Torosların Gölgesindeki İnsanlar: Avşar Elleri

Dağ ile insan arasındaki ortak paydaya misal olarak gösterilecek insanların başında muhtemelen Avşarlar gelir. Erciyes’i aşıp sol tarafa baktığınızda başta Bakır Dağları olmak üzere Toroslar’ın kokusu gelir yadınıza. Tepelerdeki alaca karlar, kuruyan boğazınıza buz gibi suları hatırlatırken, havanın berraklığı Toroslar’ın serinliğini yanaklarınızda ve saçlarınızda hissettirir. Yaylalardan gelen çiçek kokuları rüzgarla koşuştururken, sevdalı bulutlar tarlalarda çalışan köylülere gölgelik olur. Her baktığınız yönden bir koyun sürüsü gelir artık çobanlar kaval çalmasa da. Bugünün çobanları da ellerinde cep telefonu veya küçük bir radyo öyle güdüyorlar koyunlarını. Türkü çığırmak yerine türkü dinliyorlar. Oysa ki daha birkaç on yıl önce insanlar, bir çoban kavalının sesiyle bozkırla bütünleşirdi.

Erciyes’ten Toroslar’a doğru yol alırken içinden geçtiğimiz Avşar köyleri bize Dadaloğlu’nu hatırlattı sanki sesini, feryadını, avazını duyarcasına.

Kalktı göç eyledi avşar elleri/Aşıp aşıp giden eller bizimdir/ Arap atlar da yakın eder yırağı/ Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.

Develi yolundan Tomarza yoluna saptıktan sonra artık göreceğiniz köylerin önemli bir bölümü Avşar köyleridir ve bundan dolayı da Avşar ellerine geldik diyebilirsiniz. Oğuzların en kalabalık boyu diyebileceğimiz Avşarların Kayseri’de yerleştiği alanlar çok fazla olmakla birlikte, özellikle Erciyes ile Toroslar arasındaki bölgede daha yoğundurlar. Belki de “ferman padişahın dağlar bizimdir” diyen Dadaloğlu’nun dağları yurt olarak sahiplenişini buralarda aramak gerekir. Neden dağ dendiğinde Avşarlar, Avşar dendiğinde dağlar akla gelir bunu soruyoruz yolda denk geldiğimiz Osman emmiye. “Düzde yurt vermemişler, tarlamız tapanımız olmamış biz de dağları mesken tutmuşuz oğul” diyerek, tarihsel anlamdaki bir hakikati de ifade etmiş oluyor.

Avşarlar gönlü ve yüreği yanık insanlar. Şu veya bu gerekçe ile sürekli bir sürgün ve göç hali yaşamışlar. Hatta bazıları şimdi bizi konar görseniz de bizim gönlümüz hala göçeredir oğul diyerek dağlara doğru bakmaya devam ediyor. Kimi zaman yerleri yurtları alınıp başka muhacirlere verilmiş, kimi zaman da sayıca kalabalık olmalarından dolayı zorunlu göçlere tabi tutulmuşlar. Kendilerine çoğu zaman “öylesine” verilmiş toprakları yurt etmişler, bozkırı yeşertmişler. Karlı dağların rüzgarlarına karışan avazları ekinlerine adeta bereket getirmişler. Belki de bunun için ozanı, ağıtçısı, şairi, duygulu insanı çoktur Avşarların.

Kışları köylerine çekilen bu insanlar, yaz geldiğinde Berçin yaylası başta olmak üzere çevredeki yaylaları dolduruyorlar. Ama artık çoğunluk sadece hayvanlarını otlatmak için çıkmıyor yaylalara. Onlar da yerleşik hayatın zorunlu sonucu olarak alışkanlıklarını da bırakmayarak yazın o bunaltıcı sıcaklarında, Torosların buz gibi suyunu içmek, serin rüzgarlarına sinelerini vermek için mutlaka yaylalara çıkıyorlar.

Dağ ile insan arasındaki ortak paydaya misal olarak gösterilecek insanların başında muhtemelen Avşarlar gelir.  Karacaoğlan da bir şiirinde bizim görüşümüzü teyit eder:

Ali dağı, Erciyes’in eteği Yiğitler yatağı, sümbül biteği / Yüce tepelerin avşar yatağı /Burcu burcu kokar gülün Erciyes

Şiiri okurken Dadaloğlu’nun Erciyes ile Toroslar arasındaki bölgeye neden Avşar elleri dediğini daha iyi anlıyorsunuz.

Hayrettin Oğuz

Bu yazı kısaltılarak daha evvel “Gezgin Dergi’de” aynı ad altında yayınlanmış, sitemize kısaltılarak eklenmiştir. Tam metni okumak için burayı kullanabilirsiniz.

YolveMacera

Paylaşmak İsterseniz...

Yazıyı Hazırlayan: Yol ve Macera

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Bitkiler Kardeşçe Yaşıyor

Bir süredir bitkilerin birbirleriyle iletişim içinde olduğu biliniyordu, ancak aralarındaki iletişimin ne kadar gelişmiş ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir