KÜLTÜR

Bir Zamanlar Boğaziçi Köprüsü Vardı

15 Temmuz Şehitler Köprüsü, eski adıyla Boğaziçi Köprüsü ya da boğaza inşa edilen ilk köprü olmasına atıfla halk arasında Birinci Köprü; Karadeniz ile Marmara Denizini birbirine bağlayan İstanbul Boğazı üzerinde yer alan üç asma köprüden biri ve ilkidir. Köprünün ayakları Avrupa Yakası’nda Ortaköy, Anadolu Yakası’nda Beylerbeyi semtlerindedir.

Bu köprü antik zamanlardan beri süren bir hayalin gerçekleşmesiydi. Hizmete açıldığında İstanbul’un trafik sorununa çözüm olacağı düşünülüyordu. Oysa köprü, göç ve yapılaşmayı körükleyerek istemeden de olsa şehrin yükünü taşıyamayacağı bir ölçüde arttırdı.

Boğaziçi köprüsü açılış
Açılış günü on binlerce insan aynı anda, her iki yakadan yürümeye başladı.

Boğaziçi Köprüsü Cumhuriyetin kuruluşunun 50. yıldönümünde 30 Ekim 1973’de açıldı. Onun ve İstanbul’un geleceğine dair en önemli ipucu belki de dönemin Başbakan’ı Demirel’in sözlerinde gizliydi. “Göreceksiniz, bir ya da iki sene içinde bu tesis de kafi gelmeyecek. Bunun tadını aldıktan sonra Boğaz’ın bir tarafından diğerine yeni geçiş imkanları arayacağız.”

Boğaziçi Köprüsü faaliyete geçtiğinde dünyanın dördüncü, Avrupa’nın ise en uzun asma köprüsüydü. Görevi iki  kıtayı birleştirmek olunca da haliyle dünyanın ilgisini de bir anda üzerimize çekmemize fayda sağlamıştı.

Boğazı Bir Köprü İle Birleştirmek Aslında Daha Önceleri de Düşünülmüştü

Aslında Boğaz’ın iki yakasını bir köprü ile birleştirme fikri, MÖ 511’de İskit seferine çıkan Pers ordusunun Trakya’ya geçmesi için düşünülmüştü. Elbette bu köprü günümüzdekinden oldukça farklıydı. Gemi ve salların yanyana durması ile yapılan bu köprü, bugünkü Anadoluhisarı ile Rumelihisarı arasındaydı. İlerleyen yıllarda iki yakayı köprü ile birleştirme fikri birçok defalar gündeme gelse de, çoğu öneri dönemin iktidarları tarafından geri çevrildi.

Asya ile Avrupa’yı bir “Boğaz Köprüsü” ile birbirine bağlama düşüncesi ilk olarak, bundan bir asır önce 1900’lü yıllarda II. Abdülhamid Han tarafından ortaya atılıp projelendirildi. Abdülhamid Han, Fernidan Arnoden isimli bir Fransız inşaat mühendisine, Boğaz’ın Sarayburnu-Üsküdar ve Rumeli Hisarı-Kandilli arasında olmak üzere bir köprü projesi hazırlattı.

17 Mart 1900’de bütün incelemeleri, alt yapı çalışmaları ve maliyet hesapları tamamlanmış bir şekilde, çizimleri, krokileri ve resimleriyle birlikte Padişaha sunuldu. “Gayet heybetli bir manzara alacak olan” köprüye “Hamidiye” adı uygun görülmüştü, ama dönemin padişahı nedenini bilemediğimiz bir sebeple son dakika bu projeyi kabul etmedi.

1931’de Ahırkapı ve Üsküdar arasında yapılması için düşünülen ve hatta planı San Francisko’nun ünlü Golden Gate köprüsünün mimarına yaptırılan proje de Cumhuriyetin ilk yıllarında geri çevrildi.

Boğaziçi köprüsü açılış

Devletin köprü fikri ile ilgilenmesi 1953 yılında yapılan bir etüt ile başladı. Trafik sayımı yapıldı, güzergahlar planlandı. Beylerbeyi – Ortaköy hattında karar kılındı. Ancak bu proje de, asma köprü teknolojisinde oluşan son 10 yıllık yeniliklerden yoksun olması nedeniyle yürürlüğe giremedi. Nitekim, 27 Mayıs darbesiyle de köprü yapım projesi askıya alındı.

Boğaziçi Köprüsünün Yapılışı

boğaziçi köprüsü açılış

Sonunda 1967’de İngiliz Freeman, Fox ve Partners şirketinin çalışması gerçekleşen proje oldu. Köprünün inşaatına 20 Şubat 1970 tarihinde başlandı. Mart 1970’te Ortaköy ayaklarının kazısı, hemen ardında da Beylerbeyi ayaklarının kazısı başladı. 4 Ağustos 1971’de kule montajı başlatıldı. Ocak 1972’de kılavuz tel çekilerek ilk birleşim sağlandı. 10 Haziran 1972 tarihinde tellerin gerilim ve büküm işlemleri başladı ve köprünün açılışına kadar sürdü.

Boğaziçi köprüsü açılış
Köprü her geçen gün İstanbul’un orta yerinde yükseliyor ve kentin görünümü günden güne değişiyordu. Bu gelişmelerden basın da son derece ilgiliydi.

Köprü 1968 yılı bütçesinde yer aldı ve İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planına alındı. Bu dev projenin maliyeti tüm Türkiye’de tartışma konusu olsa da geri adım atılmadı.

Boğaziçi köprüsü açılış

Mimarlar Odası, köprüyü İstanbul’un başına gelebilecek en büyük felaket olarak nitelendiriyordu. Köprü iki yakadaki nüfus sıklığını arttıracak, özel otomobil sahiplerinin kullanacağı bir oyuncak haline gelecek doğal olarak da trafik keşmekeşi yaratacaktı onlara göre. Zaman içinde bu sorunu çözebilmek için yeni köprülerin yapılması gerekeceğini de ekliyorlardı notlarına…

Bu tartışmalar geleceğe dönük yorumlar üzerine yani bugünün üzerine yapılmaktaydı o zamanlarda. Tarih kimin haklı, kimin haksız olduğunu ortaya çıkardı elbette.

Bazı notlar:

Köprü açıldıktan sonra, ilk 24 saat içinde; 28.126 motorlu araç köprüden geçti. Bu rakam; 402 araba vapurunun taşıyacağı araç adedine eşitti. Ama bu sadece o güne özel ve meraktan bir gidip bir geri dönen arabalardan kaynaklandı. Köprü 440 milyon TL’ye mal oldu. 

Köprüden yayalara (iki kenardaki yaya yollarından geçmeleri şartıyla) geçiş; 2 Mayıs 1974’de verildi (Geçiş ücreti 1 lira). Köprünün taşıyıcı ayaklarının (daha doğrusu kulelerinin) dördünde de yayaları yukarıya taşıyan dev asansörler mevcuttu ve yayalar bunları kullanarak köprüye çıkarlar, yürüyerek karşıya geçince de yine kulelerin asansörlerini kullanarak aşağıya inerlerdi. Ancak köprüde intihar vakaları artınca birkaç yıl sonra yayalara yasak geldi ve günümüze kadar yasak uygulandı.


Göz atmak isterseniz

Kaynak: 15 Temmuz Şehitler Köprüsü; https://tr.wikipedia.org/wiki/

YolveMacera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu