Anadolu Ve Balkanlarda Sarı Saltuk Anılır

 Ölümünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen Sarı Saltuk hâlâ Anadolu, Rumeli ve Balkan Türklerinin günlünde ve hafızasında yaşamaktadır. En doğuda Diyarbakır ve Tunceli’den başlayıp Bor, İznik, İstanbul’dan Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya, Bosna Hersek’e kadar uzanan çizgide bulunan Sarı Saltuk’a ait türbe ve makamların büyük bir saygıyla ziyaret edilmesi, menkıbelerin anlatılması Sarı Saltuk’un hatırasının canlı bir şekilde yaşamakta olduğunun birer delilidir.

Peki kimdir Sarı Saltuk ? Ne zaman yaşamış, neler yapmıştır ?saru-saltik-650x325

Sarı Saltuk, Anadolu ve Rumeli’nin fethi esnasında kahra­man­lığı  ile daha yaşarken efsane­vi bir şahsiyet haline gelen bir Türk kahramanıdır. Tarihi kaynaklarda yer alan Sarı Saltuk ile ilgili bilgiler çelişkili ve Sarı Saltuk’un gerçek hayatını ortaya koyacak nitelikte değildir. Bu konuda en önemli kaynak, doğrudan doğruya Sarı Saltuk’un hayatını konu alan Saltuk-nâme adlı eserdir. Eser tahminen 1480 yılında tamamlanmıştır.

Saltuk-nâme’ye göre asıl adı Şerif Hızır’dır. Kendisi bir destan kahramanında bulunması gereken bütün özelliklere sa­hip­­tir. Son derece güçlüdür, yüreğinde korkunun zerresi bile yoktur. Tek başına düşman kalelerini fethetmektedir. Aman dile­yen düşmanına karşı ise merhametlidir.

Bu özellikler dışında Sarı Saltuk’un olağan üstü güçleri de olduğu Saltuk-nâme’de mübalağalı bir şekilde anlatılmaktadır. Çok uzaklarda aleyhinde söylenenleri işitebilmekte, oturduğu yerden bir kılıç darbesiyle bir başka diyardaki düşmanını öldürebilmekte, göz açıp kapayıncaya kadar bir diyardan bir başka diyara gidebilmek­tedir.

Düş­man­ları bir türlü Saltuk’u öldürememektedir; ok atarlar batmaz, kılıç vurur­lar kesmez, büyü yaparlar tesir etmez, suya atarlar boğulmaz, ateşe atarlar yanmaz. Bütün bu özellikler göz önünde bulundurulduğunda, Sarı Saltuk’un alp-eren kişiliğinin yanı sıra, bazı menkıbelerde bir masal kahramanı kimliğiyle karşımıza çıktığı da görülmektedir.

Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk 99 yıl yaşamış, sonunda düşmanları tarafından  zehirlendikten sonra hançerlenerek şehit edilmiştir. Ancak, son nefesini vermeden önce de  kendisini zehirleyen ve hançerleyen düşmanını öldürmüştür.

Sarı Saltuk’un Anadolu’da Baba Sultan, Sarı Saltuk Sultan, Kilgra Sultan gibi adlarla anıldığını yazan Evliya Çelebi, Hıristiyanlar arasında ise Sarı Saltuk’un Sveti Nikola adıyla tanındığını belirtmektedir. Evliya Çelebi, Hıristiyanlar üzerinde Sarı Saltuk’un çok büyük bir etkisi olduğunu yazar.

Tarihî, edebî eserlerde yaşayan Sarı Saltuk’un Türk milleti üzerindeki tesirinin göstergesi türbe ve makamlardır. Anadolu’nun doğusundan başlayıp Balkanlara kadar uzanan coğrafyada Sarı Saltuk’un türbe ve makamları varlığını sürdürmektedir. Saltuk-nâme’de Sarı Saltuk’un on iki mezarı olduğu belirtilmektedir.

Sarı Saltuk, beylerin ve kralların mezarına sahip çıkmak isteyeceklerini söyleyerek her isteyene verilmek üzere birer tabut hazırlamalarını vasiyet etmiştir.Sarı Saltuk’un mezarını kendi ülkesinde bulundurmak isteyen beylere verilmek üzere on bir tabut hazırlanır. Çevredeki beylerden ve krallardan her isteyene bir tabut verilir. Tabutu alan, ülkesine dönerek cenazeyi defneder. Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk’un tabutunu alarak ülkesine götüren krallar ve beyler şunlardır: Tatar Hanı, Eflâk, Boğdan, Rus, Üngürûs (Macar), Leh (Polonya), Çeh (Çek), Bosin (Bosna), Beravati (Hırvat), Karnata Baba’ya ve Edirne’ye gömülen tabutlarla mezar sayısı böylece on ikiye ulaşmaktadır.

Yurt içindeki ve dışındaki Sarı Saltuk’un türbe ve makamları araştırılarak, bu türbe ve makamların tarihi, kaynaklardaki yeri, yapısı, halk arasında bu türbe ve makamlara bağlı olarak anlatılan rivayetler ve efsaneler, bunlarla ilgili inanışlar ve diğer özellikler belirlenmiştir.

Tunceli’nin Hozat ilçesinin sekiz kilometre kuzeyindeki 2276 rakımlı Sarı Saltuk tepesinde aynı adla anılan bir makam bulunmaktadır. Tepenin güney ve güneybatısındaki Karaca ve Akviran (Akören) köylerinde Sarı Saltuk soyadını taşıyan bir aile de yaşamaktadır. Sarı Saltuk’a mal edilen kerametler sonucunda bu makam, bir adak yeri ve kutsal bir ziyaretgâh haline gelmiştir.

Diyarbakır şehir merkezindeki Urfa Kapısı yakınlarında Sarı Saltuk’un bir türbesi de bulunmaktadır. Halk, türbede yatan kişiyi Sarı Saltuk, Sarı Sadık, Seyyar Saltuk gibi adlarla anmaktadır. Halk arasında yaşayan başka rivayetler de vardır. Bu rivayetlerden birine göre Sarı Saltuk gezgin bir evliyadır. İnanışa göre Diyarbakır’da yaptığı bir savaş sırasında şehit düşmüş ve türbenin olduğu yere gömülmüştür. Türbenin halk inanışlarında önemli bir yeri vardır. Cuma akşamları türbeyi yalın ayakla ziyaret eden kadınlar  bir dilekte bulunurlarsa bu dileklerinin yerine geleceğine inanmaktadırlar. Sıkıntıya düşen bir kimse Sarı Saltuk’un adını üç defa anarak yardım isterse, hemen imdada yetişeceğine inanılır. Hastası olan, kocası işsiz olan, evlenmemiş kızı bulunan kadınlar türbeye gelip dertlerine deva bulmaya çalışırlar, türbeye mum dikerler. Çevredeki cami ve binaların duvarlarını sarmaşıkların sarmasına, hatta tamamen kaplamasına rağmen Sarı Saltuk türbesini yıllardır hiçbir sarmaşığın sarmaması da Sarı Saltuk’un manevî gücüne bağlanmaktadır.

İznik’teki Sarı Saltuk türbesi şehir merkezinin dışında, Cevdet Hersekli adlı bir kişinin üzüm bağının içerisindedir. 1963 yılındaki tadilata kadar türbenin üzeri açık durumdaydı. C. Hersekli, dedesi Mehmet Hersekli’den dinlediğine göre, Sarı Saltuk «Türbemin her tarafı açık olsun rüzgâr alsın, üzeri açık olsun rahmet yağsın !» diye vasiyette bulunmuş. Dört sütun üzerine oturtulmuş bir kubbeden meydana gelen türbenin dört tarafı da açıktır. Türbe, İznik ve çevresindeki halk tarafından saygıyla ziyaret edilmektedir. Hacca gitmeye niyetlenen hacı adayları­nın ilk ziyaret ettikleri türbelerden biri de Sarı Saltuk’un türbesidir.

rumelifeneri

İstanbul boğazının Karadeniz’e açılan en uç iki noktasından biri olan Rumelifeneri’ndeki fener binasının içerisinde Sarı Saltuk’a ait bir ziyaretgâh vardır. Karadeniz’e dik inen bir tepenin üzerine yapılmış olan bu fener 147 yaşındadır. Fenerin yapılacağı sırada köyde yaşayan Mehmet adındaki bir kişi, gece rüyasına bir velinin girdiğini, incir ağaçlarının olduğu yerde Sarı Saltuk’un mezarının bulunduğunu, fenerin bu mezar üzerine yapılmasının daha hayırlı olacağını söylediğini anlatır.  Yapılan kazı sonucunda işaret edilen yerde gerçekten bir mezar bulunur ve mezarın olduğu yer ziyaretgâh şeklinde düzenlenerek üzerine fener inşa edilir.Balkan ve I. Dünya Savaşı sırasında köy düşman gemilerinin bombardımanına maruz kalmış, köydeki bütün evler yıkılmıştır. Feneri hedef alan düşman topçusu bütün gayretine rağmen isabet kaydedememiştir. Köydeki balıkçılar eskiden ziyaretgâha büyük saygı gösterirlermiş. Yirmi beş yıl öncesine kadar, balıkçılar denize açılmadan önce tekneleriyle fenerin etrafında toplanıp, avın bereketli geçmesi için Sarı Saltuk’un ruhuna dualar okuduktan sonra denize açılmak için Sarı Saltuk’tan izin isterlermiş. Balıkçılar, Sarı Saltuk’un ruhunun kendilerini koruduğuna inanırlarmış.

Babaeski’de de Sarı Saltuk’a ait bir ziyaretgâh olduğu tarihî kaynaklarda belirtilmektedir. Ancak, Babaeski’deki makam günümüze ulaşamamıştır. İlçenin doğusunda, Cedid Ali Paşa Camii’nin yakınında bulunan bu makam ve tekke Balkan Savaşı sırasında Bulgarlar tarafından yıkılmıştır.

Dobruca bölgesinin Romanya’da kalan kısmında Babadağ olarak anılan küçük bir kasabada Sarı Saltuk türbesi vardır. Burada yatan kişinin gerçekten de Sarı Saltuk olduğuna dair kaynakları bulunmaktadır. Türbe yakın zamanda bir onarımdan geçirilmiştir. Ancak, bu onarım sırasında türbenin tarihî yapısı kısmen kaybolmuştur. Türbe, bugün de kasabadaki ve çevredeki Türkler tarafından ziyaret edilmektedir. Evliya Çelebi’nin Seyahat-nâme’de büyük bir hayranlıkla anlattığı bu türbe ve tekkeden bugün sadece üzeri kapalı bir mezar kalmıştır. Kasabanın en yaşlı kadını Sıdıka Emriye Hanım eskiden beri türbenin ziyaret edildiğini, kadınların adaklar adadığını anlatıyor. Çocukluğunda  türbe ziyaretinin büyük bir tören şeklinde yapıldığını, Hıristiyanların da türbeyi ziyaret ettiğini belirtiyor.

Kasabadaki bir başka ziyaretgâh olan Koyun Baba’yı Müslümanların yanı sıra Hıristiyanlar da ziyaret etmektedir. Sarı Saltuk türbesini ziyaret eden kadınlar dileklerinin olması için türbede dualar okumakta, mum yakmaktadır. Eve döndükle­rin­de koku çıkarma olarak adlandırdıkları kızgın yağda hamur kızartma işini yapmaktadır. Anadolu’da lokma dökme olarak adlandırılan bu geleneğin Babadağ’da koku çıkarma olarak adlandırılması dikkat çekicidir.

Makedonya Cumhuriyeti’ndeki Ohri şehrinin yaklaşık 30 km. güneyinde Ohri gölünün güney kıyısı üzerinde kurulmuş olan Sveti Naum Manastırındaki şapelde Hıristiyanların Sveti Naum’a ait olduğunu düşünerek ziyaret ettikleri ve sesler geldiğine inanarak dilek tutup kulaklarını dayadıkları bu mezar, geçmişte Türkler tarafından da Sarı Saltuk’un mezarı olarak kabul edilmiş ve saygıyla ziyaret edilmiştir. Tarihte bu mezarın hem Hıristiyanlar hem de Müslüman Türkler tarafından ziyaret edildiği, Hıristiyanların mezarda Sveti Naum’un yattığına inandıkları, Müslüman Türklerin ise mezarda Sarı Saltuk’un yattığına inandıkları araştırmacıların çalışmalarıyla ortaya konulmuştur. Daha sonra Türklerin pek çoğunun bölgeden ayrılmasıyla mezarın Türk ziyaretçilerinin sayısı gittikçe azalmış, zamanla Türkler mezarı ziyarete gitmemeye başlamıştır. Böylece mezar sadece Hıristiyanların ziyaret ettiği bir yer haline gelmiştir.

Zaman zaman Türkiye’de bir kültür mozaiği bulunduğunu bilimsel temele dayanmadan ileri sürenlerin yanıldığını Sarı Saltuk’un tarihî kişiliği, türbe ve makamları ortaya koymaktadır. İster Sünnî, ister Alevî, ister Ortodoks; ister Doğu Anadolulu, ister Batı Anadolulu, ister Balkanlardaki Türkler tarafından büyük bir saygıyla anılan, türbe ve makamları ziyaret edilen Sarı Saltuk birleştirici bir unsur olarak karşımızdadır.

Kaynak: http://turkoloji.cu.edu.tr

Derleyen: Sibel Çağlar

www.yolvemacera.com

Paylaşmak İsterseniz...

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Söylenecek çok şey var ama ne fark eder ki. Yolunu bulmaya çalışan bir yolcu sadece...

Bunlara da Göz Atın

Burnumuzun dibinde bir cennet: Gürle Köyü

İznik Gölü ile Gemlik Körfezi arasında, sırtını yemyeşil Katırlı Dağları’na vermiş huzurlu bir köy Gürle.  …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir