Bir Güzellik Yap, Hayatı Kolaylaştır

Oysa hayatı kolaylaştırmalıyız birbirimize…hayat

Ense kökümüzdeki mikroçip arıza yapıp duruyor. Çoğumuz kudret balçığından ayağımızı kurtarıp sevgi çayırına adım atamıyoruz. Belki de kendimizi güvenlik içinde hissetmek için buna ihtiyacımız var: korkularımız bizi gergin ve saldırgan yapıyor. Daha çok para, daha çok kariyer, daha çok boş lâf, daha çok iktidar peşindeyiz hayatımız boyunca. Çoğu zaman adını aşk ya da dostluk diye adlandırdığımız ilişkilerin bile boyasını kazıyınca altından iktidar manevraları çıkabiliyor. Kendimize ve herkese karşı hile yapa yapa yaşıyoruz. Hayat dediğin hakikaten de biraz futbolu andırıyor. Çalım üstüne çalım. Çalımı yiyen tekmeyi basıyor ötekine. Tekmeyi yiyen, ilk fırsatta acısını faiziyle çıkarıyor. Katlanarak büyüyor sportmenlik ilişkisi.

Günü gelip de ak sakallı hakem dede bitiş düdüğünü çaldığında bütün o iktidarları, paraları, yatları, villaları burada bırakıp diğer tarafa üryan gideceğimizi unutmuş gibi yaşıyoruz.

Çünkü korkuyoruz. Daha doğarken tanışmışız korkuyla ve korkumuzu dindirebilecek kişiler kendi katmerlenmiş korkularının kirini akıtmışlar üzerimize. Daha akıllı ve baliğ olmadan, en derindeki milyonlarca yıllık genetik bilgiyle algılamışız adı batasıca! olmaz olasıca! ve benzeri sitemlerdeki, ses tonlarındaki, bakışlardaki, sen bilmezsinlerdeki düşmansı elektriği.

İçimizde kat kat yükselen korku, daha ilk adımlarımızı atamadan o lânet olası karanlık tünelden gerisin geri yine o bilinmeze postalanacağımız korkusunu biriktirmiş olmalı bilinç altımızın derin katmanlarına.

Korku zoruna olsa gerek, egolarımız şişkinleşmiş, kapılardan sığmıyor. Elimizde olsa da ölümsüzlüğü bulsak, bunun sırrını diğer insanlarla paylaşmaktan kaçınacak bazılarımız.

Birbirimizi dirsekleyip, çelme takıp duruyoruz. Sonra da aşk üzerine yazılar döktürüyoruz. Birbirimizin açığını bulmaya çabalıyoruz durmaksızın. Derin bir suçluluk duygusunun rantını toplama derdindeyiz. Herkes birbirini suçluyor (projeksiyon diyor buna fasulyeden psikiyatri). El freni çekili kalmış araba gibi balataları kanırta kanırta yol alıyor gündelik hayat.

Oysa hayatı kolaylaştırmalıyız birbirimize…

Daha az didişip daha çok onaylamalıyız. Dünyanın en yanlış fikirleri bile gün ışığına çıkabilme fırsatını elde edebilmeli, en azından onu söyleyenin yüreğini açabilme hakkı adına. Cümlelerimiz hayır! sözcüğüyle başlamamalı. Güler yüzlü insanların enerjisini sömürmemeli, yüzlerdeki gülücükleri söndürmemeliyiz.

Alınganlığın kabuğunu sıyırırsan, alt katmanlarda muhtemelen düşmanca duygular bulursun.

Kırılganlığın altında da belki şiddetli bir cezalandırılma korkusu…

Şu yaptığımıza bak; kimse kimseyi dinlemiyor. Hiç bir söz lâyıkıyla tamamlanamıyor. Havada asılı kalıyor konuşmalar. Kepenklerimiz kapalı. Suratlar bir karış, mıyıl mıyıl yakınıp duruyoruz. Beklentilerimiz sınırsız ama yaralı parmağa işemek söz konusu olunca herkesin bir işi çıkıyor.

Fikrimiz yok ama her fikri mutlaka çürütecek bir karşı fikrimiz var.

Dünyanın en sıkıcı insanlarıdır, her boku bilen ve daima haklı olan kişiler. Zaman zaman muhatabının ansızın sertleşip bağırıp çağırdığına tanık olursan, bunu onun değişken ruh hallerine vermeden önce en son söylediğin cümleyi ya da yaptığın mimiği hatırlamaya çalış derim.

Belki de anlayamadığımız şu: Sözü kesilen, insan alt benliğinde dünyadaki yerini sorgular. İtilip kakılmışlığı nüksedebilir, birikmiş hınçlar ket vurmalar depreşir. Dinlemek, takdis etmektir çünkü. Bizler, neredeyse hepimiz, vatandaşlığa buyur edilmeyi bekleyen pasaportsuz turistler gibi dolanıyoruz hayal perdesinde. Kabul belgemiz en umulmadık kişiler (bizi sevenler ve sevgisiyle felç edenler) tarafından gasp edilmiş.

Haklı olması gerekmez muhatabının, sen yine de yorum yapmadan ve yargılamadan dinlemeyi dene bir. Belki o, senin üç saniyede yorumlayıp yanıtladığın konu için kırk yıl kafa patlatmıştır. Onun kırk yıl kafa patlatıp yine de yanıtını bulamadığı soruna üç saniyede yanıt icat etmekteki küstahlığı ve bu küstahlığın taşıdığı örtülü hakareti bir tart kafanda.

En güçlü görünen insan bile bir zamanlar maması başkası tarafından yedirilen, korunmasız, zayıf, altı değiştirilmezse kaşıntıdan azap çeken bir bebekti. Kimsenin üstünde güç denemesi yapma. Sen de bebektin bir zamanlar.

Yıllar çok hızlı geçiyor. Belki o bebek hâlâ oralarda bir yerlerde sürü sepet alışkanlığın, kuru lâkırdının, takıntının, ket vurulmuş tonlarca arzunun, içine sinmeyen yığınla buyruğun altında boğuluyor olabilir. Bir de sen ezme onu düşmansılığınla.

Çünkü dinlememek pasif saldırganlıktır. Kapat şu cep telefonunu, elindeki işi bırak, karart ekranı, arkana yaslan. Kişilikli olmanın yolu polemikten geçmiyor. En çok da hiç bir şey üretemeyen, kendine bir şahsiyet oluşturamamış ve benliğini olumlu bir kanala yönlendirememiş, hayattan umduğunu bulamamış, kavruk insancıklar eğilimlidir polemik üzerine kurulu tavırlara.

Dünyanın en akıllı insanı bile bir budalanın karşısında ağa yakalanmış hayvan gibi çaresiz kalabilir. Ama bu çaresizlik yine de budalalığın zaferi sayılamaz. Acıklı bir tablodur bu insanlık adına.

Bu kadar çok polemikten fikir zenginliği çıkmaz; nefret, kuyruk acısı, sızı, düşmanlık, bağırtı çağırtı, umutsuzluk çıkar belki. Ve azmanlaşır.

Dinlemeyen insanlardan oluşmuş bir kalabalık içinde yaşıyor oluşumuzun nedeni sadece televizyonlardaki kravatlı gladyatörlerin kameralar önünde birbirlerini lâfla tepeliyor oluşuna bağlanamaz. Ama yine de sosyal yaşamı büyük ölçüde ekran karşısında pineklemeye indirgenmiş toplumun zaten zayıf olan uzlaşma kültürü daha da körelmeye yüz tutmuşsa, bunda birbirini dinlememeye ve sadece kol bükmeye teşne sunucular ve konuşmacılar güruhunun oluşturduğu açık oturum kalabalığının ve bu çamurlaşmış pop kültürün de azımsanmayacak bir katkısı olsa gerek.

Okuduğun her polemik yazısı, seyrettiğin -ve farkına bile varamadan içselleştirip taklit ettiğin- her açık oturum, o oturumlardaki negatif duruş, senin puslu bilincini daha da bulandırıp çamurlaştırıyor. Bilinçlenmiyorsun; çok bilmişin teki oluyorsun farkına bile varmadan.

Susmayı dene birkaç saatliğine. Sükunet hoşuna gidecek.

Sanırım bu toplumun sıkı tartışmacılara değil, hepimize ayrı ayrı haklısın diyecek Hoca Nasreddin‘lere ihtiyacı var.

Necdet Şen

http://derkenar.com/

YolveMacera

Paylaşmak İsterseniz...

Bunlara da Göz Atın

Ev: Yabana dönen insan!

Yaşıyor olmayı, yani yaşamayı, insan ve insan olmayan canlılar için ölünceye kadar sürmesi mümkün bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir