YAŞAMIN İÇİNDEN

Bir Ağaç Neye Yarar?

Tahmin ettiğinizden çok daha fazla işe yarar. Şöyle bir düşünün: Çevrenizde ağacın katılmadığı ne var? Toprağı işlemek için kullandığımız karasabanı da ağaçlardan yaptık. Yemek ve içmek için pek çok kap kacağı da. İlk tekerlek düzgün bir ağaç kütüğüydü. İlk deniz taşıtımız da. Zafer sarhoşluğuyla köyümüze döndüğümüz savaş arabalarını da ağaçlardan yaptık, ok ve mızrakları da. Kalp atışlarımızın, hüzün ve sevincimizin, sarhoşluk ve coşkumuzun dile geldiği ilk müzik aletleri de ağaçtan yapılmıştı. Yüz binlerce yıl yazgımız ağaçlara bağlı kaldı. Ağaçlardan hiç kopmadık aslında. O çok eski günlerdeki gibi günümüzde de ağaçlar varoluş nedenimiz…

Yazgımız her zaman ağaçlara bağlı kalacak. Çünkü binlerce yıl içinde uygarlık denen insan kültürünü ağaçlar sayesinde yarattık. Bugün tüm ülkelerin ekonomileri, ağaçlardan elde edilen ürünlerle ayakta duruyor. Ormanlar konusundaki bütün kıyamet de bundan kopuyor. 21’inci yüzyılın başında tüketim çılgınlığımız nedeniyle ormanların doğal ve ekonomik ömürlerinin tamamen tükenmesine çok az bir süre kalmış durumda. Yüzyıllardır sağlıksız ve hoyratça kullandığımız ormanlar, bir süre sonra ürün vermeyecekler. Ormanların tükenişinin ardından yaşamın çeşitlilik ve zenginliği de kumun emdiği su gibi, sessizce ve hızla yok olacak…

Ağaç Neye Yarar?

  • Karada yaşayan bitkiler tarafından her yıl atmosfere 140.9 milyar ton oksijen kazandırılır. Bunun yaklaşık yüzde 66’sı (93 milyar ton) ağaçlardan sağlanır.
  • İyi gelişmiş, yüz yaşında ve 25 metre boyunda bir kayın ağacının yapraklarının yüzeyi, yaklaşık 1600 metrekaredir. Bu ağaç, güneşli bir günde bir saat içinde 1.7 kilogram oksijen üretir. Aynı ağacın bir yıllık fotosentez faaliyeti, kışın ve geceleri fotosentez yapmadığını hesaba katarsak, on kişinin bir yıllık oksijen ihtiyacını karşılar.
  • Aynı ağaç, yüz yıllık ömrü boyunca 40 milyon metreküp havayı yapraklarına alarak havanın içindeki 12 milyon metreküp karbondioksiti fotosentez için kullanır.
  • Bir ormanda bir metrekarelik yaprak yüzeyinde yılda 20 bin 180 kilokalori enerji üretilir.
  • Bir metreküp orman toprağı, toplam 100 kilometre uzunluğundaki ağaç kökleriyle sarılıdır ve erozyondan korunur.
  • Bir ladin ormanı çıplak toprağa kıyasla yüzeysel akışı 1517 kat, erozyonu da 350 kat azaltır. Toprak için gerekli suyu da yüzde 100 çoğaltır.
  • Endüstri kentlerinde yaşayan insanlar, bir metreküp havada 500 bin tane is ve toz parçacığını solurlar. Bu rakam açık alanlarda beş bine düşer. Bir metreküp orman havasında ise yalnızca ve yalnızca 500 adet toz parçacığı vardır. Orman havası, kentlerin havasından yüzde 50 daha temizdir.
  • Bir hektarlık bir orman, rüzgâr hızını yüzde 50 azaltarak zararlarını önler.
  • İnsanların rahatsız olmaya başladığı gürültü şiddeti 80 desibeldir. Bir gürültü, kaynağından başlayan 250 metre genişliğindeki bir orman, gürültüyü yarı yarıya azaltır. Ormanın öbür kıyısındaki gürültü şiddeti 40 desibeldir.
  • İyi gelişmiş orman toprağının bir hektarında ve 15 cm derinliğindeki üst tabakasında 10 ton bakteri, 10 ton mantar, 4 ton solucan, 140 kilogram alg, 17 kilogram böcek yaşar. Orman, milyonlarca canlının yaşam alanı, barınağı ve kaynağıdır. Bu nedenle ormanlar, genetik rezerv olarak büyük öneme sahiptirler.
  • Tüm dünyada, kullandığımız bütün ilaç ham maddelerinin yüzde 25’i tropik ormanlardan sağlanır.
Bilim insanları, ağaçlarla insanın temel moleküler yapısının aynı olduğunu söylüyorlar. Belki de bu yapı bizi birbirimize çekiyor. Kim bilir, belki de bağ, çok daha güçlü. Çünkü bir şair şöyle der: “Kim ki bir çiçek koparmıştır, en uzak yıldızı rahatsız etmiştir.”

Ağaçsız bir insan ruhu olabilir mi?

“Yeşil” damarı olmayan bir ruh olası mı?.. Yaratıcı ve üretici insan olarak uygarlık tarihine adını yazdırmış kişilere bakışlarımızı çevirdiğimiz zaman, mümkün olmadığını görüyoruz. Eski toplumlarda ağaç, ölümsüzlüğün, yeniden doğuşun simgesiydi. Ağacın belli dönemlerde yapraklarını döküp kuruması, ardından yeşerip meyve vermesi, ona bir kutsallık verilmesine neden oluyordu. Afrika, Avustralya halkları, ağaçların içinde kutsal bir gücün varlığına inanırlardı. Anadolu’da da çok eski çağlardan beri ağaçların kutsallığına inanılır. Bu nedenle hâlâ günümüzde mezarların başuçlarına servi dikiyor, bu yüzden ağaçlara bezler, boncuklar bağlayıp özlemlerimize çare arıyoruz.

Birçok yaradılış efsanesinde evren ağaçlar üzerine kuruludur. Yunan mitolojisinde meşe Zeus’un, zeytin Athena’nın ağacıdır. Meşe gücü, zeytin barış ve mutluluğu simgeler. Türk mitolojisinde de ağacın apayrı bir yeri vardır. Tanrı Kara Han, yeryüzünde dokuz dallı bir ağaç yetiştirir ve her dalından bir insan yaratır. Bunlar, dünyadaki insan soyunun ataları olur.

Dinler tarihinde de ağaç, hem kavramsal, hem nesnel olarak büyük öneme sahiptir. Cennet, ağaçların ve çiçeklerin iç içe geçtiği yemyeşil bir coğrafya olarak tasvir edilir. Peygamberlerin yaşamında ağaçlar, “dokunulmaz” canlılardır. Muhammed, Mekke’de Harem’de ağaç kesimini yasaklar. Kesmeye kalkanları “Allah’ın laneti üstüne olsun” diye uyarır. Budha, “Bodhi Ağacı” denen ağacın altında aydınlanmaya ulaşır. Amerikan Kızılderilileri, ağaçların ruhu olduğuna inanır ve onlarla konuşurlardı…

Ağaçlar, muhteşem canlılar. Yeryüzündeki yaşam onlar sayesinde var oluyor. Bize gelince, biz insanlar Carl Sagan’ın o güzel deyişiyle “ağaçların asalakları” olmaktan öteye gidemiyoruz.

Yazı: Ayhan Atakol / Yeşil Atlas sayı 2 / Ekim 1999

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu