştıktan sonrası çok kolay. Her ikisinden sonrası yaklaşık 40 km. Sadece nasıl geleceğinize karar vermeniz gerekiyor. Eğer aracınız ya da motorunuz var ise bu yolculuk sizin için oldukça keyifli olacaktır. Özellikle motosiklet ile ilçe içinde ve ilçe etrafındaki yaylaları, gölleri, dağları gezmek sizde eşsiz hatıralar bırakacaktır. İsterseniz de otobüsle Bolu merkeze gelip geriye kalan 40 km yolu bisikletle gelmek ve dilerseniz pansiyon olarak işletilen konaklarda, merkeze yakın kamp alanında kalmak da mümkün. Oldukça fazla kar yağan ilçede kış kampı yapmak gerekli ekipmanlara sahipseniz unutulmaz olacaktır.

NERELERDE KALSAM: Kentin en önemli somut mirası bahsedildiği gibi konakları. Orijinal dokusuna zarar vermeden yapılan restorasyonlar ile bu konaklardan bazıları pansiyon haline getirilmiştir. 100 yıl öncesinin konak içi yaşamını yaşayabileceğiniz, dolap banyolarda duş alıp yerel ekmek, peynir ve tereyağları ile kahvaltı yapıp soba başında ellerinizi ısıtabileceğiniz bu konaklar aynı zamanda uygun fiyatları ile de tercih sebebi olabilmektedir. Bu konaklar bir taraftan zamanın çok öncesini yaşamak bir taraftan da kültürün ve yerel mutfağın lezzetlerini tatmak için oldukça idealdir.

Merkeze 3 km uzaklıkta bulunan ve Maymuncular Mevkii olarak anılan ormanlık alan ve Mudurnu Sünnet gölü tabiat parkında ücretsiz olarak, Abant gölü çevresinde kamping olarak işletilen alan üzerinde ise ücret karşılığında gerekli yasal izinler alınarak kamp yapmak ve kamp ateşi yakmak mümkündür.

Özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında mevsimi tüm renk, koku ve dokusuyla yaşamanın mümkün olduğu ilçede kar yağdığında ise uçsuz bucaksız sarı çam, gürgen ve meşe ağaçları ile sarılmış ormanda kara ilk adımları atmanın, kızak ile kaymanın ve kolay yakalanmayacak fotoğraf karelerine sahip olmanın keyfi tarif edilemez.

Bunun dışında ilçeye yakın kaplıca otellerde ve Abant’ta bulunan büyük otellerde konaklayıp şehre gelip gezmek de mümkündür.

NE YAPSAM: “Küçücük bir şehir ne yapılır ki orada?” sorusuna cevap aslında biraz derinden bakmakta. Bir kere her nasıl bir araçla gelmiş olursanız olun onu şehrin girişinde bırakın. Yavaş yavaş şehre doğru yürürken Cumhuriyet’in ilanının hemen ardından yapılan ve şehre girişi simgeleyen tak kemer size hoş geldin diyecektir. Hemen altında Osmanlıdan günümüze insanların çay kahve içip birbirlerini selamladıkları meydan kahvesinde biraz soluklanabilirsiniz. Her nereden geliyorsanız oranın hızını ve telaşını, endişe ve kaygısını bir bardak çay ile kahveye bıraktıktan sonra sakin şehrin sakin insanı olmuş sayılırsınız.

Meydandan sola doğru birbirine paralel uzanan 3 cadde ve dükkânlar 700 yıldır sizleri beklemekte. Hanı, hamamı, fırını, camisi ile bir bütün olarak halen yaşamakta olan Arasta içerisinde gezinirken öncelikle Mudurnu Ahiler Müzesine uğramayı ve bir gezi rehberi edinmeyi unutmayın.

Adeta yaşayan ve yaşatan bir müze gibi geçmişi ve şimdiyi bir arada göreceğiniz Arastada dükkânların önüne konulan meslekler tarihi ve meslek pirleri tabelalarını, ahilerin yaşamlarını ve meslek değerlerini okumanız mümkün olacaktır.

Arastanın sokaklarında dokuma, ahşap baskı, iğne oyası gibi zanaatları deneyebileceğiniz, demir ve bakır ustalarını izleyebileceğiniz, usta ve çırak ilişkisini kendilerinden dinleyebileceğiniz gibi yılın ahisi ve yılın ahi bacısı ile sohbetler de edebilirsiniz.

Arastanın bitiminde karşınıza çıkacak daracık yollar ve merdivenleri takip ederseniz saat kulesine; oradan aşağıya doğru inerseniz de konakların, tekke, zaviye ve türbelerin birbiri ardına sıralandığı dere boyuna ulaşabilirsiniz.
Bu hız benim için çok yavaş diyorsanız bisiklet, enduro motor ve yürüyüş için hazırlanmış ve tabelalandırılmış 3 farklı rotayı kullanarak hızınızı arttırabilirsiniz. CPS ile de kullanılabilen bu rotalarda kenti uzaktan görmek, doğayla baş başa kalmak ve zorluklara göğüs germek belki de biraz mücadele etmek sizlere iyi gelecektir.

Gelişiniz kış ise konaklardan birinde şömine başında birkaç kadeh bir şeyler içmek yaz ise bahçelerde hanımeli kokusunda semaverden çay içmek akşam için yapılabilecekler arasındadır.

KİMDEN DİNLESEM: Arasta içerisinde Demirciler Sokağın sonunda iki adet dükkân Mudurnu Ahi müzesi olarak düzenlenmiştir. Biri 2009 yılında Türkiye’nin Ahi Dedesi seçilen rahmetli Mehmet Şenkaya’ya diğeri Mudurnu’nun eski esnaflarından Emin İnce’ye ait bu iki dükkânda Ahiliğin ve Arastanın tarihini öğrenebileceğiniz dokümanlar, broşür ve kartpostallar bulma olanağı bulunmaktadır. Kalabalık gruplar için müze aracılığı ile belediyeden rehber talep etmek mümkündür.

Arastanın en alt caddesinde bulunan eski kaymakamlık binasının ikinci katında bulunan, çocukluğunu Mudurnu’da geçirmiş olan değerli bilim insanı Pertev Nail Boratav adına açılan kültür merkezine gidebilir gönüllü tarih anlatıcısı Necdet Akay’dan Osmanlıdan bugüne şehrin yaşadıklarını dinleyebilirsiniz.

NE YESEM: Ahilikte yemek, ekmek, sofra, yemek kültürü ve doğadan yararlanırken paylaşımcı olmak oldukça önemlidir. O yüzden özellikle Ahi Bacılar yani kadınlar yaşamın her alanında olduğu gibi sofrada da oldukça mütevazi ve dengelidirler. Etli yemeklerin az olması da bundandır. Keyifli bir yemek için can almaz, yiyeceklerinden fazlasını pişirmez, bir ağaçtan ihtiyaçlarından fazla meyve toplamaz, kurutma, tuzlama gibi yöntemlerle gıdaları israf etmeden korumanın yöntemlerini çok iyi bilirler.

Kurutulmuş yoğurttan yapılan keş ile cevizin karıştırılıp tere yağında kavrulması ile elde edilen sosun taze makarnanın üzerine dökülmesi ile yapılan Kaşıksapı Makarna, her kutlamanın, yasın, hatta ev ziyaretlerinin olmazsa olmazı Saray Helvası, köpük helva ve Basma Helva, hastalık aşı diye adlandırılan kızılcık tarhanası, tatlı kabaktan saçta yapılan ve kaymakla servis edilen Kabaklı Gözleme, yaylak ve kışlak hayatı devam ettiği için lezzetinden hala bir şey kaybetmemiş olan tereyağı, yok ben etsiz yapamam diyenler için Abant Kebabı ve kırk kat açılıp her katına cevizler serpilen baklavası gelirseniz bir kez olsun mutlaka damaklarınıza dokunmalıdır.

Özlem YOLDAŞ

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Karşınızda, 2044 Yıl Önceki Efes…

Türkiye’nin en önemli arkeolojik sit alanı ve en büyük açık hava müzesi olan Efes Antik Kenti, bugünkü …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir