KESFET

Altın Şehir: Timbuktu

Dünya’nın en büyük çölü olan Sahra, Afrika kıtasında 7,8 milyon kilometrekareyi aşan bir alanı kaplamaktadır. Kuzeyinde kıtanın Afrika kıyıları, güneyinde ise tropik savanlar ile çevrili yarı kurak Sahel bölgesi yer alır.

Coğrafi koşullar nedeniyle Batı Afrika ile Avrasya arasında düzenli temaslara MS 4. yüzyıla kadar pek rastlanmaz. Bunun nedeni elbette bu bölgenin insanlara pek de cazip gelmemesidir. Ancak elbette bölgede var olan altın yatakları cezbedici bir unsur olabilir. Bunun sonucunda da zaman içinde çölü geçerek ticaret yapmaya başlayan kervanlar ortaya çıkmıştı. Bu ticarete hakim olan topluluk ise Berberilerdi.

Berberiler aracılığı ile uzunca bir süre Afrika’dan altın dışında, köle, kuş tüyü, fildişi gibi şeyler kıta dışına taşındı. Zaman içinde Gana İmparatorluğunun güç kazanması Batı Afrika’ya barış ve düzen getirerek ticareti daha da kolaylaştırdı. 7. ve 8. yüzyılda Müslüman Araplar bölgeyi ele geçirince, Berberiler’de İslam dinini seçtiler. Devamında da bunu Batı Afrika’da yaygınlaştırdılar.

Bu dönemlerde bir Berberi kabilesi olan Tuareglerden 1100 kadarı Sahra’nın güney ucuna bir kamp kurmuştu. Bu kampa da “koca göbekli ana” anlamına gelen Timbuktu adını vermişti. Bu yer Nijer nehrinin 9,5 kilometre kuzeyinde bulunuyordu. Zaman içinde Timbuktu önemli bir ticaret merkezi halini alacaktı. Timbuktu’nun çöl ve suyun buluşma noktasındaki konumu, onu ideal bir ticaret merkezi haline getirdi. 13. yüzyılın sonlarında veya 14. yüzyılın başlarında Mali imparatorluğuna dahil edildi.

Timbuktu Bir Zamanlar Altın Şehir Olarak Bilinirdi

Özellikle 15. ve 16. yüzyılda bu şehir zenginliği ile ünlü bir ilim merkezi durumuna gelmiş. Ortaçağ boyunca dünya altın ihtiyacının hemen hemen üçte ikisini Batı Afrika karşılıyordu. Yüklü miktarda altın kuzeye gönderilir ve Timbuktu piyasasında satılırdı. Zaman geçtikçe, altının Timbuktu’dan geldiği bilgisi yaygınlaştı. Bu ise Timbuktu’nun Avrupa’daki imajının şekillenmesinde önemli yer oynamıştır.

Yeni pazarlar, yeni ticaret rotaları ve yeni kaynaklar arayan Avrupa’dan yola çıkan kâşifler amaçlarını gerçekleştirmek için dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Afrika onlar için ilginç olmakla beraber önemli kaynaklar içermekteydi. Bu kâşiflerden bir kısmı Timbuktu’ya varan ilk Avrupalı olmak tutkusundaydı. Neyse ki, bu kişilerden çok azı hedeflerine ulaşabildi. Bu da Timbuktu’ya altın şehir imajına ilâveten uzak ve ulaşılmaz bir şehir imajı kazandırdı.

İngilizce’deki “To Timbuktu and back”, “It’s a long way to Timbuktu”, “I’ll knock you clear to Timbuktu”, “Go to Timbuktu” gibi tabirler bu imajın dile yansıması günümüzde. UNESCO 1988 senesinde Timbuktu’yu Dünya Mirası Listesine ekledi. Ancak yine de Timbuktu bugün eski günlerdeki ışıltısından çok uzakta…

YolveMacera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu