Avusturalya’nın Gizli Sahipleri: Aborjinler

“Maddi nesnelerden ve ön yargılardan kurtulmak ”var olmaya” doğru yapacağın yürüyüşün gerekli ve vazgeçilmez adımıdır.” – Bir Aborjin atasözü

Beyazların gelişine değin kendi içlerinde ilkel fakat doğayla uyumlu biçimde yaşamayı başarmış olan Aborjinleri tanıtalım sizlere bu yazımızda…

“Gerçeği söylemek gerekirse Avrupalılardan çok daha mutlular… Yaşam için ne gerekiyorsa toprakta ve denizde bulmuşlar. Göz kamaştırıcı evleri, eşyaları yok fakat sıcak ve çok iyi bir iklimde yaşıyorlar ve giyeceğe pek ihtiyaçları yok. Bundan dolayı kendilerine verdiğimiz elbise ve diğer şeylerle ilgilenmiyorlar…”   

Avustralya’ya giden Kaptan Cook günlüğünde Aborjinler ile ilgili bu tanımlamaları kaleme almıştır. Beyazlar için onlar, oysa ki bu kanının tam aksine o dönemde Aborjinlerin, Doğu Avrupa ülkelerinde yaşayan insan nüfusunun %90’ından  çok daha rahat yaşamaktaydı.

Aborjinler, günümüzden yaklaşık 50 bin yıl önce Güneydoğu Asya’dan göç ederek gelen bir ırktır. Ancak Aborjinler homojen bir medeniyete sahip değillerdi ve 600 farklı kabileye ayrılmışlardı. Her biri kardeş ve torunların bir araya geldiği ailelerden oluşuyordu ve 200′ den fazla farklı dil konuşuyorlardı.

Göçmen olan ilk Aborjinlerin tenleri koyu renkti; avcılık yapıp, geniş Avustralya topraklarının kendilerine sunduğu meyve, kök ve yemişleri yiyerek besleniyorlardı. Sadece bumerang ve ilkel yaylı silahlar kullanarak kıtanın geniş topraklarında avlanıyorlardı.

Bıraktıkları her türlü sanat eserinin ana teması olan doğaya büyük bir saygı
duyuyorlardı. Toprak onlar için çok önemli idi çünkü sahip oldukları topraklar atalarının ruhlarını barındırıyordu. Dağlar, tepeler, vadiler kimseye ait değildir, klana aitti.

Su da çok önemliydi. Çok az su ile günlerce idare etmek zorunda kalan halk için suyu asla israf etmezdi.

Gökyüzü, yıldızlar, ay hepsi Aborijinler için kutsaldı. Her kabilenin atalarının izlerinin saklı olduğuna inandığı bir kutsal alanı bulunmakta idi. Aborjinlerin inanışlarına göre bir insanın; bir bitki, bir obje ya da bir hayvanla sıkı bir bağı bulunur ve bu obje onun totemi olarak değerlendirilirdi. Bazen bir hayvan bazen de bir bitki olan bu totemler sayesinde ataları ile iletişim kurabilmekteydiler.

Mağara duvarlarındaki çizimlerde Aborjin ruhunun derinlikleri detaylı olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Bu çizimlerde çok farklı şekillerde stilize edilmiş hayvan resimleri veya bir takım kabilelere veya topluluklara ilişkin anlatımlar bulunmaktadır. Çizimler sadece Aborjin kültürünün en derin taraflarını ortaya çıkartmakla kalmaz, aynı. zamanda önemli dinsel ayinlerini de anlatır.

Yukarıda gördüğünüz Uluru, tüm ihtişamı ile çölün ortasında yükselen dev bir kayadır. Günümüz Avustralyalıları için hala gizemini koruyan çölün ortasındaki dev kütle Uluru’nun onlara hayali zamanların hikayelerini anlattığına inanır ve onu büyük bir kitabe olarak görürdü Aborjinler.

Aborijinler için bu dünya ve öteki dünya inancı bulunmaktadır. Ölüm bir son değil, farklı bir dünyaya geçiştir. Ölen insanın vücudundan çıkan ruh ait olduğu yere geri dönmektedir.

Kendi içerisinde komünal bir düzende yaşayan Aborijinlerin kaderi beyaz adamın Avrupa’dan Avustralya’ya gelmesiyle birden değişmiştir. Aborjin kültürü modern toplum olarak tabir edilen sistem içerisinde eritilmiş, bu halkın mensupları ikinci sınıf vatandaş olarak hayatlarına devam etmişlerdir.

Avustralya kıtasının sömürgeci medeniyetler tarafından ele geçirilmesinden önce ilkel ama mutlu şekilde yaşayan bir toplumun modernizm karşısında yok olmaya yüz tutması insanlık tarihinde aşina olduğumuz bir durum olsa da oldukça trajiktir.

YolveMacera

Bunlara da Göz Atın

Yürümek, Yaşamak, Değişmek

Charles Dickens’in biyografisinde ünlü romancının günde 40 kilometre kadar yürüdüğü söylenir. İnanılır gibi değil! İşi …

Bir Yorum

  1. Çok güzel biryazı olmuş. Elinize sağlık. Aborjinler hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler için Marla Morgan`ın Bir Çift Yürek adlı kitabını tavsiye ederim. Bu kitapta okuduğum üzere Aborjinlerde olan bilgeli çok ilgi çekmekte. Sanayinin ve teknolojinin gelişmesiyle doğadan uzaklaşıp, bilgeliğimizi kaybetmişiz. Evet Aborjinlere göre komforlu bir yaşamımız var ama kendimizi, birbirimizi ve doğayı dinlemekten bir hayli uzaklaşmışız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir